Özgür Özel’in “delege sistemini terk ediyoruz, genel başkanı üyeler seçecek” açıklamasıyla başlayan YENİ Parti kongre süreci 22 Ağustos’ta resmen başladı. 26 Ağustos’ta üyelik listeleri askıya çıktı; 12 Eylül’de ilçe, 18 Ekim’de il seçimleri başlayacak ve sürecin 27 Ekim’e kadar tamamlanması hedefleniyor. Parti, üyelerin doğrudan katılımını merkeze alan yeni bir örgütlenme modeli vaat ediyor. Ancak asıl soru şu: Hızlı biçimde kurulan ve kısa sürede ülke çapında örgütlenmeye çalışan YENİ Parti, bu takvimi gerçekten demokratik, şeffaf ve katılımcı bir sürece dönüştürebilecek mi? YENİ Parti, 24 Temmuz 2026’da Özgür Özel ve 91 milletvekilinin CHP’den ayrılmasıyla kuruldu. Partinin kuruluşunun üzerinden henüz çok kısa bir süre geçmişken örgütlenme ve kongre takviminin açıklanması, partinin yalnızca Meclis grubu oluşturan bir siyasi yapı olarak kalmayacağını, ülke genelinde tabana dayalı bir örgütlenme kurmayı hedeflediğini gösteriyor. Ancak önümüzdeki dönem YENİ Parti açısından yalnızca teşkilatların oluşturulacağı bir dönem olmayacak. Aynı zamanda partinin kendisini tanımlayacağı, siyasal kimliğini netleştireceği ve kuruluş iddiası olan “yeni siyaset” anlayışını kendi örgütünde sınayacağı bir dönem olacak. Partinin açıkladığı modelde en dikkat çekici unsur ise delegeler yerine üyelerin doğrudan karar mekanizmasına taşınması. Takvim başladı: İlk kritik eşik üyelik listeleri YENİ Parti'nin açıkladığı takvime göre kongre süreci 22 Ağustos’ta başladı. 26 Ağustos’a kadar partiye üye olanların kongrelerde oy kullanabilmesi öngörüldü. Üye çizelgelerinin ilçe başkanlıklarında askıya çıkarılmasıyla birlikte üyelerin isimlerini kontrol etmesi ve varsa itirazlarını yapması için süreç de başlamış oldu. Bundan sonraki en önemli tarih 12 Eylül. İlçe başkanlığı seçimlerinin bu tarihten itibaren gerçekleştirilmesi planlanıyor. İl seçimlerinin ise 18 Ekim’de başlaması ve il kongrelerinin 27 Ekim’e kadar tamamlanması hedefleniyor. Kongrelerin ardından ilk büyük kurultayın tarihi Parti Meclisi tarafından belirlenecek. Partinin kuruluş kurultayının kasım ayında yapılması bekleniyor. Dolayısıyla YENİ Parti’nin önünde birkaç ay içerisinde tamamlaması gereken son derece yoğun bir örgütlenme takvimi bulunuyor. YENİ Parti’nin iddiası: “Delegeler değil, üyeler karar verecek” YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 4 Ağustos’ta partisinin TBMM’deki ilk açık grup toplantısında örgütlenme modelinin temelini açıkladı. Özel, klasik delege sisteminin yerine doğrudan üyelerin katılımını esas alan bir yapı kurulacağını söyledi. Partinin açıklamasına göre ilçe başkanı, il başkanı ve genel başkan doğrudan üyelerin oylarıyla belirlenecek. Delegelik ise Siyasi Partiler Kanunu'nun zorunlu tuttuğu teknik bir mekanizma olarak devam edecek. Özel ayrıca parti yöneticileri için en fazla üç dönem görev yapma kuralından söz etti. Genel başkanlık açısından ise daha iddialı bir siyasi sorumluluk modeli ortaya koydu: Özel, genel başkanlığı döneminde girilen yerel veya genel seçimde YENİ Parti birinci parti olamazsa yeniden aday olmayacağını açıkladı. Bu açıklamalar, YENİ Parti’nin kendisini yalnızca yeni bir parti olarak değil, parti içi siyasetin işleyişini değiştirme iddiasındaki bir yapı olarak konumlandırdığını gösteriyor. Peki mevcut hukuk ne diyor? Burada YENİ Parti'nin modeli ile Türkiye'deki siyasi parti mevzuatı arasındaki ilişki önem kazanıyor. