İHD Adana Şubesi ve ÖHD Adana Temsilciliği'nin Temmuz, Ağustos ve Eylül 2026 dönemini kapsayan cezaevleri hak ihlalleri raporu, Adana'daki hapishanelerde yaşandığı bildirilen ağır sorunları ortaya koydu. Raporda, mahpusların günde 23 saat tek kişilik hücrelerde tutulduğu, ağız içi arama uygulaması nedeniyle hastane sevklerinin gerçekleştirilemediği, kronik hastalıkların tedavisinin aksadığı, aşırı sıcakların yaşam koşullarını ağırlaştırdığı ve sosyal hakların sınırlandırıldığı belirtildi. Hak savunucuları, ağır hasta mahpusların durumunun acilen değerlendirilmesini ve sağlık hakkını engelleyen uygulamalara son verilmesini istedi.

Whatsapp Image 2026 10 16 At 14.21.08 (1)

ADANA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği, 2026 yılının Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan üç aylık hapishane hak ihlalleri raporunu kamuoyuyla paylaştı.

İHD Adana Şubesi binasında düzenlenen basın toplantısına Adana Demokratik Kurumlar Platformu bileşenleri ve çok sayıda hak savunucusu katıldı. Raporu ÖHD üyesi Serhat Ökmen okudu.

Mahpusların kendileri, aileleri ve yakınlarının başvuruları üzerine avukatlar tarafından gerçekleştirilen görüşmelerin esas alındığı raporda, Suluca 1 No'lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi, Suluca L Tipi Kapalı Hapishanesi ve Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'ndeki koşullar ayrıntılı biçimde değerlendirildi.

Raporda özellikle tecrit uygulamaları, sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi, hastane sevklerinde ağız içi arama dayatması, mahpuslara yönelik kötü muamele iddiaları, iletişim ve sosyal faaliyetlerin sınırlandırılması, beslenme ve hijyen sorunları ile infaz süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri öne çıktı.

Whatsapp Image 2026 10 16 At 14.21.06

Suluca'da 23 Saat Hücrede, Bir Saat Havalandırmada

Raporun en dikkat çekici bölümlerinden birini Suluca 1 No'lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi'nde uygulandığı belirtilen ağır tecrit koşulları oluşturdu.

Mahpusların önemli bölümünün tek kişilik hücre tipi odalarda tutulduğu, günün 23 saatini bu odalarda geçirdiği ve yalnızca bir saat havalandırmaya çıkarıldığı aktarıldı.

Rapordaki tespitlere göre hücrelerin mutfak ve banyo dahil yaklaşık 8'e 5 adım büyüklüğünde olduğu, pencerelerin yaklaşık 30'a 40 santimetre ölçülerinde bulunduğu, sık tellerle kapatıldığı ve duvara baktığı belirtildi. Bu koşulların yeterli gün ışığı alınmasını ve hava dolaşımını engellediği ifade edildi.

Aynı hapishanede bulunan mahpusların farklı blok ve koridorlara yerleştirilmesi nedeniyle birbirleriyle iletişim kuramadıkları, ortak sosyal faaliyetlerin son derece sınırlı tutulduğu ve tecrit koşullarının psikolojik etkilerinin giderek ağırlaştığı kaydedildi.

Whatsapp Image 2026 10 16 At 14.21.05

Metin Serhat: "Günün 23 saatini odada tek başımıza geçiriyoruz"

Suluca 1 No'lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi'nde tutulan Metin Serhat, avukatlarla yaptığı görüşmede cezaevindeki sorunların uzun süredir devam ettiğini belirtti.

Daha önce yaşanan sorunlar nedeniyle açlık grevine başladıklarını ancak daha sonra eylemi sonlandırdıklarını anlatan Serhat, buna rağmen cezaevi koşullarında herhangi bir iyileşme olmadığını ifade etti.

Serhat, özellikle tek kişilik hücrelerde tutulmanın ve diğer mahpuslarla iletişim kuramamanın ağır psikolojik sonuçlar doğurduğunu belirterek şunları söyledi:

"Günün 23 saatini odada tek başımıza, bir saatini havalandırmada geçiriyoruz. Bu durum, zaten ağır olan tecrit koşullarını daha da derinleştirmektedir."

Serhat, hapishanede kendisine zarar veren mahpusların bulunduğunu ve ölümler yaşandığını da ileri sürdü.

