Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komitesi, Türkiye ve dünyadaki politik gelişmeleri değerlendirdiği son toplantısını gerçekleştirdi. Toplantının ardından yapılan açıklamada, "sivil anayasa" tartışmalarına ilişkin “AKP’nin başını çektiği ve Cumhur İttifakı bileşenlerinin de destek verdiği 'yeni anayasa' gündemi, ülkenin demokratikleşmesinin yolunun açılması değil tersinden bizzat Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldıran gerici ve faşist ittifakın iktidarını ifade eden istibdat rejiminin yerleşmesinin arayışıdır.” denildi.

AKP ile normalleşme adımlarına ilişkin ise şunlar kaydedildi:

“AKP-MHP iktidarı, özünde patronların, müteahhitlerin, mafyanın, tarikatların rejiminden başka bir şey değildir. Rant, yağma ve faiz düzeninin devam etmesi için bugün düzenin restorasyonuna sarılan AKP’yle uzlaşmak bu rejime dayanak olmak dışında bir anlama gelmeyecektir. Böylesi bir rejime her türlü meşruiyet atfına neden olabilecek adımlar, ülkenin aydınlık yarınlarına kurulan bir tuzaktır. Bir önceki CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başlatılan helalleşme siyaseti bugün Özgür Özel eliyle yumuşama adıyla yürütülmektedir.

AKP’yle ve bu rejimle helalleşme ya da yumuşama mafyayla, tarikatlarla, müteahhitlerle, patronlarla helalleşme ve yumuşamadan başka bir şey değildir.”

Açıklamada, DİSK’in 1 Mayıs’taki tavrına ilişkin devrimci kamuoyuna özeleştiri vermesi gerektiği vurgulanırken, emperyalizme ve Filistin’in Siyonist İsrail rejimi tarafından işgaline karşı mücadele ve üniversite rektörlerine öğrencilerin "Filistin'le dayanışma boykotu"na engel olunmaması çağrısında bulunuldu.

Açıklamada ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaya konulan, laikliği ve bilimi dışlayan yeni müfredata ilişkin "Halkın çoğunluğu temsil etmeyen ve marjinal tarikatların bakış açısıyla ülkemizin gençliği eğitilemez!" denilirken; halkın parasını ve kamu kaynaklarını yağmalayan, lüks makam araçları ve konaklamalar ile gündeme gelen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın istifa etmesi gerektiği vurgulandı.

TKH MK, açıklamada Laiklik Meclisi’ni selamlarken, yurttaşları “30 Haziran Laiklik Yürüyüşü”nün örgütlenmesine çağırdı.

TKH MK tarafından “İstibdat rejimi ile helalleşmeye de yumuşamaya da hayır!” başlığıyla yayımlanan açıklamanın tamamında şu ifadeler yer aldı:

Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komitesi toplanmış ve aşağıda yer alan gündemleri değerlendirmiştir.

Vahap Seçer; İktidar Kapısının Anahtarı Belediye Başkanlarının Elindedir Vahap Seçer; İktidar Kapısının Anahtarı Belediye Başkanlarının Elindedir

12 Eylül ruhunu taşıyan istibdat rejiminden “sivil anayasa” beklenemez!

AKP’nin başını çektiği ve Cumhur İttifakı bileşenlerinin de destek verdiği “yeni anayasa” gündemi, ülkenin demokratikleşmesinin yolunun açılması değil tersinden bizzat Cumhuriyet’in kazanımlarını ortadan kaldıran gerici ve faşist ittifakın iktidarını ifade eden istibdat rejiminin yerleşmesinin arayışıdır. İstibdat rejiminin kendi anayasasını oluşturma hedefi bugün “sivil anayasa” diye propaganda edilmektedir. Ancak gerici AKP ile faşist MHP’nin ittifakıyla şekillenen istibdat rejimi, özünde 12 Eylül askeri faşist cuntasının sentetik olarak ürettiği Türk-İslâm ideolojisinin tecelli etmiş hali olarak karşımızda durmaktadır. 12 Eylül faşist askeri darbesinin ruhunu taşıyan bir rejimden “sivil anayasa” beklemek tam bir polyanacılıktır.