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 20. maddesi, ilçe kongrelerinin parti üyelerinin seçtiği ve sayısı 400'ü aşmayan delegelerden oluşmasını öngörüyor. Kanunun 21. maddesi ise siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il ve büyük kongre delegelerinin seçimlerinin yargı gözetiminde, gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılmasını düzenliyor. Kullanılacak üye listelerinin de kongreden önce ilgili seçim kurullarına verilmesi gerekiyor. Dosyada yer alan mevzuat hükümleri de bu çerçeveyi açık biçimde ortaya koyuyor. Dolayısıyla YENİ Parti’nin “üyelerin doğrudan seçmesi” modeli, yasal zorunluluklarla birlikte uygulanacak. Buradaki kritik nokta şu: Üyelerin doğrudan oy kullanması tek başına demokratik katılımın garantisi değil. Demokratik bir parti içi seçim için üyelerin kim olduğu, üyeliklerin nasıl yapıldığı, listelerin nasıl oluşturulduğu, itirazların nasıl değerlendirildiği, adayların kendilerini nasıl ifade edebildiği, seçim güvenliğinin nasıl sağlandığı ve adaylar arasında eşit koşulların oluşturulup oluşturulmadığı da belirleyici olacak. İlk sınav: Üyelik listeleri YENİ Parti'nin demokratik katılım iddiası açısından ilk ciddi sınav aslında sandık kurulmadan önce başladı. Çünkü kongrede kimlerin oy kullanacağı, üyelik listelerinin nasıl oluştuğu üzerinden belirlenecek. Partinin açıklamasına göre 26 Ağustos’a kadar üye olanlar kongrelerde oy kullanabilecek. Üye listeleri askıya çıkarılacak ve isimleri listede bulunmayan üyelerin 7 Eylül’e kadar itiraz edebilmesi öngörülüyor. Bu aşamada şeffaflık kritik önem taşıyor. Bir üyenin; üyeliğinin sisteme doğru işlenip işlenmediğini, isminin listede bulunup bulunmadığını, itirazının hangi yöntemle yapılacağını, itirazın kim tarafından ve hangi kriterlerle değerlendirileceğini bilmesi gerekiyor. Çünkü sandığın demokratik olması kadar, sandığa kimlerin gidebildiğinin belirlenmesi sürecinin de demokratik olması gerekiyor. Yasal delege başka, siyasi delege başka Dosyada yer alan değerlendirmede önemli bir başka noktaya da dikkat çekiliyor. Siyasi Partiler Kanunu, ilçe kongrelerinin delegelerden oluşmasını öngörüyor. YENİ Parti ise delegeliği mümkün olduğunca teknik bir konuma çekerek, esas siyasi iradenin doğrudan üyeler tarafından ortaya konulmasını hedefliyor. Bu, Türkiye'deki geleneksel parti örgütlenmesine yönelik önemli bir eleştiri. Çünkü klasik modelde parti içindeki güç dengeleri çoğu zaman yalnızca üyelerin toplam iradesiyle değil, delege ağları, örgüt yöneticileri, siyasi aktörler ve yerel güç ilişkileri üzerinden şekillenebiliyor. YENİ Parti'nin iddiası ise bu mekanizmayı tersine çevirmek. Örgüt yönetimini belirleyen temel aktörün delege değil, doğrudan üye olması. Bu nedenle 12 Eylül'den itibaren yapılacak seçimler, açıklanan modelin gerçek anlamda uygulanıp uygulanmadığının ilk göstergesi olacak. “Ön seçim” modeli nasıl işleyecek? Partinin il ve ilçe seçimlerinde açıklanan sistem geleneksel kongrelerden farklı bir aşama içeriyor. Önce üyelerin tamamının katıldığı bir seçim veya temayül benzeri süreç gerçekleştirilecek. Ardından kongrede resmi seçim yapılacak. Parti yönetiminin açıklamalarına göre amaç, üyelerin iradesinin kongrede ortaya çıkacak yönetim listelerine doğrudan yansıması. Dosyada yer alan parti yöneticilerinin değerlendirmelerinde de bu modelin özellikle vurgulandığı görülüyor. İl ve ilçe