DEM Parti Adana İl Örgütü, 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla İnönü Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Eğitimde fırsat eşitsizliğine, artan okul giderlerine ve anadilinde eğitim hakkının önündeki engellere dikkat çekilen açıklamada; parasız, laik, bilimsel, çoğulcu ve kamusal eğitim çağrısı yapıldı. Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek ise “Hiçbir çocuk kendi dilinden, kimliğinden ve kültüründen vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır” dedi.

DEM Parti Adana İl Örgütü, İnönü Parkı’nda düzenlediği basın açıklamasında, 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlangıcında öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlara dikkat çekti.
“Okullar Açılıyor: Eğitim Hakkı Kimin?” başlığıyla yapılan açıklamayı DEM Parti Adana İl Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Yılmaz okudu. Açıklamanın ardından Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek, anadilinde eğitim hakkına ilişkin konuşma yaptı.
“Öğrenciler okula eşit koşullarda başlamıyor”
Yusuf Yılmaz, milyonlarca öğrencinin yeniden okullara döndüğünü ancak eğitim sisteminde uzun süredir biriken sorunların çözülemediğini belirtti.
Öğrencilerin yeni eğitim yılına eşit koşullarda başlamadığına işaret eden Yılmaz, bir yanda özel okullara, kurslara ve özel derslere erişebilen öğrencilerin; diğer yanda ise beslenme, kırtasiye, ulaşım ve temel eğitim giderlerini karşılamakta güçlük çeken milyonlarca öğrencinin bulunduğunu söyledi.
Yoksulluğun doğrudan eğitim hakkını belirleyen temel bir eşitsizliğe dönüştüğünü ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Eğitim bir ayrıcalık değil, temel bir haktır. Bu nedenle parasız, nitelikli, laik, bilimsel ve kamusal eğitim güvence altına alınmalıdır. Okul yemeği, ulaşım, kırtasiye ve temel eğitim materyalleri bütün öğrenciler için kamusal olarak sağlanmalı; eğitim kaynakları eşitsizlikleri azaltacak biçimde adil dağıtılmalıdır.”
“Eğitim tek tipleştirmenin aracı olamaz”
Türkiye’nin toplumsal, kültürel, dilsel ve inançsal bakımdan çoğul bir yapıya sahip olduğu vurgulanan açıklamada, eğitim sisteminin merkeziyetçi ve tek tipçi bir anlayışla yönetildiği savunuldu.
Eğitimin amacının öğrencileri aynı düşünce ve kimlik kalıbına sokmak olmadığını belirten Yılmaz, öğrencilerin düşünen, sorgulayan, bilgiyle özgür bir ilişki kurabilen ve demokratik yaşama katılabilen bireyler olarak yetiştirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Öğretmeni yalnızca bilgiyi aktaran, öğrenciyi ise bilgiyi alan konuma yerleştiren hiyerarşik eğitim ilişkisinin aşılması gerektiği belirtilen açıklamada, eğitim süreçlerinin dayatma ve itaate değil; karşılıklı öğrenmeye, dayanışmaya ve özgürleşmeye dayanması istendi.
Yılmaz, “Eğitim, devletin tanımladığı ‘makbul yurttaş’ anlayışının yeniden üretildiği bir alan haline getirilemez. Bizim ihtiyacımız ‘milli duruş’ değil, demokratik yurttaşlıktır” dedi.
“Barış, eşit yurttaşlık temelinde kurulmalıdır”
Barışın, devlet tarafından belirlenen bir söylemin öğrencilere aktarılmasından ibaret olmadığı ifade edilen açıklamada, barışın eşit yurttaşlık, hak, özgürlük, adalet ve demokratik katılım temelinde birlikte yaşamayı öğrenmek ve birlikte kurmak anlamına geldiği kaydedildi.
DEM Parti’nin açıklamasında, farklı kimliklerin ve kültürlerin eşit haklar temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir eğitim sisteminin oluşturulması çağrısında bulunuldu.
“Anadilinde eğitim temel bir demokratik haktır”
Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü toplumsal yapısının eğitim politikalarına da yansıtılması gerektiğini belirten Yusuf Yılmaz, başta Kürtçe olmak üzere farklı dillerin eğitim yaşamında özgürce kullanılmasının ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi.
Yılmaz, “Anadilinde eğitim bir ayrıcalık değil, temel bir demokratik haktır. Kardeşlik, farklılıkları yok saymak değil; farklılıklarla eşit haklar temelinde birlikte yaşamaktır” ifadelerini kullandı.
