‘Öğrenme Uğraşı’ kitabını okurken kitabın ‘John Bergel’ bölümünde, yazar ‘Cevat Çapan’, John Bergel tarafından yazılan ‘To The Wedding/ Düğüne’ kitabından bahsediyordu.
Kitabı merak ettim ve okumak için satın aldım ve okudum. Çok beğendim, okumanızı tavsiye ederim.
John Bergel ‘in yazdığı ‘Düğüne’ kitabı, 157 sayfa. 2017 yılında beşinci basımı Metis Yayınevi tarafından yapılmıştır. Çevirmeni Cevat Çapan’dır.
İlk sayfa, John Berger’in şu dizeleri ile başlıyor.
Yazın sıcağından yananların ağzına
bir avuç dolusu kar ne güzel
Yelkenleri fora etmeyi özleyen
denizcilere bahar rüzgarları ne güzel
Bir yatakta yatan iki sevgilinin üzerine
tek çarşaf daha da güzel.
Yunanlı kör bir seyyar satıcının hikayesi ile devam ediyor. Kitabın anlatı yapısı, alışılmışın dışında odaklanma istiyor. Hissettirdiği duygular derin. Yazar, olayları farklı karakterlerin gözünden ve şiirsel bir dille aktarıyor.
Kitap çevirisi Cevat Çapan tarafından yapıldığını düşününce, şiirsel dilin aktarımı belkide çevirmenin de etkisiyle bize daha etkili hissettirilmiştir diyorum kendime...
Çünkü, Türk edebiyatında özellikle çağdaş dünya şiirinde, İngiliz/Amerikan edebiyatında ve Yunan/İtalyan şiir tercümelerinde etkili olduğu gibi, bu kitapda da etkisi büyük Cevat Çapan’ın!
Ya sizce?
Bence kesinlikle olmuştur. Çünkü edebi tercümede çevirmen, bu etkisini gösteren temel unsurlar olan orijinal metindeki ses uyumlarını ve yazarın kullandığı metaforları, hedef dilin okuyucusunda da aynı duyguyu uyandıracak şekilde çevirisini yapar.
Cevat Çapan da bir çevirmen olarak, yazarın şiirsel anlatı diline etkisi çok güçlü olduğuna inanıyorum.
Şiirsel ve edebi diliyle öne çıkan eserlerde, çevirmen sadece kelimeleri aktarmaz, eseri kendi dilinde yeniden yaratır. Cevat Çapan da eseri kendi dilinde yeniden yaratmıştır.
Teşekkürler Cevat Çapan.
Kitap kapak resmi Fransız dışavurumcu ressam Marc Chagall'a ait eser. Marc Chagall’ın resimlerinde sıkça görülen "uçan aşıklar", yerçekimine meydan okuyan figürleri vardır. Genellikle Marc Chagall’ın eserlerinde neşe, düğün ritüelleri ve folklorik ögeler görülür ancak Chagall, arka planda hep bir hüzünü de hissettirir. Tıpkı romanın hissettirdiği hüzün gibi.
Bu nedenle, roman kapak resmi ve romanın içeriği derin anlamsal bütünlük içinde ilişkilendirilmiş. John bergel’in kitapta kurduğu, trajik ama bir o kadar da yaşama sevinciyle dolu o büyüleyici dengeyi, Marc Chagall’ın ‘Üç Mum’ tablosu, anlamsal olarak romanın görsel dili olduğunu söyleyebilirim.
Roman, İtalya'daki bir pazarda adak takıları satan kör bir adamın anlatıcılığı etrafında başlar. Bu kör anlatıcı motifi, John Berger’ın ‘Görme Biçimleri’ teorisine derinlikli ve ironik bir ters açı sunduğunu söyleyebilirim.
John Berger, ‘bakışın zıtlık noktası’ görmenin nesnel olmadığını, toplumsal ve kültürel kodlarla şekillendiğini söyler. Bize öğretilenlerle görürüz derken ‘Düğüne’ romanında, kör bir adamın anlatıcı olması, fiziksel gözün gördüğü dünyaya kapalı bir bakış sunar.