Yaklaşık iki veya üç hafta önce Nurettin isimli bir mahpusun yaşamına son verdiğini aktaran Serhat, bunun kendi bilgisi dahilindeki üçüncü veya dördüncü ölüm olduğunu söyledi.

Raporda yer alan bu anlatım, cezaevindeki ölümlerin ve ağır tecrit koşullarının bağımsız biçimde araştırılması gerekliliğini gündeme getirdi. Söz konusu ölüm sayıları ve olayların koşulları raporda mahpus beyanı olarak yer alıyor.

Serhat ayrıca aile görüşlerinde uygulanan ayrıntılı aramaların ve mahpusların birbirleriyle selamlaşmasına dahi müdahale edilmesinin görüş ortamında baskı yarattığını ifade etti.

Ağız İçi Arama Uygulaması Tedaviye Erişimin Önünde Engel

Raporun en kapsamlı başlıklarından biri, hastane sevklerinde uygulandığı belirtilen ağız içi arama işlemleri oldu.

Mahpusların anlatımlarına göre jandarma personeli tarafından uygulanan ağız içi aramayı kabul etmeyen kişilerin hastaneye götürülmediği, bu nedenle kronik hastalıkların teşhis ve tedavisinin geciktiği belirtildi.

Raporda bazı mahpusların aylarca hastaneye sevk edilmediği, sevk edilenlerin ise ring araçlarında saatlerce kelepçeli biçimde bekletildiği aktarıldı.

Ağız içi aramayı kabul etmeyen mahpuslar hakkında tutanak düzenlendiği ve disiplin soruşturmaları başlatıldığı da ileri sürüldü.

Hak savunucularının raporunda, söz konusu uygulamanın yalnızca bir arama işlemi olarak değerlendirilemeyeceği, sağlık hizmetlerine erişimi fiilen engelleyen sonuçlarının bulunduğu vurgulandı.

Çetin Dağtekin: "Hastalıklarıma teşhis dahi konulamadı"

Sekiz yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan ve yaklaşık iki yıldır Suluca'da tutulan Çetin Dağtekin, çeşitli sağlık sorunları yaşadığını anlattı.

Kafa derisinde rahatsızlık, yoğun baş ağrısı, terleme, baş dönmesi ve zaman zaman baygınlık geçirme şikâyetleri bulunduğunu belirten Dağtekin, bel kayması ve topuk dikeni nedeniyle de yürümekte güçlük çektiğini ifade etti.

Dağtekin, ağız içi arama uygulaması nedeniyle hastane sevklerinin gerçekleşmediğini ve rahatsızlıklarının teşhis edilemediğini söyledi.

Son hastane sevkinin de arama uygulaması gerekçe gösterilerek gerçekleştirilmediğini belirten Dağtekin, yeniden sevk edilmeyi beklediğini aktardı.

Erdal Ataç: "Hasta mahpusların yaşamı tehdit altında"

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla tutulan Erdal Ataç da raporda sağlık sorunlarıyla ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulundu.

Kaburgalarında kırıklar, mide rahatsızlıkları, vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar ve sağ elinde hareket kısıtlılığı bulunduğunu anlatan Ataç, hastaneye götürülmediği için iç hastalıklarına ilişkin teşhis konulamadığını belirtti.

Ataç, ağız içi arama uygulamasının hasta mahpusların sağlık durumunu daha da ağırlaştırdığını ifade ederek uygulamanın kaldırılmasını istedi.

Adem Yılmaz: Omzumdaki şarapnel parçası çıkarılmadı

2016 yılından bu yana cezaevinde bulunan Adem Yılmaz, vücudunda şarapnel parçaları bulunduğunu ve önceki cezaevlerinde geçirdiği ameliyatlarla bunların büyük bölümünün çıkarıldığını anlattı.

Ocak 2024'te Suluca'ya getirildiğini belirten Yılmaz, omzunda kalan şarapnel parçası için gerekli ameliyatın yapılmadığını söyledi.

Adana Şehir Hastanesi'ne götürüldüğünde yaklaşık beş saat kelepçeli bekletildiğini ifade eden Yılmaz, muayene sırasında kelepçesinin çıkarılmadığını ve ameliyat edilmediğini belirtti.

Yılmaz ayrıca kan tahlili için yaptığı başvurunun ardından yaklaşık bir buçuk ay sonra revire çıkabildiğini, sonuçları öğrenmek için de uzun süre beklediğini anlattı.