“Öğretmenlerin güvencesi, eğitimin güvencesidir”
Nitelikli eğitimin güvencesiz ve yoksullaştırılmış öğretmenlerle sağlanamayacağı vurgulanan açıklamada; öğretmenlerin güvenceli istihdamının, insanca yaşam koşullarının, demokratik sendikal haklarının ve mesleki özerkliklerinin güvence altına alınması istendi.
Öğretmenin yalnızca müfredatı uygulayan kişi değil, eğitim politikasının öznesi olduğu belirtilerek öğretmenler ile eğitim emekçilerinin, eğitim politikalarının hazırlanması ve uygulanmasında söz ve karar hakkına sahip olması gerektiği dile getirildi.
Eğitim politikalarına demokratik katılım talebi
Eğitime ilişkin bütün kararların merkezi bürokrasi tarafından alınmasının, yerel ihtiyaçlar ile toplumun taleplerinin dışlanmasına neden olduğu belirtilen açıklamada; öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin, eğitim emekçilerinin, üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve demokratik toplum örgütlerinin karar süreçlerine katılması istendi.
Bu kapsamda okul meclisleri, yerel eğitim meclisleri ve demokratik eğitim kurulları oluşturulması önerildi. Yerel yönetimlerin okul öncesi eğitim, beslenme, ulaşım, kültür-sanat, spor ve eğitime erişim alanlarındaki yetki ve kaynaklarının güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Bunun, kamusal eğitim sorumluluğunun merkezi yönetimden belediyelere devredilmesi anlamına gelmediğinin altı çizilerek kamusal güvencenin korunması, eğitimin demokratikleştirilmesi ve yerel ihtiyaçlara duyarlı hale getirilmesi gerektiği kaydedildi.
Engelli öğrenciler için erişilebilir eğitim çağrısı
Açıklamada, engelli öğrencilerin eğitim hakkının yalnızca okula girebilmekten ibaret olmadığı vurgulandı. Eğitim sisteminin öğrencileri mevcut yapıya uydurmaya çalışan değil, farklılıkları eşit yaşamın doğal bir parçası kabul eden bir anlayışla düzenlenmesi istendi.
Okulların fiziksel ve dijital olarak erişilebilir hale getirilmesi; ulaşım, yardımcı teknolojiler, işaret dili, Braille alfabesi ve alternatif iletişim olanaklarının güvence altına alınması gerektiği belirtildi.
Yeti farklılığı olan kişileri “eksik” ya da “sorunlu” gören yaklaşımın ve ayrımcılığın eğitim alanında yeniden üretilmesine son verilmesi çağrısı yapıldı.
“Bilgi, sorgulanamaz doğrular halinde aktarılamaz”
Eğitimin temel sorununun bilginin öğrenilmesi veya bellekte tutulması olmadığı belirtilen açıklamada, asıl sorunun bilginin sorgulanamaz doğrular biçiminde aktarılması ve öğrencinin yalnızca bilgiyi tekrar eden bir konuma indirgenmesi olduğu ifade edildi.
Yılmaz, bilgi, bellek, araştırma, merak ve eleştirel düşünmenin birbirinin karşıtı olmadığını belirterek eğitimin; bilgiye erişmenin, öğrenmenin, tartışmanın, sorgulamanın ve yeni bilgiler üretmenin özgür olduğu bir alan haline getirilmesini istedi.
DEM Parti eğitim politikalarını sıraladı
DEM Parti’nin eğitim yaklaşımının yalnızca mevcut sorunların çözümünden ibaret olmadığını ifade eden Yusuf Yılmaz, eğitimin nasıl bir toplumda yaşanacağı ve nasıl bir gelecek kurulacağı bakımından temel alanlardan biri olduğunu söyledi.
Açıklamada DEM Parti’nin savunduğu eğitim politikaları şöyle sıralandı:
- Parasız ve kamusal eğitim,
- Laik ve bilimsel eğitim,
- Demokratik ve çoğulcu eğitim,
- Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı eğitim,
- Anadilinde eğitim ve dil hakları,
- Öğretmenler ile eğitim emekçilerinin söz ve karar hakkı,
- Eğitimde demokratik ve yerel katılım,
- Yeti farklılığı olan kişilere yönelik ayrımcılıkla mücadele,
- Bilgiyle özgür ve eleştirel ilişki kurulması.
Yılmaz, bunların yalnızca bir talep listesi olmadığını, nasıl bir eğitim ve toplum istediklerine ilişkin siyasal yaklaşımlarını ortaya koyduğunu belirtti.