başkanları, ilk kez il başkanlarının belirlenmesi sırasında ilçelerde sandık kurulmasının aynı zamanda seçim güvenliği açısından bir prova olacağını ifade ediyor. Bu yaklaşımın siyasi açıdan önemli bir sonucu olabilir. Çünkü parti yalnızca kendi yöneticilerini seçmeyecek; aynı zamanda Türkiye'yi yönetme iddiasındaki bir siyasi hareket olarak kendi içinde nasıl seçim yaptığını da topluma gösterecek. “Tabanın dediği yönetime yansıyacak” YENİ Parti yöneticilerinin açıklamalarında öne çıkan temel iddia, üyelerin kongrede yalnızca birkaç yılda bir oy kullanan pasif parti üyeleri olmaktan çıkarılması. Parti yöneticileri, mahalle ve ilçe meclisleri gibi yeni örgütlenme modelleri üzerinde çalıştıklarını, üyelerin karar alma süreçlerine daha fazla katılmasını amaçladıklarını belirtiyor. Bu model hayata geçirilebilirse parti örgütü açısından önemli bir dönüşüm anlamına gelebilir. Çünkü burada hedeflenen yalnızca: “Üye sandığa gelsin ve başkan seçsin.” değil. Daha ileri bir iddia var: “Üye parti siyasetinin sürekli aktörü olsun.” Bu ikisi arasında ciddi bir fark bulunuyor. Demokrasi yalnızca seçim günü ölçülmez YENİ Parti'nin önündeki en önemli meselelerden biri de tam olarak burada başlıyor. Bir partinin demokratik olup olmadığını yalnızca seçim günü sandıkta kaç kişinin oy kullandığı belirlemez. Asıl soru şudur: Üye, seçimden önce ve seçimden sonra ne kadar söz sahibidir? Adayların kendilerini tanıtabilmesi için eşit imkan var mı? Parti içindeki farklı görüşler rahatça ifade edilebiliyor mu? Yönetimin politikalarına yönelik eleştiriler örgüt içinde karşılık buluyor mu? Muhalif görüşteki üyeler dışlanmadan siyaset yapabiliyor mu? Adaylar arasında ekonomik, örgütsel veya medya erişimi bakımından büyük eşitsizlikler oluşuyor mu? Kongre divanları gerçekten tarafsız hareket edebiliyor mu? İtiraz mekanizmaları etkin biçimde çalışıyor mu? Bunlar cevaplanmadan yalnızca “doğrudan üyeler seçiyor” demek, demokratik katılımın bütününü açıklamaya yetmez. YENİ Parti’nin ikinci sınavı: Eleştiriye ne kadar açık olacak? Değerlendirmelerde YENİ Parti açısından dikkat çekilen bir başka başlık da eleştiri kültürü. Yeni bir siyasi hareketin yalnızca kendisini destekleyen görüşleri değil, kendisine yöneltilen eleştirileri de dinlemesi gerektiği vurgulanıyor. Çünkü çoğulcu siyasetin kendisini dışarıdan gelen farklı fikirlerle yenileyebileceği savunuluyor. Bu tartışma, parti içi demokrasi açısından da belirleyici. Çünkü parti dışından gelen eleştiriye tahammül edemeyen bir siyasi yapının, parti içerisinde farklı görüşlerin gelişmesine ne kadar alan açabileceği de sorgulanır. Dolayısıyla YENİ Parti'nin önündeki demokratikleşme sınavı yalnızca sandıkla sınırlı değil. Eleştiriye tahammül, farklı görüşlerin örgütlenmesine izin verme ve karar alma süreçlerini çoğullaştırma da bu sınavın parçası. “Yeni” olmak yalnızca eski partilerden ayrılmak mı? YENİ Parti'nin kuruluşuyla birlikte kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de partinin siyasal kimliği. Bazı değerlendirmelerde, yeni bir siyasi partinin öncelikle kendisini mevcut siyasi yapılardan hangi özellikleriyle ayırdığını ortaya koyması gerektiği savunuluyor. Partinin nerede durduğu, kimler adına siyaset yaptığı, hangi değerleri savunduğu ve Türkiye'nin temel meselelerine nasıl yaklaştığı gibi soruların ertelenmemesi gerektiği belirtiliyor. Bu tartışma YENİ Parti açısından özellikle