Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimiz dönemde Türkiye’nin önündeki temel mesele, Cumhuriyet’i yalnızca tarihsel bir kazanım olarak anmak değil; onun kuruluş felsefesini günümüzün toplumsal, ekonomik ve siyasal koşulları içerisinde yeniden yorumlamaktır. Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Av. Ümit Uysal’ın kaleme aldığı “21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet”, tam da bu arayışın ürünü olan bir çalışma niteliği taşımaktadır.

Cumhuriyet Kitapları tarafından 2024 yılında yayımlanan 112 sayfalık eser; Türk Devrimi, Kemalist Devrim veya Cumhuriyet Devrimi olarak adlandırılan tarihsel dönüşümün temel ilkelerini, ortaya çıktığı siyasal ve toplumsal koşulları ve kurucu kadronun düşünce dünyasını ele almaktadır. Kitap, Cumhuriyet’in kuruluş çizgisinden uzaklaşılmasının Türkiye’yi otoriter bir eksene sürüklediği tespitinden hareket ederek ülkenin rotasını “yeniden Cumhuriyet” olarak belirlemektedir.

Ancak buradaki “yeniden” kavramı, yüz yıl öncesinin koşullarına mekanik biçimde dönme çağrısı olarak anlaşılmamalıdır. Cumhuriyet’i yeniden kurmak; onun bağımsızlıkçı, laik, halkçı, kamucu ve aydınlanmacı özünü koruyarak 21. yüzyılın ihtiyaçlarına yanıt verecek yeni bir demokrasi ve kalkınma programı geliştirmek anlamına gelmektedir.

Cumhuriyet Bir Hatıra Değil, Gelecek Programıdır

Cumhuriyet çoğu zaman yalnızca belirli günlerde hatırlanan, törenlerde anılan ve tarih kitaplarında anlatılan bir yönetim değişikliği olarak ele alınmaktadır. Oysa Cumhuriyet Devrimi’nin anlamı, saltanatın kaldırılması ve yeni bir devletin kurulmasıyla sınırlı değildir. Cumhuriyet, egemenliğin kaynağını değiştiren köklü bir toplumsal dönüşümdür.

Egemenliğin bir aileden alınarak millete verilmesi, yurttaşların kanun önünde eşit kabul edilmesi, eğitimde birliğin sağlanması, laik hukuk düzeninin kurulması, kadınların kamusal ve siyasal yaşama katılması ve devlet yönetiminin akıl ile bilime dayandırılması Cumhuriyet’in birbirini tamamlayan kazanımlarıdır.

Ümit Uysal’ın kitabının temel önemi de Cumhuriyet’i yalnızca geçmişte tamamlanmış bir kuruluş süreci olarak değerlendirmemesidir. Eserin hareket noktası, Cumhuriyet’in devrimci özünün güncelliğini koruduğu düşüncesidir. Çünkü Cumhuriyet’in çözmeye çalıştığı bağımlılık, eşitsizlik, cehalet, ayrıcalık ve keyfî yönetim sorunları farklı biçimler altında bugün de varlığını sürdürmektedir.

Bu nedenle Cumhuriyet’i savunmak, yalnızca geçmişte yapılanları övmek değildir. Cumhuriyet’i savunmak; halk egemenliğini, hukukun üstünlüğünü, laikliği, sosyal adaleti ve kamusal sorumluluğu günümüz koşullarında yeniden kurmaktır.

Cumhuriyet Devrimi’nin Tarihsel Arka Planı

Türkiye Cumhuriyeti, sıradan bir rejim değişikliğinin sonucu olarak ortaya çıkmadı. Bir imparatorluğun çözülmesi, Anadolu’nun işgali, egemenlik kaybı ve ulusal bağımsızlık mücadelesi içerisinde şekillendi. Bu nedenle Cumhuriyet’in temelinde yalnızca modernleşme değil, aynı zamanda antiemperyalist bir bağımsızlık iradesi bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadro, askerî zaferin tek başına yeterli olmadığını görmüştür. Siyasal bağımsızlığın korunabilmesi için eğitimden hukuka, ekonomiden kültüre kadar uzanan kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç duyulmuştur.

Cumhuriyet Devrimi bu yönüyle hem bir bağımsızlık hem de bir yurttaşlık devrimidir. İnsanların padişahın kulları olmaktan çıkarak eşit haklara sahip yurttaşlara dönüşmesi, Cumhuriyet’in en önemli tarihsel kazanımlarından biridir.

“21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet”, kuruluş felsefesini bu tarihsel bütünlük içerisinde ele almaktadır. Kitap, Cumhuriyet’in temel ilkelerini birbirinden kopuk sloganlar olarak değil; bağımsız, çağdaş ve halk egemenliğine dayalı bir devlet kurma programının parçaları olarak değerlendirmektedir.

