ABD Emperyalizmi Küba Halkını Ambargoyla Teslim Almak İstiyor: BM'de 34. Kez Ablukaya Son Verilmesi İstenecek

ABD'nin 66 yıldır Küba'ya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ambargo, Washington yönetiminin ada ülkesini ekonomik olarak kuşatma ve Küba halkını siyasi baskılarla teslim alma politikasının en önemli araçlarından biri olmayı sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Küba'ya yönelik ambargonun kaldırılmasını 34. kez oylamaya hazırlanırken, Trump yönetiminin ağırlaştırdığı yaptırımlar enerji krizini derinleştiriyor, hastanelerde ameliyatların ertelenmesine ve halkın temel sağlık hizmetlerine erişiminin zorlaşmasına yol açıyor. BM yetkilileri, ülkede insani koşulların daha da ağırlaşabileceği uyarısında bulunuyor.

ABD'nin Küba'ya yönelik onlarca yıldır sürdürdüğü ekonomik kuşatma, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun gündemine bir kez daha taşındı. Genel Kurul, 27 Ekim Salı günü başlattığı görüşmelerin ardından 28 Ekim Çarşamba günü ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ambargonun sona erdirilmesini isteyen karar tasarısını oylayacak.

Bu yıl 34'üncüsü gerçekleştirilecek oylama, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik anlaşmazlığı değil, ABD'nin ekonomik yaptırımlar yoluyla başka ülkelerin siyasal ve toplumsal tercihleri üzerinde baskı kurma politikasını da yeniden uluslararası gündeme taşıyor.

Washington yönetimi, Küba'daki ekonomik krizin sorumluluğunu ülkenin sosyalist yönetimine yüklerken, Küba hükümeti ve ambargoya karşı çıkan ülkeler, ABD yaptırımlarının halkın yaşam koşullarını ağırlaştırdığını ve ülkenin kalkınma olanaklarını sınırlandırdığını vurguluyor.

66 Yıllık Ekonomik Kuşatma: Amaç Küba'yı Siyasi Olarak Teslim Almak

ABD'nin Küba'ya yönelik ekonomik yaptırımları, 1959 Küba Devrimi'nin ardından başlayan siyasi gerilimle birlikte 1960 yılında uygulamaya konuldu. 1962 yılında kapsamlı bir ticaret ambargosuna dönüştürülen yaptırımlar, sonraki yıllarda çıkarılan yasalarla daha da genişletildi.

Ambargo, yalnızca ABD ile Küba arasındaki doğrudan ticareti sınırlamakla kalmadı. Küba ile ekonomik ilişki kuran üçüncü ülkelerin şirketleri, bankaları ve yatırımcıları üzerinde de yaptırım baskısı oluşturdu.

Bu durum, Küba'nın uluslararası finans sistemine erişimini, dış ticaretini, teknoloji ve tıbbi malzeme teminini güçleştiren önemli etkenlerden biri oldu.

Küba yönetimi, ABD'nin yaptırımlarını ülkenin ekonomik ve toplumsal düzenini istikrarsızlaştırmayı, halkın yaşam koşullarını ağırlaştırarak siyasal değişim için baskı oluşturmayı hedefleyen bir politika olarak değerlendiriyor.

ABD'nin Küba'ya yönelik yaklaşımı, emperyalist müdahale politikalarının ekonomik boyutunu da ortaya koyuyor. Askerî müdahale dışında ekonomik kuşatma, ticari sınırlamalar ve finansal yaptırımlar da bir ülkenin egemenlik hakları üzerinde baskı oluşturmanın araçları olarak kullanılıyor.

BM 33 Kez Ambargonun Kaldırılmasını İstedi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ABD'nin Küba'ya yönelik ambargosunun sona erdirilmesi çağrısını bugüne kadar 33 kez kabul etti.

İlk oylamanın yapıldığı 1992 yılında ambargonun kaldırılması yönündeki karar tasarısına 59 ülke destek verdi. Üç ülke karşı oy kullanırken 71 ülke çekimser kaldı, 46 ülke ise oylamaya katılmadı.

Aradan geçen yıllarda ambargoya karşı uluslararası destek belirgin biçimde arttı.

2015, 2016 ve 2017 yıllarında ambargonun kaldırılmasını isteyen ülkelerin sayısı 191'e ulaştı. Bu dönem, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminde Washington ile Havana arasındaki ilişkilerin kısmen normalleştiği yıllara denk geldi.

ABD ve İsrail, 2016 yılında yapılan oylamada çekimser kalırken diğer yıllarda çoğunlukla karar tasarısına karşı oy kullandı.

Kanada, Çin ve Rusya gibi ülkeler ise uzun yıllardır ambargonun kaldırılması yönünde oy kullanıyor.

