DEM Parti İstanbul Milletvekili ve İmam Rıza Ocağı dedelerinden Celal Fırat, Adana’da düzenlenen “Barış Süreci” panelinde Kürt meselesinden Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine, KHK ile ihraç edilenlerden Barış Akademisyenlerine, hasta tutuklu ve hükümlülerden kayyum uygulamalarına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Barışın yalnızca silahların susmasıyla sağlanamayacağını vurgulayan Fırat, “Türkiye silahların sustuğu bir ülke olmakla mı yetinecek, yoksa silahlara ihtiyaç duyulmayan demokratik bir düzen mi kuracak?” diye sordu.

Adana’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adana Şubesi tarafından düzenlenen 1. Çukurova Alevi Kültür Festivali kapsamında gerçekleştirilen “Barış Süreci” panelinde konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Türkiye’nin tarihsel bir dönemeçten geçtiğini belirterek barış sürecinin demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hukuk ve toplumsal yüzleşme temelinde ilerlemesi gerektiğini söyledi.

İmam Rıza Ocağı dedelerinden olan Fırat, konuşmasında geçmiş çatışmalı süreçlerin toplumsal sonuçlarına dikkat çekerken, barışın yalnızca Kürtlerin değil, Alevilerin, Türklerin, Ermenilerin, Süryanilerin ve Türkiye’de yaşayan bütün toplulukların ortak geleceğini ilgilendirdiğini vurguladı.

Bülent Gültekin’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde Fırat’ın yanı sıra CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı ve Yeni Parti Ankara Milletvekili Okan Konuralp de konuşmacı olarak yer aldı.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 19.03.24

“Türkiye tarihsel bir süreci tartışıyor”

Türkiye’nin önemli bir tarihsel süreçten geçtiğini belirten Fırat, yıllarca devam eden çatışmaların toplum üzerinde ağır sonuçlar yarattığını söyledi.

Çatışmalı dönemlerde çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini, köylerin boşaltıldığını, on binlerce kişinin yaşadığı yerlerden ayrılmak zorunda kaldığını ifade eden Fırat, cezaevlerindeki siyasi tutuklu ve hükümlülerin durumuna da dikkat çekti.

Fırat, Kobani davası kapsamında verilen uzun süreli hapis cezalarını hatırlatarak geçmiş çözüm sürecinin devam edebilmesi halinde yaşanan acıların bir bölümünün önlenebileceğini savundu.

“Keşke 2013-2016 yıllarında o süreç yürüyebilseydi, barış sözcüklerini dillendirebilseydik. Belki bugün bu kadar acıyı konuşmayacaktık.”

“Asıl mesele demokratik düzeni nasıl kuracağımızdır”

Barış sürecine ilişkin en önemli sorunun yalnızca silahların bırakılması olmadığını belirten Fırat, çatışmaların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek demokratik bir düzenin oluşturulması gerektiğini söyledi.

“Türkiye silahların sustuğu bir ülke olmakla mı yetinecek, yoksa silahlara ihtiyaç duymadığı demokratik bir düzen mi kuracak? Asıl mesele demokratik bir düzeni nasıl kuracağımızdır. Barışın ilerleyebilmesi için ne gibi çalışmalar yürüteceğiz?”

27 Şubat çağrısı ve ardından gelen silah bırakma adımlarının Türkiye açısından önemli imkânlar yarattığını ifade eden Fırat, bu gelişmelerin kalıcı barışa dönüşmesi için hukuki ve siyasi düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtti.

Fırat, çatışmaların sona ermesinin önemli olduğunu ancak çatışmaları ortaya çıkaran siyasal ve toplumsal nedenlerin de ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 19.03.19

“Çatışma sona ererken antidemokratik uygulamalar devam ediyor”

Türkiye’de barış süreci tartışılırken kayyum uygulamalarının ve seçilmiş yöneticilere yönelik tutuklamaların devam etmesini eleştiren Fırat, Adana’daki belediye başkanlarının durumuna dikkat çekti.

“Şu an Çukurova’dayız. Belediye başkanı cezaevinde, tutuklu. Yine Büyükşehir Belediye Başkanı aynı şekilde görevinden uzak durumda.”

Fırat, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik politikalarıyla ele alınmasının çözüm üretmediğini savunarak, yıllardır sürdürülen güvenlik merkezli yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulmasını önemli bulduğunu ancak kullanılan siyasal dilin de değişmesi gerektiğini ifade eden Fırat, toplumu ötekileştiren söylemlerin barışın önünde engel oluşturduğunu belirtti.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 20.50.23-1

“Ana dil, demokratik temsil ve seçilmişlerin iradesi güvence altına alınmalı”

Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kürt meselesinin tartışılmasının önemli bir gelişme olduğunu belirten Fırat, demokratik siyasetin ve toplumsal müzakerenin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kürt halkının ana dilini özgürce kullanabilmesi, demokratik temsil hakkının güvence altına alınması ve seçilmiş yerel yöneticilerin iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini ifade eden Fırat, düşünce özgürlüğünün de barış sürecinin temel başlıklarından biri olduğunu vurguladı.