Cezaevindeki sağlık personelinin yetersizliğine dikkat çeken Yılmaz, sosyal faaliyetlere katılımın da sınırlandırıldığını söyledi.

Mehmet Emin Ado: "Hasta mahpuslar yıllardır tedavi olamıyor"

Suluca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi'nin açılışından bu yana burada tutulduğunu belirten Mehmet Emin Ado, tecrit koşullarının mahpusların psikolojik ve fiziksel sağlığını olumsuz etkilediğini anlattı.

Üç kişilik odalarda dahi kameralarla sürekli gözetim yapıldığını ileri süren Ado, kameraların yatakları ve banyo alanlarını gördüğünü, bu nedenle kameraları kapatan mahpuslara disiplin cezaları verildiğini söyledi.

Sedef ve kolesterol rahatsızlıkları bulunduğunu belirten Ado, ağız içi arama uygulaması nedeniyle hastaneye sevk edilmediğini aktardı.

Ocak 2027'de tahliye edilmesi gerektiğini söyleyen Ado, İdare ve Gözlem Kurulu kararları nedeniyle tahliye tarihinin belirsiz hale geldiğini de ifade etti.

Fevzi Arslan'ın Sağlık Durumu: "İlaçlar Tek Başına Yeterli Olmuyor"

Raporda sağlık durumunun ağır olduğu belirtilen mahpuslardan biri de Fevzi Arslan oldu.

Fevzi Arslan'ın kardeşi ve aynı zamanda refakatçisi olan Haşim Arslan, kardeşinin ciddi bir nörolojik rahatsızlığı bulunduğunu, zaman zaman kriz geçirdiğini ve düzenli hastane tedavisine ihtiyaç duyduğunu anlattı.

Haşim Arslan, ağız içi arama uygulaması nedeniyle kardeşinin hastaneye gitmek istemediğini, bu uygulama olmadan hastaneye götürülmesi yönündeki taleplerine ise yanıt alamadıklarını söyledi.

Kardeşinin doktor tarafından önerilen ilaçları kullandığını ancak etkin tedavi sağlanamadığı için sağlık durumunun ağırlaştığını belirtti.

Arslan, bulundukları bölümde toplam üç ağır hasta mahpus olduğunu ve diğer mahpusların dönüşümlü olarak bu kişilere refakat ettiğini ifade etti.

Raporda, ağır hastaların bakım sorumluluğunun fiilen diğer mahpuslara bırakılmasının sağlık hizmetlerinin yeterliliği açısından ciddi soru işaretleri yarattığına dikkat çekildi.

Besim Gezici: Tedavi Gecikti, Safra Kesesi Ameliyatla Alındı

Suluca'da tutulan Besim Gezici, cezaevine nakledildikten sonra sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurduğunu ancak tedavisinin devam ettirilmediğini anlattı.

Adana Şehir Hastanesi'nde safra kesesi rahatsızlığı teşhisi konulduğunu belirten Gezici, ağız içi arama uygulaması nedeniyle tedavi sürecinin aksadığını söyledi.

Rahatsızlığının ağırlaşmasının ardından ambulansla hastaneye kaldırıldığını ve safra kesesinin ameliyatla alındığını ifade eden Gezici, tam olarak iyileşmeden yeniden cezaevine gönderildiğini ileri sürdü.

Gezici ayrıca farklı suç gruplarından mahpusların aynı koridorlara yerleştirilmesi nedeniyle tehditlere maruz kaldıklarını belirtti.

Abdulsamet Burak: Tehditler hakkında başvuru yaptık

Abdulsamet Burak da bazı mahpusların kendilerine ve ailelerine yönelik tehditlerde bulunduğunu, tehdit içeren yazılı notları cezaevi idaresine ilettiklerini anlattı.

Burak, bu konuda savcılığa, TBMM'ye ve Cumhurbaşkanlığına başvurduklarını belirterek güvenliklerinin sağlanmasını istedi.

Savaş Geçirgen'in Mektubunda Jandarma Personeline Yönelik Ağır İddialar

Raporun dikkat çekici bölümlerinden birini, Suluca 1 No'lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi'nde tutulan Savaş Geçirgen'in 25 Eylül 2026 tarihli mektubu oluşturdu.

Geçirgen, 16 Eylül 2026 tarihinde Adana Şehir Hastanesi'ne götürüldüğünde jandarma personelinin hakaretlerine, tehditlerine ve fiziksel kötü muamelesine maruz kaldığını ileri sürdü.