Yazar, görsel dünyanın bizi nasıl yanılttığını anlatırken, romandaki kör anlatıcı bu yanılsamayı tamamen devre dışı bırakarak nesnelerin özünü (örneğin adak takılarının taşıdığı inancı ve duyguyu) dokunarak ve hissederek ifade eder.
Kör bir adam giyim kuşamına hiçbir zaman aldırmazlık etmemeli. Etti mi, bundan olmadık anlamlar çıkaranlar olur. Onun için bir kuyumcu gibi giyinir, çarşıda tamata denilen adak takıları satarım.
‘Düğüne’ kitabı, dönemin en acımasız hastalıklarından biri olan AIDS gölgesinde biçimlenen bir aşk, direniş ve veda hikayesidir.
Aids dünyada ilk kez 1981 yılında ABD de tıbbi olarak bir hastalık olarak tanımlanmıştır.
(John Berger, bu romanı yazmaya başladığı dönemde oğlunun karısının HIV pozitif olduğunu öğrenir. Ailece yaşadıkları bu büyük şokla, konuyu kitabınada taşır.) John Berger, bulunduğu zamanın bu öldürücü illetini, zaman zaman sanata dönüştürerek estetik tonlara sahip özgün bir ağıt gibi de aktarır. Dönemin küresel salgını, hem de toplumsal bir gerçeği olan bu hastalığa duyarsız kalmaz. Kitabında ‘seropozitif, HIV, T4, lenfosit, CD4 ’ tıbbi terimleri kullanarak anlatır.
Genç kadının dudağındaki küçük bir uçukla başlayan ve AIDS teşhisiyle damgalanan ve değişen hayatı, hikayenin ana teması olur.
En önemlisi de o yıllarda HIV teşhisi konulan hastalar, özellikle ‘kadınlar’ toplumdan dışlanma, utanç, sosyal damgalanma ile karşı karşıya kalır.
John Bergel romanında, virüsle yaşayan insanların maruz kaldığı damgalamayı, dışlanmayı edebiyatın sınırlarını aşan derin bir tıbbi, sosyolojik ve sanatsal yaklaşımla ele alır.
Ninon: ‘Hastanenin asansöründe insanlar bana bakıyorlar. Ziyaretçiler, temizlikçiler, hastalar, öğrenciler. Hepsi biliyor. Aralarından kendime yol açarak on beşinci katta inmeye çalışırken erkek bir öğrenci 'Orospu!' diye homurdanıyor.’
John Berger romanında, yalnızlık, zaman, insan doğası ve hayatın anlamı üzerine derinlemesine gözlemler de yapmaktadır. Karakterlerin içsel yolculuklarını ve yaşamın karmaşasını okuruna düşündürücü sözleriyle aktarır.
Bir adam Ninon'a sarkıntılık ediyor. "Çek arabanı!" diyor Ninon. Adam, "Ama neden?" diye soruyor. Ninon'un cevabı: "Git başımdan. AIDS'liyim ben./ Beni öyle hızla yere itti ki, şaşkınlıktan başım mozaiklere çarptı. Sanırım kendimi kaybettim, babacağım. Kendime geldiğimde, adam tepemde dikilmiş duruyordu. (...) İmdat! diye bağırdım, ne olur yardım edin!"/ "Bu nedir, biliyor musunuz? diye bağırdı köpekli adam, AIDS'li bir orospu, hastalığı yaymak, bulaştırmak istiyor. Yazar John Berger, bu sosyolojik linç kültürünü romanda doğrudan toplumun yüzüne çarpar nitelikte aktarır.
Romanın ana karekterleri, HIV virüsü taşıyan 24 yaşındaki Ninon ve ona çok aşık olan Gino. Ninon’un babası Jean Ferraro ve annesi Zdena ve kör adam (Çobanakos) dır.
Roman, düğüne doğru yola çıkan farklı karakterlerin yolculukları üzerinden, parçalı bir yapıyla ilerlemektedir.
Baba Jean Feraro demiryolu görevlisi ve motosiklet meraklısı, anne Zdena Slovak bir kadın. Fransa’da tanışırlar. Kızları Ninon altı yaşında iken anne Zdena pasaport sorunu için sekiz yıl ayrı kaldığı ülkesi Britislava’ya gider. Ama tekrar dönemez. Kızı Ninon’u babası büyütür.