“Sivil anayasa” adı altında Türk-İslâm sentezi diye sunulan 12 Eylül ruhunu topluma dayatan bu gerici-faşist rejimin, her şeyden önce doğrudan sermaye sınıfının çıkarlarını temsil ettiği ayrıca özel olarak belirtilmelidir. 24 Ocak kararlarını yaşama geçiren, ardından neo-liberal siyasetle ülkenin bütün değerlerini emperyalist tekellere peşkeş çeken ve ülkeyi emperyalizmin pazarı haline getiren Özal döneminin önünü açan 12 Eylül cunta zihniyetinin devamı bugün AKP ve MHP tarafından temsil edilmektedir. 22 yıllık iktidar pratiği, AKP’nin demokratik, sivil, özgürlükçü, hukuk devleti normlarıyla barışık, hukukun üstünlüğünü tanıyan bir iktidar olmadığını göstermektedir. Hatta tersinden adaletsizlik, hukuksuzluk, baskı, gericilik ve emek düşmanlığı gibi başlıklar büyük birer gerçeklik olarak yaşanmaya devam etmektedir.

Komünistler olarak böylesi bir rejimin meşruiyet arayışına kökten hayır derken, 12 Eylül ruhunu temsil edenlerin “sivil anayasa” söylemlerinin tam bir aldatmaca olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz. Kaldı ki, komünistler gerici, emek düşmanı ve işbirlikçi sermaye düzenine onay verecek hiçbir düzlemi de meşru görmezler.

AKP ile uzlaşmaya, helalleşme ve yumuşamaya hayır!

Ekonomik kriz içinde bulunan sermaye düzeni bugün büyük bir sıkışma yaşamakta ve 22 yıllık siyasal İslâmcı rejim büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya bulunmaktadır. Ekonomik krizin bedelini emekçilere ödeten ve ülkeyi doğrudan yabancı sermayeye bağımlı hale getiren iktidar, aynı zamanda dış politikada büyük hataların bedelini Türkiye’ye ödetmektedir. Sermaye devletinin merkezileşmesi anlamına gelen başkanlık rejimi de siyasal İslâmcı AKP’yi kurtaramamış, istibdat rejimi yeni bir restorasyon ihtiyacı ile karşı karşıya kalmıştır.

AKP-MHP iktidarı, özünde patronların, müteahhitlerin, mafyanın, tarikatların rejiminden başka bir şey değildir. Rant, yağma ve faiz düzeninin devam etmesi için bugün düzenin restorasyonuna sarılan AKP’yle uzlaşmak bu rejime dayanak olmak dışında bir anlama gelmeyecektir. Böylesi bir rejime her türlü meşruiyet atfına neden olabilecek adımlar, ülkenin aydınlık yarınlarına kurulan bir tuzaktır. Bir önceki CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başlatılan helalleşme siyaseti bugün Özgür Özel eliyle yumuşama adıyla yürütülmektedir.

AKP’yle ve bu rejimle helalleşme ya da yumuşama mafyayla, tarikatlarla, müteahhitlerle, patronlarla helalleşme ve yumuşamadan başka bir şey değildir.

Laikliği ve bilimi dışlayan yeni müfredata hayır!

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla gündeme getirilen yeni müfredat, en başta laikliği ve bilimi yok sayan bir zihniyetin ürünüdür. Laikliği ortadan kaldırma niyetlerinin gizlenerek hazırlandığı yeni müfredat, laik eğitimden vazgeçilmesinin adımıdır. Doğaldır ki, böylesi bir adım aynı zamanda bilimsel eğitimden ve bilimden de vazgeçilmesi anlamına gelecektir. Bu ülkenin büyük ve mutlak çoğunluğunun savunduğu laikliğe aykırı bu adım derhal geri çekilmeli, tarikat ve cemaatlere alan açmaktan başka bir niteliğe sahip olmayan Milli Eğitim Bakanı tam da bu müfredat girişimi nedeniyle görevden alınmalıdır. Halkın çoğunluğu temsil etmeyen ve marjinal tarikatların bakış açısıyla ülkemizin gençliği eğitilemez!

Diyanet İşleri Başkanı istifa etmelidir!