21. Yüzyılda Bağımsızlık

Cumhuriyet’in kuruluş döneminde bağımsızlık, öncelikle işgal güçlerine ve emperyalist müdahalelere karşı verilen mücadeleyle tanımlanıyordu. Günümüzde ise bağımsızlık çok daha karmaşık bir içerik kazanmıştır.

Enerjide, tarımda, teknolojide, savunmada, sağlıkta ve dijital altyapıda dışa bağımlılık, devletlerin siyasal hareket alanını daraltmaktadır. Küresel sermaye hareketleri, çok uluslu şirketler, veri tekelleri ve uluslararası ekonomik ilişkiler ülkelerin karar alma süreçlerini doğrudan etkileyebilmektedir.

Bu nedenle 21. yüzyılın bağımsızlık anlayışı, dünyadan kopmak veya kendi içine kapanmak değildir. Bağımsızlık; uluslararası ilişkiler içerisinde ülkenin kendi halkının çıkarlarını koruyabilecek üretim, teknoloji ve karar alma kapasitesine sahip olmasıdır.

Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı çizgisini güncellemek için Türkiye’nin üretim ekonomisini güçlendirmesi, stratejik sektörlerde kamusal kapasitesini koruması, bilimsel araştırmaya yatırım yapması ve nitelikli insan gücünün ülkeden ayrılmasına neden olan koşulları ortadan kaldırması gerekmektedir.

Yeni Cumhuriyet programı, bağımsızlığı yalnızca sınırların korunması olarak değil; toplumun geleceğini özgürce belirleyebilmesi olarak ele almalıdır.

Laiklik ve Aydınlanma

Cumhuriyet Devrimi’nin en temel kazanımlarından biri laikliktir. Laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Aynı zamanda yurttaşların inançları veya inançsızlıkları nedeniyle ayrımcılığa uğramamasının, kamusal kararların akıl ve bilim temelinde alınmasının güvencesidir.

Türkiye’de laiklik zaman zaman dar bir yaşam tarzı tartışmasına indirgenmektedir. Oysa laiklik, demokratik toplumun ortak hukuk düzenidir. İnanç özgürlüğü de düşünce özgürlüğü de ancak laik bir devlet yapısı içerisinde korunabilir.

Ümit Uysal’ın “yeniden Cumhuriyet” yaklaşımını anlamlı kılan unsurlardan biri, Cumhuriyet’in aydınlanmacı çizgisini günümüz açısından yeniden düşünmeye imkân vermesidir. Bugün bilimsel düşüncenin yalnızca eğitim sisteminde değil, kamu yönetiminde ve siyasal karar alma süreçlerinde de güçlendirilmesine ihtiyaç vardır.

İklim krizi, salgın hastalıklar, yapay zekâ, dijital güvenlik ve biyoteknoloji gibi karmaşık meseleler, bilimsel bilgiye dayalı kamu politikalarını zorunlu kılmaktadır. Akıl ve bilimin yerine dogmanın, söylentinin veya siyasi çıkarlara göre üretilmiş bilgilerin konulması yalnızca eğitim sistemini değil, devletin yönetim kapasitesini de zayıflatmaktadır.

  1. yüzyılda yeniden Cumhuriyet, aynı zamanda bilimsel düşüncenin ve eleştirel aklın yeniden kamusal hayatın merkezine yerleştirilmesi demektir.

Halkçılık ve Sosyal Cumhuriyet

Cumhuriyet’in halkçılık ilkesi, kanun önünde eşitlik ve toplumsal ayrıcalıkların reddi üzerine kurulmuştur. Ancak günümüzde yalnızca hukuki eşitlik yeterli değildir. Ağır ekonomik eşitsizliklerin bulunduğu bir toplumda yurttaşların siyasal ve sosyal haklardan eşit biçimde yararlanabilmesi mümkün değildir.

Bir tarafta temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlar, diğer tarafta ekonomik ve siyasal gücü elinde toplayan dar bir kesim bulunuyorsa Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ilkesi zedelenir. Eğitim, sağlık, barınma ve adalete erişim insanların gelirlerine göre değişiyorsa Cumhuriyet’in toplumsal temeli zayıflar.

Bu nedenle yeniden Cumhuriyet fikri, mutlaka sosyal Cumhuriyet hedefiyle tamamlanmalıdır. Sosyal Cumhuriyet; devletin yurttaşlarına yardım dağıtması değil, insan onuruna uygun bir yaşamı hak olarak güvence altına almasıdır.