önemli. Çünkü parti, CHP'den ayrılan geniş bir milletvekili grubuyla kuruldu. Kuruluşun ardından Meclis'te ana muhalefet konumuna gelmesi, partinin yalnızca yeni bir örgüt değil, doğrudan iktidar iddiası taşıyan büyük bir siyasi aktör olarak ortaya çıkmasına yol açtı. Bu nedenle “Biz neyiz?” sorusu, yalnızca akademik bir tartışma değil. Partinin seçmen nezdindeki kimliğini doğrudan belirleyecek bir mesele. “Zamanı değil” yaklaşımı tartışması Yapılan bazı değerlendirmelerde, partinin siyasal kimliği konusunda bazı temel soruların “şimdilik tartışılmaması gereken konular” olarak görülmesinin eleştirildiği görülüyor. Bu görüşe göre bir siyasi parti, önce örgütünü kurup güçlendirdikten sonra kimlik tartışmasına girmek yerine, daha kuruluş aşamasında kim olduğunu anlatmak zorunda. Çünkü siyasal kimlik boş bırakıldığında, bu boşluğu rakipler, medya veya seçmenin geçmişten taşıdığı siyasi çağrışımlar doldurabilir. Burada YENİ Parti'nin önündeki temel sorunlardan biri de ortaya çıkıyor: Parti yalnızca “neye karşı olduğunu” değil, “neyi savunduğunu” da anlatmak zorunda. Toplumdaki değişim talebi partiyi nereye taşıyacak? Değerlendirmelere göre YENİ Parti'ye yönelik ilginin arkasında yalnızca mevcut siyasi yapılara yönelik tepki değil, daha geniş bir değişim talebi bulunuyor. Bu talebin ortak paydası olarak ise; daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, eşit yurttaşlık, hukuk, temel hak ve özgürlükler öne çıkarılıyor. Bu yaklaşımın parti programı, kadroları ve günlük siyasi pratiğiyle tutarlı hale getirilmesi ise önümüzdeki dönemin temel meselelerinden biri olacak. Çünkü bir siyasi hareketin kendisini “yeni” olarak tanımlaması tek başına yeterli değil. Yeni siyaset iddiasının, örgütlenme biçiminden aday belirleme yöntemine, parti içi tartışmalardan liderlik anlayışına kadar bütün yapıya yansıması gerekiyor. 400 bin üyelik eşiği ve hızlı büyüme YENİ Parti'nin örgütlenme süreci, aynı zamanda hızlı bir büyüme iddiasıyla ilerliyor. Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin 24 Ağustos'ta açıkladığı rakamlara göre YENİ Parti'nin üye sayısı yaklaşık 400 bine ulaşmış durumda. Emre, 26 Ağustos'a kadar üye olanların kongrelerde oy kullanabilmesi nedeniyle yurttaşlara üyelik çağrısını yineledi. Bu rakam, birkaç hafta içerisinde kurulmuş bir siyasi parti açısından örgütlenme kapasitesinin ne kadar hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Ancak aynı zamanda önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: 400 bin kişilik bir tabanın iradesi, kısa bir zaman diliminde gerçekten sağlıklı ve şeffaf biçimde sandığa nasıl yansıtılacak? Bu sorunun yanıtı, YENİ Parti'nin kuracağı dijital ve fiziki üyelik sistemleri, liste kontrol mekanizmaları, itiraz süreçleri ve kongre organizasyonlarının niteliğinde yatacak. Hızlı örgütlenmenin avantajı ve riski YENİ Parti açısından hızlı örgütlenmenin önemli bir avantajı var. Henüz parti kültürü tamamen kalıplaşmış değil. Eski ilişkiler ağları, yıllar içerisinde oluşmuş delege yapıları ve yerleşik örgüt hiyerarşileri henüz tam anlamıyla oluşmuş değil. Bu durum, gerçekten yeni bir örgütlenme modelinin kurulabilmesi açısından önemli bir fırsat. Ancak aynı durum bir risk de taşıyor. Çok kısa zamanda çok sayıda insanın partiye katılması; üyeliklerin sağlıklı denetlenmesini, adayların tanınmasını, yerel örgütlerin birbirini tanımasını, parti içi tartışma