Sabah 08.30'dan akşam 16.30'a kadar ring aracında bekletildiğini belirten Geçirgen, MR çekimi için götürüldüğü sırada kelepçelerinin acı verecek biçimde kullanıldığını anlattı.

Geçirgen, kendisine yönelik hakaretlerin hastane koridorlarında da sürdüğünü, sağlık çalışanlarının bulunduğu ortamda siyasi kimliği üzerinden hedef gösterildiğini ileri sürdü.

İlaçlı MR çekiminin ardından da kötü muamelenin devam ettiğini belirten Geçirgen, ellerinde ve ayaklarında yaralanmalar oluştuğunu bildirdi.

Olayın ardından 17 Eylül 2026 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu aktaran Geçirgen, kamera kayıtlarının incelenmesini, tanıkların dinlenmesini ve sorumlular hakkında etkili soruşturma yürütülmesini istedi.

Raporda yer alan bu iddialar hakkında jandarma personelinin veya ilgili kurumların yanıtına yer verilmedi.

Suluca L Tipi Cezaevinde Aşırı Kalabalık ve Su Sorunu

İHD ve ÖHD raporunda Suluca L Tipi Kapalı Hapishanesi'ndeki koşullar da ele alındı.

Turgay Taşçı'nın anlatımında, cezaevinde kapasitenin üzerinde mahpus tutulduğu, koğuşların kalabalık olduğu ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşandığı belirtildi.

Taşçı, 1.600 kişilik kapasiteye sahip olduğunu söylediği kurumda 3.600 kişinin tutulduğunu, bazı 24 kişilik koğuşlarda 80 kişiye kadar mahpus bulunduğunu ileri sürdü.

Bu rakamlar raporda mahpus beyanı olarak yer aldı; kurumun resmî kapasite ve doluluk kayıtlarıyla ayrıca doğrulanması gerekiyor.

Taşçı, zaman zaman dört gün boyunca su verilmediğini, sıcak suyun yetersiz olduğunu ve kantin fiyatlarının yüksekliği nedeniyle temel ihtiyaçlara erişimde güçlük yaşandığını anlattı.

Görüşmede ayrıca gözaltı ve tutuklama süreçlerinde usule aykırı uygulamalarla karşılaştığını, avukatla görüşme ve savunma hakkı bakımından sorunlar yaşadığını ileri sürdü.

Raporda M.T. olarak belirtilen bir başka mahpus ise yatakların sağlıksız olduğunu, su kesintilerinin hijyen sorunlarını ağırlaştırdığını ve spor ile aile görüşü haklarının sınırlandırıldığını aktardı.

M.T., psikolojik destek ve tedavi süreçlerinde de sorunlar yaşadığını, disiplin cezaları nedeniyle koşullu salıverilme sürecinin olumsuz etkilendiğini belirtti.

Kürkçüler F Tipi Cezaevinde Tedavi ve Tecrit Şikâyetleri

Raporda Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'ndeki sorunlara da geniş yer verildi.

Burada tutulan mahpuslar, ağız içi arama uygulamasının devam ettiğini, spor faaliyetlerinin azaltıldığını, sık oda değişiklikleri yapıldığını ve bazı yayınlara erişimin engellendiğini anlattı.

Uzan Tokay: Spor hakkı haftada birden ayda bire düşürüldü

Uzan Tokay, cezaevinde uzun süredir devam eden sorunların çözülmediğini belirtti.

Ağız içi arama uygulamasının sağlık hizmetlerine erişimi engellediğini ifade eden Tokay, üç veya dört ayda bir yapılan oda değişikliklerinin mahpusların yaşam düzenini bozduğunu söyledi.

Tokay, spor faaliyetlerinin haftada bir kezden ayda bir kez olacak şekilde azaltıldığını, bu konuda idareye yaptıkları başvurulardan sonuç alamadıklarını anlattı.

Hasan Ateşçi: 30 yıla yaklaşan hapislikte ağır sağlık koşulları

1996 yılından bu yana cezaevinde bulunan Hasan Ateşçi, yaklaşık 30 yıldır tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunu belirtti.

Kronik akciğer rahatsızlığı bulunduğunu anlatan Ateşçi, Adana'nın yaz sıcaklarının hastalığını ağırlaştırdığını söyledi.