Ninon, yazın gittiği bir plaj kentinde orada çalışan bir gençten AİDS hastalığını kapar.
Ninon, İtalya da iş bulur. İtalya da çalışırken dudağındaki uçuk için doktora gittiğinde Aids olduğunu öğrenir. O sırada pazarcı bir İtalyan genç olan Gino, kıza aşık olur ve onunla evlenmek ister. Ninon kabul etmez. Gino israr eder. Kararlıdır. Ninon ve Gino, hastalık ve ölüm gerçekliğine rağmen evlenmeye karar verirler.
Düğün Po nehrinin denize döküldüğü delta da yapılacaktır.
Düğüne baba Jean, motosikleti ile Fransa’dan Po deltasına gelir. Anne Bratislava’dan İtalya’ya/ Venedik’e otobüs yolculuğu yaparak gelir. Oradan da motorla Po nehri deltasındaki köye ulaşır.
Po nehrinin denize döküldüğü delta da düğün pisti kurulur. Damadın müzisyen arkadaşları gelir. Gino’nun halaları, teyzeleri, akrabaları harika yemekler yapar. Normalde mutlu bir son olan düğün, romanda ölüme doğru yapılan bir geçiş ritüeline ve hayatı kutlama çabasına dönüşür. Yada, ölüme gidişin, kaçınılmaz sonun ve hayata vedanın sanatsal bir ağıtına dönüşür.
John Berger kitabında ölüm kesin olsa bile sevginin ve bağlılığın ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini sık sık vurgu yaparken, ölümün bir son olmadığına da inandırır okurlarını. Dışlayıcı sosyolojik sisteme karşı duruşunu da, sevgi eylemiyle ifade eder.
Yazar, soğuk tıbbi gerçekleri romanda birer düz yazı gibi işlerken, düğünü ve aşkı birer şiir gibi aktarır.
Bir parfüm arıyordum, diyor Jean.
Erkek için mi, kadın için mi? Diye soruyor kız.
Genç bir kadın için... kızım için.
Gündüz için mi, gece için mi?
Düğün için.
Una festa di nozze!
Dilsel çatışma düzlemini yada bu iki zıt dil sisteminde, aynı olguları taban tabana zıt şekillerde nasıl anlamlandırdığını yazınsal göstergebilim ışığında şöyle ifade edebilirim.
I.a: Beden Ninon’un. Klinik dil olarak hastalıklı bir beden.
I.b: Yazarın şiirsel anlatısıyla, Ninon’un hasta bedenine sevdiği Gino’nun dokunuşu, Ninon’u ölüme meydan okuyan estetik bir özneye dönüştürür.
Ninon’un dans ettiği ve müzikle bütünleştiği sahneler, vücudundaki virüse karşı bir başkaldırı olur.
II.a: Zaman. Klinik dille anlattığında, ölüme doğru akıyor.
II.b: Yazarın şiirsel anlatısıyla, düğün rütüeli ve dansla doldurulan, zamansızlaşan anlarla hayat devam ediyor
III.a: Düğün, klinik anlatıyla bir hasta için mantıksız bir eylemken,
III.b: Yazarın şiirsel anlatısıyla, insan dayanışmasıyla ‘ölüme karşı’ yapılan bir başkaldırıya dönüşüyor.
IV.a: HIV: Vücudun savunma sistemi olan bağışıklık sistemine zarar veren bir virüs.
IV.b: Yazarın şiirsel anlatısında, aşkın zamansızlığına sızan gölge gibi ifade edilmektedir
Bu anlatılar ışığında, yazar John Bergel’in ‘Düğüne’ kitabı, edebiyatın iyileştirici gücünün en yetkin örneklerinden biridir diyebiliriz.
Kitabın son sayfalarından bir alıntıyla yazımı bitiriyorum.
Müzik duruyor, Gino, Ninon'a bakıyor ve: Mutluluk üstüne tek söz söylemeden bunu gerçekleştirebiliriz, değil mi? diyor.
Ninon duraksıyor, sonra gözleri mutluluktan yaşla dolu, Gino'yu dudaklarından öpüyor.
Sonsuzluktan önce ne yapacağız?
Acele etmeyeceğiz.
Salime Kaman
Ressam Sanat Yazarı
Eylül- Assos 2026