Adil vergilendirme, nitelikli kamu eğitimi, erişilebilir sağlık hizmeti, güvenceli çalışma, sendikal örgütlenme, insanca emeklilik ve barınma hakkı sosyal Cumhuriyet’in temel unsurlarıdır. Halkçılık, toplumun yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanması değil; ekonomik ve siyasal karar süreçlerine gerçek anlamda katılmasıdır.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında halkçılığın yeniden tanımlanması, yoksulluğu yöneten değil yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir siyasal program gerektirir.

Hukuk Devleti ve Demokratik Cumhuriyet

Cumhuriyet, yalnızca devlet başkanının seçimle belirlenmesi değildir. Gerçek bir Cumhuriyet; yöneticilerin hukukla sınırlandığı, kamu gücünün denetlendiği ve yurttaşların temel haklarının çoğunluk iradesine karşı da korunduğu bir düzendir.

Yargı bağımsızlığının zayıfladığı, basının baskı altında bulunduğu, kamu kurumlarının parti çıkarlarına göre yönetildiği ve liyakatin yerini sadakatin aldığı bir sistemde Cumhuriyet’in kurumsal niteliği aşınır.

Ümit Uysal’ın kitabında işaret edilen kuruluş çizgisinden uzaklaşma sorunu, bu bakımdan güncel ve önemlidir. Cumhuriyet’in kurumları yalnızca adlarında “Cumhuriyet” sözcüğünü taşımakla Cumhuriyetçi olamaz. Bu kurumların şeffaflık, liyakat, tarafsızlık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çalışması gerekir.

  1. yüzyılda yeniden Cumhuriyet; kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesini, yargının bağımsızlığını, parlamentonun etkili denetimini, özgür basını ve yerel yönetimlerin demokratik kapasitesini içeren yeni bir hukuk devleti programıdır.

Demokrasi, seçimleri kazananların devlete bütünüyle sahip olması değildir. Demokratik Cumhuriyet, iktidarın geçici; kurumların, hukukun ve yurttaşlık haklarının kalıcı olduğu bir düzendir.

Yerel Yönetimlerden Cumhuriyet Deneyimine

Ümit Uysal’ın aynı zamanda bir yerel yönetici olması, kitaba farklı bir anlam kazandırmaktadır. Cumhuriyet düşüncesi yalnızca merkezi devlet kurumlarında değil, yurttaşların gündelik hayatına doğrudan temas eden yerel yönetimlerde de karşılık bulmalıdır.

Belediyeler; eşit hizmet, sosyal dayanışma, kültür, çevre, eğitim desteği ve katılımcı yönetim aracılığıyla Cumhuriyet’in halkçı karakterinin görünür hâle geldiği kurumlardır. Bir yurttaşın Cumhuriyet’le ilişkisi çoğu zaman büyük siyasal söylemlerden önce yaşadığı kentin parkında, yolunda, kültür merkezinde, kreşinde ve sosyal hizmetlerinde kurulmaktadır.

Yerel yönetimlerin şeffaf, katılımcı ve ayrımcılıktan uzak biçimde çalışması demokratik Cumhuriyet’in yerelden güçlenmesini sağlar. Bu açıdan yeniden Cumhuriyet düşüncesi, yalnızca merkezi iktidarın değiştirilmesini değil, yönetim kültürünün bütün düzeylerde dönüştürülmesini gerektirir.

Genç Kuşaklar ve Cumhuriyet’in Güncelliği

Cumhuriyet’in geleceği, genç kuşakların onu nasıl algıladığıyla doğrudan bağlantılıdır. Cumhuriyet gençlere yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir başarı olarak anlatılırsa tarihsel bir anıya dönüşme riski taşır. Oysa gençlerin özgürlük, adalet, nitelikli eğitim, istihdam ve gelecek talepleri Cumhuriyet düşüncesinin güncel karşılıklarıdır.

Gençlerin ülkeden ayrılmayı bir kurtuluş yolu olarak görmesi, Cumhuriyet’in gelecek vaadinin zayıfladığını gösterir. Liyakat sistemine güvenmeyen, düşüncelerini özgürce ifade edemeyen ve ekonomik bağımsızlığını kuramayan gençler için Cumhuriyet somut haklar üretmek zorundadır.

Cumhuriyet Devrimi’nin eğitim, bilim, kadın hakları ve çağdaşlaşma alanındaki kazanımları genç kuşaklara savunmacı bir dille değil, geleceği birlikte kurma çağrısıyla aktarılmalıdır.

Yeniden Cumhuriyet, gençlere “geçmişi olduğu gibi tekrar edin” demek değildir. Onlara, kurucu kuşağın bağımsızlık ve ilerleme cesaretini bugünün dünyasında yeniden üretme sorumluluğu vermektir.