Ancak BM Genel Kurulu'nun kararları, ABD'nin yaptırım politikasını değiştirmesine yetmedi. Genel Kurul kararlarının bağlayıcı olmaması nedeniyle Washington yönetimi ambargoyu sürdürdü.

Trump Yönetimi Baskıyı Artırdı: Enerji Krizi Derinleşiyor

2026 yılındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Küba'ya yönelik ekonomik baskıları daha da ağırlaştırdığı bir dönemde gerçekleştiriliyor.

BM'nin Küba Mukim Koordinatörü Francisco Pichon, yaptırımların ağırlaşmasıyla birlikte ülkede ciddi bir enerji krizi yaşandığını ve mevcut koşulların insani bir çöküş tehlikesi doğurabileceğini bildirdi.

Enerji sıkıntısı yalnızca elektrik üretimini değil, hastanelerin işleyişinden içme suyu teminine, ulaşım hizmetlerinden gıda üretimi ve dağıtımına kadar günlük yaşamın birçok alanını etkiliyor.

Elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı, özellikle sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından ciddi sorunlar yaratıyor.

Küba'nın ekonomik sorunlarında iç ekonomik politikaların, üretim kapasitesinin ve dış ticaret koşullarının da etkisi bulunurken, ABD yaptırımları ülkenin bu sorunlarla mücadele etmek için ihtiyaç duyduğu finansal ve teknolojik kaynaklara erişimini daha da zorlaştırıyor.

100 Binden Fazla Ameliyat Ertelendi

Ekonomik ambargonun en ağır sonuçlarından biri Küba'nın sağlık sisteminde görülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ülkedeki enerji sıkıntısının sağlık hizmetleri üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

BM yetkililerinin mayıs ayında paylaştığı verilere göre Küba'da 100 binden fazla cerrahi operasyon ertelendi.

Kübalı yetkililer, yaptırımların sağlık sisteminde yol açtığı sorunların bununla sınırlı olmadığını belirtiyor.

Aşı programlarında gecikmeler yaşanırken kronik hastalıkları bulunan kişilerin düzenli ilaç temininde güçlüklerle karşılaştığı bildiriliyor.

İlaç, tıbbi cihaz, yedek parça ve enerji teminindeki sıkıntılar, sağlık kurumlarının çalışma kapasitesini olumsuz etkiliyor.

Sağlık hizmetlerine erişimin güçleşmesi, ambargonun sonuçlarının yalnızca ekonomik göstergelerle sınırlı olmadığını; doğrudan insan yaşamını etkileyen bir boyut taşıdığını ortaya koyuyor.

BM İnsan Hakları Yetkililerinden ABD Yaptırımlarına Eleştiri

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserleri ve bağımsız BM uzmanları, geçmiş yıllarda yaptıkları değerlendirmelerde ABD'nin Küba'ya uyguladığı ambargoyu ve diğer tek taraflı yaptırımları eleştirdi.

BM insan hakları mekanizmaları, bu tür yaptırımların Küba halkının sağlık, yaşam, beslenme ve kalkınma hakları üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Bu değerlendirmeler, ambargo tartışmasının yalnızca devletler arasındaki diplomatik ilişkiler açısından değil, temel insan hakları bakımından da ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Ekonomik yaptırımların sonuçlarından en fazla etkilenen kesimlerin, uluslararası siyasi kararlar üzerinde doğrudan etkisi bulunmayan sıradan yurttaşlar olması ise uygulamanın en çok eleştirilen yönlerinden biri.

BM Genel Kurulu'nda ABD ile Küba Arasında Gerginlik

27 Ekim Salı günü gerçekleştirilen Genel Kurul görüşmeleri sırasında ABD ile Küba temsilcileri arasında sert bir diplomatik tartışma yaşandı.

ABD'nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz konuşmasını sürdürürken Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla usule ilişkin söz alarak müdahalede bulundu.

İki temsilci arasındaki tartışmanın büyümesi üzerine BM Genel Kurulu Başkanı oturuma kısa süreli ara vermek zorunda kaldı.

Görüşmeler daha sonra yeniden başladı.

ABD temsilcisi Waltz, Küba'daki ekonomik sorunların ambargodan değil, ülke yönetiminin politikalarından kaynaklandığını savundu.

Waltz, konuşmasında ABD'nin Küba'ya yönelik uygulamalarının tam bir ticari abluka oluşturmadığını ileri sürerek şu ifadeyi kullandı:

"Herhangi bir abluka yok."

ABD temsilcisi, bu görüşünü desteklemek amacıyla 2026 yılının ilk sekiz ayında ABD'den Küba'ya yapılan ihracatın 876 milyon doları aştığını belirtti.