Daha serin bir cezaevine nakledilmek için başvurduğunu ancak talebine yanıt verilmediğini ifade eden Ateşçi, odalardaki pervanelerin aşırı sıcaklar karşısında yetersiz kaldığını belirtti.

Ateşçi, spor faaliyetlerinin azaltılmasına gerekçe olarak personel yetersizliğinin gösterildiğini de aktardı.

Mehmet Kurt: "Cezaevinin içinde cezaevindeyim"

16 yıldır cezaevinde bulunan ve 2022 yılından bu yana Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'nde tutulan Mehmet Kurt, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası nedeniyle tek kişilik odada kaldığını anlattı.

Odasının üzerinin tel örgülerle kapatıldığını belirten Kurt, bu koşulları şu sözlerle ifade etti:

"Yani cezaevinin içinde cezaevindeyim aslında."

Yaklaşık beş yıl önce guatr ameliyatı geçirdiğini belirten Kurt, düzenli olarak altı ayda bir hastanede kontrol edilmesi gerektiği halde ağız içi arama uygulaması nedeniyle kontrollere gidemediğini söyledi.

Kurt, ameliyat sonrası kullandığı ilaçların dozlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ancak bu amaçla da hastaneye ulaşamadığını aktardı.

Cezaevinde dört spor alanı bulunduğunu, buna rağmen spor hakkının ayda bir kez kullandırıldığını ifade eden Kurt, bir yılı aşkın süredir kurslara katılmak için yaptığı başvuruların da sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kurt ayrıca Yeni Yaşam gazetesinin verilmediğini, odalarda bulundurulabilecek kitap sayısının görevlilerin uygulamalarına göre değiştiğini ve sık sık arama yapıldığını anlattı.

Mazhar Güler: "Pervaneler sıcak hava üflüyor"

Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'nde tutulan Mazhar Güler de özellikle yaz aylarında yaşanan sıcaklık sorununa dikkat çekti.

Hasta mahpusların aşırı sıcaklardan daha fazla etkilendiğini belirten Güler, klima taleplerinin karşılanmadığını, pervanelerin ise yeterli serinliği sağlamadığını ifade etti.

Güler, ağız içi arama uygulamasının jandarma personeline göre farklı biçimlerde uygulanabildiğini ileri sürerek uygulamanın keyfî niteliğine dikkat çekti.

Gazete, Kitap ve Mektuplara Yönelik Kısıtlamalar

İHD ve ÖHD raporunda mahpusların ifade özgürlüğü, haberleşme hakkı ve bilgiye erişim koşulları da değerlendirildi.

Rapora göre bazı mahpusların talep ettikleri gazete ve dergilere erişemediği, kitap sayısına sınırlamalar getirildiği ve kimi yayınlara yasaklama kararı bulunmamasına rağmen el konulduğu ileri sürüldü.

Suluca'da mahpusların yanlarında bulundurabilecekleri kitap sayısının sınırlandırıldığı, Kürkçüler'de ise özellikle Yeni Yaşam gazetesinin verilmediği belirtildi.

Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'nde mektupların sansürlendiği veya gönderilmesinin engellendiği, oda aramalarında eşyalara gerekçesiz biçimde el konulduğu da rapordaki iddialar arasında yer aldı.

Disiplin Cezaları ve Tahliyelerin Geciktirilmesi

Raporda infaz süreçlerinde yaşanan sorunlara da dikkat çekildi.

Mahpusların bazı disiplin cezalarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürdükleri, bu cezaların koşullu salıverilme süreçlerini etkilediği ve tahliyelerin gecikmesine yol açtığı belirtildi.

Kamera kapatma, ağız içi aramaya karşı çıkma, slogan atma ve kapıya vurma gibi davranışların disiplin soruşturmalarına gerekçe yapıldığı ifade edildi.

İHD ve ÖHD, disiplin cezalarının mahpusların temel haklarını kullanmalarını engelleyen bir araca dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı.

Raporda 38 Hasta Mahpus Tespit Edildi: "Tedavi Önündeki Engeller Kaldırılsın"

Raporun sonuç ve öneriler bölümünde, Suluca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi ile Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesi'nde, ağır durumda olanlar da dahil olmak üzere 38 hasta mahpus bulunduğu açıklandı.

İHD ve ÖHD, ağız içi arama uygulamasının Ağustos 2021'den bu yana devam ettiğini belirterek uygulamanın mahpusların tedaviye erişiminde ciddi bir engel oluşturduğunu bildirdi.

