ABD’de yaklaşık 20 yıl boyunca azalma eğilimi gösteren idam cezalarının infazı, 2025 yılından itibaren yeniden hızla artmaya başladı. Geçen yıl 47 kişinin idam edildiği ülkede, 2026 yılında şimdiye kadar 31 kişinin daha yaşamına son verildi. Özellikle Florida eyaletindeki infazlar, ölüm cezasının yeniden Amerikan siyasetinin merkezine yerleştiğini ortaya koyuyor. Tarihçi Carolyn Strange ise tartışmanın özünü çarpıcı bir değerlendirmeyle özetliyor: “Ölüm cezası adaletle değil, siyasetle ilgilidir.”
Amerika Birleşik Devletleri’nde ölüm cezasının uygulanmasına ilişkin tartışmalar, infaz sayılarındaki yükseliş ve başarısız infaz girişimleriyle yeniden gündemde. Uzun yıllar boyunca idam uygulamalarının gerilediği ülkede son dönemde yaşanan gelişmeler, ceza adaleti sisteminin işleyişini, insan haklarını ve devletin yaşam hakkı üzerindeki yetkisini yeniden tartışmaya açtı.
Ölüm Cezası Bilgi Merkezi'nin (Death Penalty Information Center) verilerine göre, 2025 yılında ABD'de 47 kişi idam edildi. Bu sayı, son 15 yılı aşkın dönemin en yüksek düzeyi olarak kayıtlara geçti. 2026 yılında ise aktarılan verilere göre 31 kişinin infazı gerçekleştirildi.
Artış yalnızca rakamlardan ibaret değil. İnfaz yöntemleri, ölüm cezasının uygulanmasında eyaletler arasındaki farklılıklar ve siyasi yönetimlerin konuya yaklaşımı, ABD'deki tartışmanın temel başlıklarını oluşturuyor.
20 yıllık düşüşün ardından infazlarda dikkat çekici artış
ABD'de ölüm cezasının uygulanması uzun yıllar boyunca azalma eğilimindeydi. Bazı eyaletler idam cezasını tamamen kaldırırken bazıları infazları fiilen durdurdu. Kamuoyunda ölüm cezasına verilen desteğin azalması da bu sürecin önemli unsurlarından biri oldu.
Ancak 2025 yılında yaşanan yükseliş, uzun süredir devam eden eğilimin tersine döndüğünü gösterdi.
Ülkede bir yıl içerisinde 47 kişinin idam edilmesi, ölüm cezasının yeniden daha yoğun biçimde uygulanmaya başladığına işaret etti. 2026 yılında infazların devam etmesi ise bu değişimin geçici olup olmadığı sorusunu gündeme taşıdı.
Ölüm cezasına karşı çıkan insan hakları savunucuları, devletin bir insanın yaşamına son vermesinin geri döndürülemez bir yaptırım olduğuna dikkat çekerken, cezayı savunan kesimler özellikle ağır suçlarda idamın uygulanması gerektiğini ileri sürüyor.
Tartışmanın merkezinde ise ölüm cezasının suçları önleyip önlemediği, adil biçimde uygulanıp uygulanmadığı ve devletin cezalandırma yetkisinin sınırlarının nerede başlaması gerektiği bulunuyor.
Christa Pike vakası: Başarısız infaz girişimi tartışmaları büyüttü
ABD'de ölüm cezasına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendiren gelişmelerden biri Tennessee eyaletinde Christa Pike'ın başarısızlıkla sonuçlanan infaz girişimi oldu.
Pike'ın infazının gerçekleştirilememesi, kullanılan yöntemlerin güvenilirliği ve mahkûmların infaz sırasında maruz kalabileceği fiziksel acılar hakkındaki soruları yeniden gündeme getirdi.
Ölüm cezasının uygulanmasında kullanılan yöntemlerin daha az acı verici olduğu yönündeki iddialar, geçmişte yaşanan benzer olaylar nedeniyle uzun süredir sorgulanıyor.
Pike vakası da bu tartışmanın güncel örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan ABD'de askerî bir infazın canlı yayımlanmasına yönelik öneri de kamuoyunda tepki ve tartışmalara neden oldu. Başkan Donald Trump, daha sonra bu öneriden geri adım attı.
İnfazların kamuoyuna açık biçimde gerçekleştirilmesi düşüncesi, devletin cezalandırma gücünün topluma nasıl gösterildiği ve ölüm cezasının siyasi bir mesaj olarak kullanılıp kullanılmadığı sorularını beraberinde getirdi.
1946'da elektrikli sandalyeden sağ kurtulan Willie Francis
Avustralya Ulusal Üniversitesi Tarih Bölümü Emekli Profesörü Carolyn Strange'e göre, bugün yaşanan tartışmalar Amerikan tarihinde daha önce de görüldü.