Kanada, İspanya, Meksika, Çin, Rusya, Avrupa Birliği ülkeleri ve BM kuruluşlarının Küba'ya mal gönderdiğini söyleyen Waltz, ülkenin ekonomik sorunlarından Küba yönetimini sorumlu tuttu.

Küba'daki ekonomik kaynakların halkın elinden yönetici seçkinlerin kontrolüne geçtiğini iddia etti.

Ancak ABD'nin belirli ürünlerde Küba'ya ihracata izin vermesi, ambargonun finans, yatırım, teknoloji transferi ve uluslararası ticaret üzerindeki diğer sınırlamalarını ortadan kaldırmıyor.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla'nın ise 28 Ekim'deki Genel Kurul oturumunda ülkesinin tutumunu açıklaması bekleniyor.

Helms-Burton Yasası: ABD Yaptırımları Üçüncü Ülkeleri de Etkiliyor

BM Genel Kurulu'na sunulan karar tasarısında, ABD'nin 12 Mart 1996 tarihinde yürürlüğe koyduğu Helms-Burton Yasası'na da dikkat çekiliyor.

Söz konusu yasa, Küba'ya yönelik yaptırımların kapsamını genişletirken ABD hukukunun ülke sınırları dışındaki ekonomik faaliyetler üzerinde etkili olmasına olanak tanıyan hükümler içeriyor.

Bu düzenlemeler, Küba ile ticari veya ekonomik ilişki kuran üçüncü ülke şirketleri açısından da yaptırım ve hukuki riskler doğurabiliyor.

Karar tasarısında, bu tür uygulamaların diğer devletlerin egemenlik haklarını, ticaret ve seyrüsefer özgürlüğünü ve uluslararası ekonomik ilişkileri olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Tasarı, devletlerin birbirlerinin iç işlerine müdahale etmeme yükümlülüğünü ve egemen eşitlik ilkesini yeniden hatırlatıyor.

Ayrıca ülkelerden bu nitelikteki yaptırımları uygulamaktan kaçınmaları, mevcut düzenlemeleri ise yürürlükten kaldırmaları isteniyor.

Askerî Müdahale Açıklamaları Gerilimi Daha da Artırdı

Ekonomik yaptırımların ağırlaştırıldığı 2026 yılında Trump'ın Küba'ya yönelik askerî müdahale olasılığını gündeme getirmesi, iki ülke arasındaki gerilimi farklı bir boyuta taşıdı.

ABD yönetiminin ekonomik baskıyı askerî müdahale söylemiyle birlikte kullanması, Küba'nın egemenliği ve bölgesel güvenlik açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Küba'ya yönelik uzun süreli yaptırım politikası, Latin Amerika'da ABD müdahaleciliğine ilişkin tarihsel tartışmaların da merkezinde bulunuyor.

Küba'nın siyasi geleceğinin dış müdahalelerle değil, Küba halkının kendi iradesiyle belirlenmesi gerektiği yönündeki yaklaşım, ambargonun kaldırılmasını savunan ülkelerin temel dayanaklarından birini oluşturuyor.

34. Oylama Öncesi Temel Soru: Uluslararası Toplumun İradesi Neden Karşılık Bulmuyor?

BM Genel Kurulu'nun 28 Ekim'de gerçekleştireceği oylama, ABD'nin Küba'ya yönelik ambargosunun uluslararası alanda ne ölçüde destek gördüğünü bir kez daha ortaya koyacak.

Ancak 33 kez kabul edilen kararların ardından ambargonun hâlâ devam ediyor olması, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun iradesi ile ABD'nin dış politika uygulamaları arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor.

Küba halkı, onlarca yıldır ekonomik yaptırımların, ticari sınırlamaların ve finansal kuşatmanın ağırlaştırdığı koşullar altında yaşamını sürdürüyor.

Enerji krizinin derinleştiği, ameliyatların ertelendiği, ilaç ve temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığı bir dönemde yapılacak yeni oylama, ekonomik yaptırımların insani sonuçlarını da yeniden gündeme taşıyacak.

ABD emperyalizminin Küba üzerindeki ekonomik ve siyasi baskı politikasına karşı uluslararası alanda yükselen ambargonun kaldırılması talebi, aynı zamanda halkların kendi geleceklerini dış müdahale olmaksızın belirleme hakkının savunulması anlamını taşıyor.

28 Ekim'deki oylamanın sonucu henüz belli değil. Ancak 66 yıllık ambargo ve 33 BM kararının ortaya koyduğu temel gerçek değişmiyor: Küba'ya yönelik ekonomik kuşatma sürerken bunun ağır sonuçları, öncelikle Küba halkının günlük yaşamında hissediliyor.

Kaynak: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri ve BM'nin Küba ambargosuna ilişkin 27 Ekim 2026 tarihli haber metni. Oylama öncesi hazırlanmıştır.