kültürünün oluşmasını, kongre süreçlerinin olgunlaşmasını zorlaştırabilir. Dolayısıyla hız ile demokrasi arasında bir denge kurulması gerekiyor. Parti içi “mutfak” meselesi Dikkat çekilen önemli noktalardan biri de partinin yalnızca liderlik ve örgütlenme üzerinden değil, güçlü bir fikri ve politik mutfak üzerinden kendisini geliştirmesi gerektiği. YENİ Parti'nin Türkiye'nin temel sorunlarına ilişkin politikalarını üretmesi, farklı görüşlerin tartışılmasına imkan vermesi ve entelektüel kapasitesini örgütlü hale getirmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu konu parti içi demokrasiyle de doğrudan bağlantılı. Çünkü güçlü bir parti içi demokrasi yalnızca sandık kurmakla değil, fikirlerin yarışabilmesiyle mümkün. Eğer üyeler yalnızca liderin veya yönetimin belirlediği politikaları onaylayan bir konuma indirgenirse, doğrudan seçim modeli zamanla biçimsel bir demokrasiye dönüşebilir. Buna karşılık farklı fikirlerin örgüt içinde serbestçe yarışması, parti politikalarının tabandan yukarı doğru şekillenmesine imkan sağlayabilir. Seçim güvenliği: YENİ Parti kendi “provasını” yapacak YENİ Parti yöneticileri, özellikle il ve genel başkanlık seçimlerinde her ilçeye sandık kurulacağını belirtiyor. Bu sistem, parti açısından yalnızca bir örgüt seçimi değil, aynı zamanda seçim güvenliği deneyimi olacak. Parti yöneticilerinin ifadeleriyle bu seçimler bir anlamda Türkiye'yi yönetme iddiasındaki bir siyasi hareketin kendi içerisinde adil ve demokratik seçim yapabildiğini gösterme fırsatı taşıyor. Bu nedenle seçim sürecinin; sandık güvenliği, oy sayımı, tutanakların paylaşılması, itirazların değerlendirilmesi ve sonuçların açıklanması gibi aşamalarının tamamı kamuoyu açısından önem taşıyacak. YENİ Parti'nin “yeni siyaset” iddiasının en görünür sınavlarından biri de burada verilecek. Takvim demokratik katılım için yeterli mi? Burada haberin başlığındaki soruya dönmek gerekiyor: YENİ Parti'nin kongre takvimi demokratik katılımı sağlayabilir mi? Evet, sağlayabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi takvimden çok uygulamaya bağlı. 22 Ağustos'ta başlayan ve ekim sonunda il kongrelerini tamamlamayı hedefleyen takvim, oldukça sıkışık. Bu nedenle demokratik katılımın sağlanabilmesi için birkaç temel koşulun yerine getirilmesi gerekiyor: 1. Üyelik listeleri şeffaf olmalı Her üye kendi kaydını kolayca kontrol edebilmeli. 2. İtiraz mekanizması gerçek anlamda çalışmalı Listelerdeki hatalar hızlı, tarafsız ve denetlenebilir biçimde giderilmeli. 3. Adaylar eşit koşullarda yarışmalı Parti yönetimlerinin desteklediği isimlerle diğer adaylar arasında örgütsel imkan bakımından uçurum oluşmamalı. 4. Eleştiriye alan açılmalı Adayların parti yönetimini ve birbirlerini eleştirebilmesi demokratik yarışın doğal parçası kabul edilmeli. 5. Sandık güvenliği sağlanmalı Oy kullanma ve sayım süreçleri mümkün olduğunca şeffaf yürütülmeli. 6. Sonuçlar denetlenebilir olmalı Sandık sonuçlarının tutanaklarla açıklanması, itirazların gerekçeli biçimde karara bağlanması güveni artıracaktır. 7. Üye kongreden sonra da söz sahibi olmalı Asıl demokratikleşme, seçim bittikten sonra başlayacak. Asıl sınav 12 Eylül’de başlayacak YENİ Parti'nin kuruluş aşamasındaki en büyük avantajlarından biri, kendisini mevcut siyasi partilerden farklılaştırma imkanına sahip olması. En büyük riski ise bu farklılık iddiasının yalnızca söylem düzeyinde kalması. Parti yöneticileri, üyeyi yalnızca kongrede oy kullanan kişi olmaktan çıkarıp karar süreçlerinin aktif unsuru haline getirmek istediklerini söylüyor. Bu hedef gerçekleşirse Türkiye'deki parti örgütlenmesi açısından önemli bir deneyim ortaya çıkabilir. Ancak bunun için üyelerin yalnızca “seçmen” değil, gerçekten “söz sahibi” olması gerekiyor. 