Eğitim emekçilerini, öğrencileri, velileri, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, yerel yönetimleri ve toplumun bütün kesimlerini mücadeleyi büyütmeye çağıran Yılmaz, “Eğitim hakkını piyasaya, yoksulluğa ve tek tipleştirmeye terk etmeyeceğiz. Eğitimin demokratikleşmesi ve eşit yurttaşlığın güçlenmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
Cudi İmrek: Dil, toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır
Yusuf Yılmaz’ın ardından konuşan Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek, dilin yalnızca insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç olmadığını; düşüncenin, belleğin, kimliğin, kültürün ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olduğunu söyledi.
Her insanın dünyayı ilk kez anadiliyle tanıdığını, duygularını anadiliyle anlamlandırdığını ve kendisini anadiliyle kurduğunu belirten İmrek, bir dilin yok sayılmasının, yasaklanmasının veya kamusal yaşamın dışına itilmesinin yalnızca sözcüklerin değil, bir halkın tarihinin ve kültürel mirasının kaybı anlamına geldiğini ifade etti.
“Çok dillilik bir tehdit değil, zenginliktir”
Dünyada konuşulan 7 bini aşkın dilin yaklaşık 3 bininin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirten İmrek, bütün dillerin eşit değerde olduğunu ve insanlığın ortak kültürel mirasının parçası sayılması gerektiğini söyledi.
İmrek, “Çok dillilik bir tehdit değil; toplumları geliştiren, kültürler arasındaki bağı güçlendiren ve birlikte yaşamı zenginleştiren bir imkândır” dedi.
“Anadilinde eğitim temel bir insan ve çocuk hakkıdır”
Anadilinde eğitimin temel bir insan ve çocuk hakkı olduğunu vurgulayan İmrek, çocuğun kişiliğini, yeteneklerini, zihinsel ve duygusal gelişimini destekleyen nitelikli eğitimin ancak onun dilini ve kültürel kimliğini tanımakla mümkün olabileceğini ifade etti.
Anadili Türkçe olmayan bir çocuğun okula başladığı gün bilmediği ya da yeterince hâkim olmadığı bir eğitim diliyle karşı karşıya bırakılmasının fırsat eşitliğini daha ilk günden zedelediğini belirten İmrek, bunun çocuklarda kaygıya, öğrenme güçlüğüne ve akademik başarısızlığa yol açabildiğini söyledi.
Bu durumun eğitim emekçilerinin görevini de güçleştirdiğini dile getiren İmrek, anadilinde eğitim talebinin güvenlikçi ve kutuplaştırıcı tartışmalara hapsedilemeyeceğini kaydetti.
“Çok dilli eğitim modelleri hayata geçirilmeli”
Anadilinde eğitim konusunun çocuğun üstün yararı, bilimsel ve pedagojik ilkeler, eşit yurttaşlık ve eğitim hakkı temelinde ele alınması gerektiğini belirten İmrek, dünyanın birçok ülkesinde uygulanan çift dilli ve çok dilli eğitim modellerinin farklı dillerin bir arada yaşayabileceğini gösterdiğini söyledi.
Çocuğun kendi anadilini iyi öğrenmesinin resmî dili veya başka dilleri öğrenmesine engel olmadığını ifade eden İmrek, aksine bunun diğer dillerin daha sağlam biçimde öğrenilmesini desteklediğini kaydetti.
Anayasal ve yasal engeller kaldırılsın çağrısı
Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü yapısının eğitim politikalarına yansıtılmasını isteyen İmrek, anadilinde eğitimin önündeki anayasal ve yasal engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.
Ülkede konuşulan bütün anadillerine ilişkin kapsamlı bir envanter hazırlanmasını isteyen İmrek, taleplerini şöyle sıraladı:
- Okul öncesinden başlayarak anadilinin öğretimi güvence altına alınmalı.
- Anadilinde eğitim için bilimsel programlar geliştirilmeli.
- Nitelikli öğretmenler yetiştirilmeli ve eğitim materyalleri hazırlanmalı.
- Üniversitelerde farklı dillere ve kültürlere ilişkin bölümler ile enstitüler güçlendirilmeli.
- Farklı diller eğitimde, sanatta, medyada ve kamusal yaşamda özgürce kullanılabilmeli.
“Hiçbir çocuk kendi dilinden vazgeçmek zorunda bırakılmamalı”
Dillerin eşitliğinin halkların eşitliğinin ve demokratik yaşamın temelini oluşturduğunu belirten Cudi İmrek, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Hiçbir çocuk kendi dilinden, kimliğinden ve kültüründen vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır. Farklılıklarımızı bastıran değil, onları tanıyan ve yaşatan demokratik bir eğitim sistemi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”