Yapay Zekâ Çağında Cumhuriyet

  1. yüzyılın Cumhuriyet programı, dijital dönüşüm ve yapay zekâ tartışmalarından bağımsız düşünülemez. Veri, günümüzde ekonomik ve siyasal gücün temel kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Dijital platformlar yalnızca iletişim biçimlerini değil, kamuoyunun oluşumunu, seçim süreçlerini ve bireylerin davranışlarını da etkilemektedir.

Yeni Cumhuriyet anlayışı, teknolojiyi yalnızca tüketen değil, üreten bir Türkiye hedeflemelidir. Dijital altyapının yabancı şirketlere bağımlılığı azaltılmalı; kişisel verilerin korunması ve algoritmik kararların denetlenmesi sağlanmalıdır.

Yapay zekânın çalışma hayatında yaratacağı verimlilik artışı toplumun tamamına yansıtılmalıdır. Teknolojik dönüşüm yeni işsizlik, güvencesizlik ve eşitsizlik biçimleri üretmemeli; daha nitelikli eğitim, daha kısa çalışma süreleri ve daha güçlü sosyal güvenlik sistemleri için kullanılmalıdır.

Cumhuriyet’in halk egemenliği ilkesi, dijital çağda veri egemenliğini ve teknolojik bağımsızlığı da kapsamak zorundadır.

Geçmişi Tekrarlamak Değil, Kurucu İradeyi Güncellemek

“Yeniden Cumhuriyet” düşüncesine yöneltilebilecek temel soru şudur: Yeniden kuruluş, geçmişe dönüş anlamına mı gelir?

Bu sorunun yanıtı açık olmalıdır. Cumhuriyet’in yeniden kuruluşu, 1920’lerin toplumsal ve kurumsal koşullarını olduğu gibi geri getirmek değildir. Tarihsel deneyimler aynen tekrarlanamaz. Ancak bir ülkeyi bağımsızlığa ve çağdaşlaşmaya taşıyan kurucu ilkeler yeni koşullar içerisinde yeniden yorumlanabilir.

Bugünün Türkiye’si, Cumhuriyet’in kuruluş dönemine göre çok daha kentli, eğitimli, teknolojik ve çoğulcu bir toplumdur. Bu nedenle yeni Cumhuriyet programı katılımcı demokrasiye, toplumsal cinsiyet eşitliğine, çevre hakkına, kültürel çoğulculuğa ve dijital özgürlüklere daha geniş yer vermelidir.

Kurucu iradeye bağlılık, onun aldığı bütün kararları değişmez kabul etmek değil; bağımsız ve çağdaş bir toplum kurma cesaretini bugünün sorunlarına uygulamaktır.

Cumhuriyet’i Yeniden Düşünme Cesareti

Ümit Uysal’ın “21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet” adlı kitabı, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin yön arayışına müdahil olan düşünsel ve siyasal bir çağrı niteliğindedir. Eser, Cumhuriyet Devrimi’nin tarihsel önemini, temel ilkelerini ve güncel değerini yeniden tartışmaya açmaktadır.

Kitabın en önemli mesajı, Cumhuriyet’in geçmişe ait olmadığıdır. Cumhuriyet; halk egemenliği, laiklik, bağımsızlık, bilim, hukuk ve sosyal adalet temelinde geleceği kurma programıdır.

Ancak bu programın etkili olabilmesi için Cumhuriyet savunusunun yalnızca semboller ve yıldönümleriyle sınırlandırılmaması gerekir. Cumhuriyet; çocuğun nitelikli eğitime ulaşmasında, gencin geleceğini kendi ülkesinde kurabilmesinde, kadının hayatın her alanında eşit olmasında, çalışanın emeğinin karşılığını almasında ve yurttaşın adalet karşısında kendini güvende hissetmesinde somutlaşmalıdır.

  1. yüzyılda yeniden Cumhuriyet; demokratik, laik, sosyal, üretken ve bağımsız bir Türkiye’nin yeniden inşasıdır. Bu hedef geçmişe duyulan özlemin değil, geleceğe ilişkin güçlü bir iradenin ifadesidir.

Cumhuriyet’in kuruluşunda olduğu gibi bugün de mesele yalnızca mevcut düzeni eleştirmek değildir. Asıl mesele, onun yerine nasıl bir ülke kurulacağını cesaretle tarif edebilmektir. Ümit Uysal’ın çalışması, bu tartışmayı büyütmeye ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerini günümüzün ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturmaya yönelik önemli bir katkıdır.

Cumhuriyet tamamlanmış bir eser değildir. Her kuşağın özgürlük, eşitlik ve bağımsızlık mücadelesiyle yeniden kurduğu yaşayan bir toplumsal sözleşmedir. Bu nedenle Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki temel görevimiz, onu yalnızca korumak değil; demokrasiyle derinleştirmek, sosyal adaletle güçlendirmek, bilimle geliştirmek ve halk egemenliğiyle yeniden kurmaktır.