12 Eylül'de ilçe seçimleri başladığında ortaya çıkacak tablo bu açıdan ilk somut gösterge olacak. Kaç aday yarışacak? Farklı görüşler ne kadar rahat ifade edilecek? Üyeler gerçekten özgür iradeleriyle mi oy kullanacak? Yönetimlerin desteklediği adaylarla diğer adaylar arasında eşitlik sağlanacak mı? Sonuçlar ne kadar şeffaf açıklanacak? İtirazlar nasıl değerlendirilecek? Bu soruların cevapları, YENİ Parti'nin “yeni siyaset” iddiasının gerçek karşılığını gösterecek. “Yeni parti”den “yeni siyasete” geçiş YENİ Parti'nin önünde aslında iki ayrı yol bulunuyor. Birinci yol, Türkiye siyasetinde yeni bir parti kurmak ama zaman içerisinde eski parti kültürlerinin benzerlerini yeniden üretmek. İkinci yol ise gerçekten yeni bir siyasi kültür oluşturmaya çalışmak. İkinci yol çok daha zor. Çünkü bunun için yalnızca liderin değişmesi yetmiyor. Örgütün değişmesi gerekiyor. Üyenin konumunun değişmesi gerekiyor. Aday belirleme yönteminin değişmesi gerekiyor. Eleştiriye yaklaşımın değişmesi gerekiyor. Parti içindeki güç ilişkilerinin değişmesi gerekiyor. Ve en önemlisi, siyasi kararların yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya da akabilmesi gerekiyor. Sonuç: Sandık kurulacak, şimdi sıra sözün gerçekten tabana verilmesinde YENİ Parti'nin önündeki kongre süreci, Türkiye'deki diğer siyasi partilerden farklı bir örgütlenme modeli oluşturma iddiası açısından önemli bir deneyim olacak. Partinin 4 Ağustos'ta açıkladığı doğrudan üyelik modeli, 22 Ağustos'ta başlayan kongre takvimi ve 26 Ağustos'ta üyelik listelerinin askıya çıkarılması bu iddianın ilk somut adımları. Ancak demokratik siyaset yalnızca üyeye sandık göstermekten ibaret değil. Üyeye söz vermek, eleştiriye alan açmak, farklı adayların yarışmasını sağlamak, karar süreçlerini şeffaflaştırmak ve seçimden sonra da tabanın iradesini korumak gerekiyor. YENİ Parti gerçekten bunu başarabilirse, kuruluşunun üzerinden yalnızca birkaç ay geçmiş bir parti olmanın ötesine geçerek Türkiye'deki parti içi demokrasi tartışmasına yeni bir model sunabilir. Başaramazsa, “delege sistemini terk ediyoruz” söylemi yalnızca örgütsel bir yenilik olarak kalabilir. Bu nedenle YENİ Parti'nin gerçek sınavı kongre takvimini tamamlamak değil; o takvimi ne kadar demokratik tamamladığı olacak. 12 Eylül'de sandıklar kurulacak. Ama asıl soru sandıkta kimin kazanacağı değil: YENİ Parti'de gerçekten üyenin mi kazanacağı. DİPNOT: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, siyasi partilerin ilçe kongrelerinden en az 15 gün önce, kongreye katılacak parti üyelerini belirleyen listelerin ilgili ilçe seçim kurulu başkanlığına iki nüsha halinde sunulması gerekiyor. Bununla birlikte kongrenin gündemi, yeri, günü ve saati ile çoğunluk sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin bilgilerin de seçim kuruluna bildirilmesi zorunlu. Seçim kurulu başkanı tarafından onaylanan liste ve kongreye ilişkin diğer bilgiler, kongreden en az 7 gün önce parti teşkilatında ilan ediliyor. Haber Metnini Hazırlayanlar: Av. Mengücek Gazi Çıtırık ve Güven Boğa