Strange, başarısız infaz girişimlerinin yeni bir olgu olmadığını belirterek 1946 yılında Louisiana eyaletinde yaşanan Willie Francis vakasını hatırlatıyor.
Francis, elektrikli sandalyede gerçekleştirilen infaz girişiminden sağ kurtuldu. Ancak bu durum, hakkındaki ölüm cezasının kaldırılmasını sağlamadı.
Başarısız infazın ardından yürütülen hukuki mücadele sonuçsuz kaldı ve Francis, 1947 yılında yeniden elektrikli sandalyeye oturtularak idam edildi.
Bu olay, ABD hukuk tarihinde ölüm cezasının uygulanmasına ilişkin önemli tartışmalardan birine dönüştü.
Bir kişinin başarısız bir infaz girişiminin ardından yeniden idam edilmesinin hukuki ve ahlaki boyutları, devletin cezalandırma yetkisinin sınırlarına ilişkin soruları gündeme taşıdı.
Aradan yaklaşık 80 yıl geçmesine rağmen benzer tartışmaların sürmesi, infaz yöntemlerinde yaşanan teknolojik değişikliklerin temel sorunları ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Elektrikli sandalyeden zehirli iğneye: Daha insancıl infaz mümkün mü?
ABD'de ölüm cezasının tarihi, infaz yöntemlerini daha hızlı, daha az acı verici ve daha insancıl hâle getirme iddiasıyla gerçekleştirilen değişikliklerle dolu.
Geçmişte uygulanan yöntemlerin yerini zaman içerisinde elektrikli sandalye ve ölümcül enjeksiyon gibi uygulamalar aldı.
Bu yöntemler geliştirilirken infazın daha kontrollü ve etkili biçimde gerçekleştirileceği savunuldu.
Özellikle ölümcül enjeksiyon, dışarıdan bakıldığında sıradan bir tıbbi işlem görüntüsü vermesi nedeniyle uzun süre daha insancıl bir yöntem olarak sunuldu.
Ancak Strange'e göre bu görüntü, uygulamanın gerçekte ne anlama geldiğini gizleyebiliyor.
Tarihçi, ölümcül enjeksiyonun dışarıdan bakıldığında normal, temiz, klinik ve medeni bir işlem gibi göründüğünü belirtiyor.
Oysa başarısız infaz girişimleri, kullanılan ilaçların etkileri ve mahkûmların yaşadığı acılar hakkındaki tartışmalar, bu yöntemin gerçekten daha insancıl olup olmadığı sorusunu gündemde tutuyor.
Bu nedenle ölüm cezasına ilişkin tartışma yalnızca hangi yöntemin kullanıldığıyla sınırlı kalmıyor. Devletin bir insanı öldürme yetkisine sahip olup olmaması gerektiği de tartışmanın temelini oluşturuyor.
ABD'de tek bir ölüm cezası politikası yok
Carolyn Strange, ABD'deki ölüm cezası uygulamalarını değerlendirirken ülkenin eyaletler arasında büyük farklılıklar gösteren yapısına dikkat çekiyor.
Strange'e göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin ölüm cezası konusunda ortak ve bütünlüklü bir yaklaşımı bulunduğunu söylemek yanıltıcı.
Tarihçi bu durumu, ABD'nin isminde yer alan "birleşik" ifadesine gönderme yaparak açıklıyor:
“Aslında ölüm cezasını, birleşmemiş eyaletlerdeki ölüm cezası olarak konuşmak daha doğru.”
ABD'deki bazı eyaletler ölüm cezasını yüz yılı aşkın süre önce kaldırırken bazıları uygulamayı sürdürdü.
Bu farklılık, ölüm cezasının yalnızca federal hukukla değil, eyaletlerin siyasi tercihleri ve yerel yönetim anlayışlarıyla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Dolayısıyla bir eyalette ölüm cezasının uygulanmaması mümkünken başka bir eyalette aynı cezanın aktif biçimde infaz edilmesi söz konusu olabiliyor.
Florida tek başına infazların yüzde 40'ını gerçekleştirdi
ABD'de son dönemde yaşanan infaz artışında en dikkat çekici eyaletlerden biri Florida oldu.
Cumhuriyetçi Vali Ron DeSantis yönetimindeki Florida'da 2025 yılında 19 kişi idam edildi.
Bu sayı, aynı yıl ABD genelinde gerçekleştirilen 47 infazın yaklaşık yüzde 40'ına karşılık geliyor.
2025 yılında ABD'de gerçekleştirilen infazlar
47
ABD genelinde
19
Yalnızca Florida'da
Florida %40,4
Diğer eyaletler %59,6
Florida'nın tek başına bu kadar yüksek bir paya sahip olması, ölüm cezasının uygulanmasında eyalet yönetimlerinin belirleyici rolünü ortaya koyuyor.
Strange'in değerlendirmesi de bu noktada önem kazanıyor. Çünkü aynı ülkenin farklı bölgelerinde ölüm cezasına ilişkin birbirinden oldukça farklı politikalar uygulanabiliyor.