Elinden kılıçla camilerde hutbe okuyan Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı’na layık olacak bir bilgi birikiminden yoksun olduğu gibi aynı zamanda halkın vergileriyle bütçesi oluşturulan bir kamu kurumunun başında bulunabilecek bir liyakata da sahip değildir. Halkın parasıyla lüks makam araçlarını binen ve lüks konaklamalarla Diyanet’i de yağmanın ve kamu kaynaklarını sömürmenin alanı haline getiren Ali Erbaş Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan istifa etmelidir. Milyonlarca insanın açlık sınırının altında maaş aldığı bir ülkede lüks içinde yaşayan Diyanet İşleri Başkanı’na hayır!

DİSK özeleştiri vermelidir

1 Mayıs’ta başta emekçiler olmak üzere halkı alanlara çağıran ancak bırakın Taksim Meydanı’nın açılmasına yönelik bir kararlılığı göstermeyi, Saraçhane Meydanı’nda konuşma bile yapmadan bırakıp giden DİSK başta olmak üzere sendika ve oda yönetimleri bu tablonun özeleştirisini sol ve devrimci kamuoyuna vermelidir.

İşçi sınıfının, sendikaların ve emek dostlarının birliği ve dayanışmasını örmek en başta DİSK’in görevi ve sorumluluğudur. Bu görev ve sorumluluğu yerine getirmeyen DİSK’in tarihine yakışmayan bu adım, büyük bir siyasal sorumsuzluk olarak görülmeli, DİSK yönetimi bundan sonrası için gereğini yerine getirmelidir. Türkiye işçi sınıfının şanlı mücadelesinin bir mevzisi olan DİSK’in devrimci tarihinin sorumluluğunu taşımak ciddiyet ve sorumluluk gerektirmektedir.

Filistin halkıyla direniş büyütülmeli, emperyalizm karşıtlığı öne çıkarılmalıdır! Bütün üniversite rektörlerini boykota çağırıyoruz!

Filistin’in, emperyalizminin ileri karakolu ve taşeronu Siyonist İsrail rejimi tarafından işgaline karşı mücadele büyütülmelidir. Filistin sorunu, siyasal İslâmcı bir örgüt olan Hamas’la eşitlenemeyeceği gibi bir İslâmcılık sorunu da değildir. Önce Nazizmin ve sonra emperyalizminin taşeronu ve ortağı olan siyasal İslâmcılığın Filistin sorunu konusunda tutumu samimi değildir.

Emperyalizme ve NATO’ya hayır diyemeyen ve tersinden işbirliğini sonuna kadar yürüten siyasal İslamcılık hem tarihi olarak hem de güncel olarak bir kez daha çelişkili bir tutum içindedir. Bugün Gazze’nin işgal edilmesinin yolu, Büyük Ortadoğu Projesi’yle açılmıştır. Dün BOP eş başkanlığını yürütenlerin ve bunu alkışlayanların bugün Filistin ve Gazze konusunda ortaya koydukları hamasi tutum, timsah gözyaşları dökmekten başka bir şey değildir.

Filistin sorununun ana nedeni emperyalizmdir.

ABD ve Avrupa’daki üniversitelerde yükselen Filistin Dayanışma eylemlerine yönelik ABD devletinin baskısını YÖK talimatıyla kınayan bütün üniversite senatolarına buradan samimiyet çağrısı yapıyoruz: Eğer samimiyseniz bütün üniversitelerde gençliğin Filistin halkı ile dayanışma eylemlerine ve “Filistin için Dayanışma Boykotu” çağrısına engel olmayın yeter!

Laiklik Meclisi’ni selamlıyoruz, “30 Haziran Laiklik Yürüyüşü”nün örgütlenmesine bütün yurttaşları çağırıyoruz

2 Temmuz Sivas Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle Laiklik Meclisi tarafından ilan edilen, gericiliğe ve karanlığa karşı 30 Haziran’da düzenlenecek olan Laiklik Yürüyüşü’ne buradan desteğimizi açıklıyor ve bütün ilerici, Cumhuriyetçi ve yurtsever yurttaşlarımızı bu çağrıya katılmaya davet ediyoruz.

Türkiye Komünist Hareketi

Merkez Komitesi

Editör: Haber Merkezi