Raporda, uygulamanın somut bir şüphe bulunmaksızın sistematik biçimde gerçekleştirildiği ve aramaların sağlık personeli yerine jandarma personelince yapıldığı ifade edildi.

Bazı mahpusların hastalıklarının ileri evreye ulaştığı ve kalıcı sağlık sorunlarının ortaya çıkmaya başladığı belirtilerek şu çağrıda bulunuldu:

"Mahpusların Tedaviye Erişim Hakları, Sağlık Hakkı ve Kötü Muamele Yasağının ihlali niteliğindeki ağıziçi arama uygulamasına derhal son verilmelidir."

Temiz Suya Erişim, Beslenme ve Hijyen Sorunları

Raporda mahpuslara verilen yemeklerin miktarının yetersiz, besin değerlerinin düşük ve kalitesinin kötü olduğu belirtildi.

Özellikle Suluca Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi'nde içme suyunun kokulu ve kireçli olduğu, mahpusların bu nedenle kantinden su satın almak zorunda kaldıkları aktarıldı.

İHD ve ÖHD, temiz suya erişimin sınırlandırılmasının ve yeterli beslenme koşullarının sağlanmamasının özellikle kronik hastalığı bulunan mahpuslar açısından ek sağlık riskleri yarattığını vurguladı.

Cezaevlerinin fiziksel koşullarının da insan sağlığına uygun hale getirilmesi istendi.

İHD ve ÖHD'den Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinin Kapatılması Çağrısı

Raporda, yüksek güvenlikli hapishane modelinin mahpuslar üzerinde ağır sosyal ve duyusal izolasyon yarattığı savunuldu.

Tek kişilik hücreler, sınırlı havalandırma, yetersiz gün ışığı, sürekli gözetim ve ortak faaliyetlerin kısıtlanmasının mahpusların bedensel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkilediği ifade edildi.

İHD ve ÖHD, uzun süreli sosyal yalnızlaştırmaya son verilmesini, spor, sohbet, atölye ve kurs faaliyetlerinin artırılmasını, yaşam alanlarını gören kamera ve kafes benzeri uygulamaların kaldırılmasını talep etti.

Raporda, yüksek güvenlikli cezaevi modelinden vazgeçilmesi ve bu tip hapishanelerin kapatılması gerektiği savunuldu.

"Ağır Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılmalı"

Raporun sonuç bölümünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Gülay Çetin/Türkiye kararına atıfta bulunularak ağır hasta mahpusların durumunun insan hakları hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi istendi.

İHD ve ÖHD, hasta mahpusların sağlık hizmetlerine erişiminin güvence altına alınması ve tedavilerinin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini belirtti.

Dernekler, başta ağır hasta mahpuslar olmak üzere hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Ayrıca disiplin cezalarının koşullu salıverilme hakkını engellemek amacıyla kullanılmaması, mahpusların dilekçe ve başvurularının yanıtlanması, yayınlara erişimin sağlanması ve cezaevlerindeki kötü muamele iddialarının etkili biçimde soruşturulması talep edildi.

Cezaevlerindeki Hak İhlalleri İçin Yetkililere Çağrı

İHD Adana Şubesi ve ÖHD Adana Temsilciliğinin üç aylık raporu, Adana cezaevlerinde yaşandığı bildirilen sorunların yalnızca barınma koşullarıyla sınırlı olmadığını; sağlık, yaşam, haberleşme, ifade özgürlüğü ve adil infaz süreçleri gibi temel hakları da kapsadığını ortaya koydu.

Hak savunucuları, özellikle 38 hasta mahpusun sağlık durumunun gecikmeksizin değerlendirilmesini, ağız içi arama nedeniyle tedavinin aksamasına son verilmesini ve cezaevlerindeki tecrit koşullarının yeniden ele alınmasını istedi.

Raporda yer alan ihlal iddiaları, mahpus anlatımları ve avukat görüşmelerine dayanıyor. İlgili cezaevi idareleri, jandarma ve sağlık kurumlarının söz konusu iddialara ilişkin açıklamaları raporda bulunmuyor.

İHD ve ÖHD'nin çağrısı ise açık: Sağlık hizmetlerine erişim önündeki engeller kaldırılmalı, kötü muamele iddiaları soruşturulmalı ve ağır hasta mahpusların tahliyesi sağlanmalı.