Bu durum, idam cezasının yalnızca suçun niteliği veya yargı kararlarıyla değil, siyasi yönetimlerin cezalandırma anlayışlarıyla da yakından bağlantılı olduğu tartışmasını güçlendiriyor.
Amerikan toplumunda ölüm cezasına destek azalıyor
İnfaz sayılarındaki yükselişe karşın Amerikan toplumunda ölüm cezasına yönelik desteğin uzun vadede gerilediği görülüyor.
Gallup tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları, geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında ölüm cezasına verilen desteğin azaldığını ortaya koyuyor.
Bununla birlikte ölüm cezası, Amerikan toplumunda görüş ayrılıklarının devam ettiği konulardan biri olmayı sürdürüyor.
Ölüm cezasını savunanlar, özellikle ağır cinayet suçlarında bu yaptırımın gerekli olduğunu ileri sürüyor. Bazı kesimler ise idamın caydırıcı bir etkisi bulunduğunu savunuyor.
Buna karşılık ölüm cezasına karşı çıkanlar, yargı hatalarının geri döndürülemez sonuçlarına, infaz yöntemlerinin yol açabileceği acılara ve yaşam hakkının korunması gerektiğine dikkat çekiyor.
Ölüm cezasının suçları önlemede diğer ağır cezalardan daha etkili olduğuna ilişkin iddialar da bilimsel ve hukuki tartışmaların konusu olmayı sürdürüyor.
Kamuoyundaki desteğin azalmasına rağmen bazı eyaletlerde infazların artması ise siyasi kararlarla toplumsal eğilimler arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesine neden oluyor.
Ölüm cezası adaletin mi, siyasi gücün mü göstergesi?
Carolyn Strange'in değerlendirmelerinde öne çıkan temel nokta, ölüm cezasının tarih boyunca siyasi iktidarlarla kurduğu ilişki.
Strange'e göre ölüm cezasının uygulanma biçimini anlamak için yalnızca ceza hukuku düzenlemelerine bakmak yeterli değil.
İnfazların hangi dönemlerde arttığı, hangi eyaletlerde yoğunlaştığı ve siyasi yönetimlerin ölüm cezasını nasıl savunduğu da dikkate alınmalı.
Bu nedenle tarihçi, ölüm cezasına ilişkin tartışmanın merkezine siyaseti yerleştiriyor:
“En önemli nokta, idam cezasının adaletle değil, siyasetle ilgili olmasıdır.”
Bu değerlendirme, ölüm cezasının yalnızca bireysel suçların karşılığı olarak değil, devletin otoritesini ve cezalandırma gücünü gösteren bir uygulama olarak da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.
İnfaz yöntemlerinin zaman içerisinde değiştirilmesi, daha insancıl uygulamalar geliştirildiğinin ileri sürülmesi ve buna rağmen başarısız infaz girişimlerinin yaşanması, ölüm cezasının temel çelişkilerini görünür kılıyor.
Ölüm cezasının geleceği yeniden tartışılıyor
ABD'de 2025 yılında başlayan ve 2026'da devam eden infaz artışı, ölüm cezasının geleceğine ilişkin tartışmaların daha da yoğunlaşmasına neden oluyor.
Bir tarafta idam cezasını kaldıran veya uygulamayan eyaletler bulunurken diğer tarafta infazları sürdüren yönetimler yer alıyor.
Florida'nın infazlardaki yüksek payı, Tennessee'deki başarısız infaz girişimi ve askerî bir infazın canlı yayımlanmasına yönelik öneri, ölüm cezasının hukuki olduğu kadar siyasi ve toplumsal bir mesele olduğunu da gösteriyor.
ABD'nin ölüm cezası tarihinde değişmeyen temel soru ise varlığını koruyor: İnfaz yöntemleri ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, devletin bir insanın yaşamına son vermesi adaletin sağlanması anlamına gelebilir mi?
Carolyn Strange'in tarihsel değerlendirmesi, bu sorunun yanıtını yalnızca mahkeme kararlarında değil, Amerikan siyasetinin yapısında ve devletin cezalandırma gücünü kullanma biçiminde aramak gerektiğini ortaya koyuyor.
Haberin öne çıkan verileri: 2025 yılında 47 infaz, 2026'da aktarılan verilere göre 31 infaz, Florida'da 2025 yılı boyunca 19 infaz ve ülke genelindeki toplamın yaklaşık yüzde 40'ı.
Editoryal not: Haber, iletilen metindeki veriler ve Carolyn Strange'in değerlendirmeleri esas alınarak hazırlanmıştır. 2026 infaz sayısı ile Christa Pike'a ilişkin olayın güncel ayrıntıları bağımsız olarak doğrulanmamıştır; yayımlanmadan önce kontrol edilmelidir.