“Kürt halkının ana dilini özgürce konuşabilmesi, demokratik temsil hakkının güvence altına alınması, seçilmiş yerel yöneticilerin iradesine saygı gösterilmesi, düşüncenin artık suç sayılmadığı bir ülkenin önünün açılması gerekiyor.”

Fırat, meselenin yalnızca bir halkın taleplerinin karşılanması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, devletin bütün yurttaşlarıyla kurduğu ilişkiyi demokratik esaslar çerçevesinde yeniden ele alması ve geçmiş uygulamalarına ilişkin özeleştiri yapması gerektiğini söyledi.

“2026 yılında cemevleri neden hâlâ ibadethane olarak kabul edilmiyor?”

Konuşmasının önemli bir bölümünü Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine ayıran Celal Fırat, Türkiye’de yeni bir demokratik dönemden söz edilirken Alevilerin yıllardır çözülmeyen sorunlarının görmezden gelinemeyeceğini belirtti.

“Şu an bir cemevindeyiz. 2026 yılında cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Aleviler olarak eşit yurttaşlık taleplerimizi her platformda dillendiriyoruz ama hâlâ bu konuda en ufak bir adım atılmıyor.”

Devletin Aleviliği kendi kurumları üzerinden tanımlamaya çalıştığını savunan Fırat, Alevilerin kendi inançlarını ve ibadet biçimlerini belirleme hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi.

“Türkiye yeni bir demokratik dönemden söz ederken Alevilerin yıllardır çözülmeyen sorunlarını nereye koyacağız? Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilip edilmemesi neden hâlâ tartışma konusu?”

Fırat, barışın bütün topluluklar için aynı anlamı taşıması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Kürt için barış neyse Alevi için de barış odur. Türk için barış neyse Sünni için de barış budur. Ermeni, Süryani için de barış budur.”

“Alevilerin eşit yurttaşlık talebi Kürtlerin haklarının önünde engel değildir”

Alevilerin barış sürecine karşı olduğu yönündeki değerlendirmelere de yanıt veren Fırat, farklı toplumsal kesimlerin hak taleplerinin birbirine karşıt olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

“Alevilerin eşit yurttaşlık talebini Kürtlerin haklarının önünde bir engel olarak görmemek gerekiyor. Meseleler, sorunlar birbirinin içine girmiş vaziyette.”

Alevi çocukların kendi inançlarıyla örtüşmeyen zorunlu din derslerine tabi tutulmasını eleştiren Fırat, okullardaki mescit uygulamalarını ve Alevi dergâhlarının durumunu da gündeme getirdi.

“Hacı Bektaş Dergâhı ve diğer dergâhlarımız neden hâlâ Alevilere verilmiyor? Devlet neden Aleviliği Alevilerden öğrenmek yerine kendi idari kurumları üzerinden tanımlamaya çalışıyor?”

Bu sorunların yalnızca kültürel farklılıklarla ilgili olmadığını belirten Fırat, anayasal eşitlik, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.

“Ben yedi yaşında Türkçe öğrendim, annem 77 yaşında ve hâlâ doğru dürüst Türkçe bilmiyor”

Kendi yaşamından örnekler veren Fırat, Kürt kimliği ve ana dil hakkı konusunda yaşanan sorunları anlattı.

“Ben Kürt Aleviyim. Yedi yaşımda Türkçe öğrenmeye başladım. Annem hâlâ 77 yaşında, doğru dürüst Türkçe bilmiyor.”

Türkiye’de farklı dillerde eğitim imkânları bulunmasına rağmen Kürtçenin güvenlik meselesi olarak ele alınmasını eleştiren Fırat, ana dil hakkının demokratik yurttaşlığın temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.

“Kürtçe bir kelam öğrenmek istediğimizde yine millî güvenlik sorunu olarak görülüyor. Bir yandan ‘Biz kardeşiz, etle tırnak gibiyiz’ diyorlar. Bırakın eti tırnağı, kolumuzu kökünden kesmiş vaziyettesiniz.”

Fırat, dil, kültür, örf, âdet ve kimlik üzerinden farklılıkların baskı altına alınmasının toplumsal barışa zarar verdiğini savundu.

“Aynı mahallede yaşıyoruz, aynı okullarda okuyoruz; sorun hakların paylaşımında çıkıyor”

Türkiye’de farklı kimlik ve inançlardan insanların günlük yaşamda bir arada bulunabildiğini belirten Fırat, asıl sorunun hakların ve imkânların eşit paylaşımında ortaya çıktığını ifade etti.

“Şu karşıdaki binaların içerisinde Alevisi var, Sünnisi var, Türkü var, Kürdü var, Çerkezi var, inananı var, inanmayanı var. Beraber yaşıyoruz, sorun yok. Aynı okulda çocuklarımız okuyor, aynı atölyelerde çalışıyoruz. Bu salonun içerisinde hepimiz aynı da düşünmüyoruz. Bir sorun yok. Ama mesele paylaşıma gelince ciddi bir sorun var.”

Fırat, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında geçmişte yaşanan acılarla yüzleşilmesi gerektiğini belirtti.

Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Roboski ve Ankara Gar Katliamı gibi olayları hatırlatan Fırat, toplumsal hafızanın demokratikleşme sürecinin dışında bırakılamayacağını söyledi.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 19.03.19-1

“Barış süreci zamana yayılmamalı, hukuki düzenlemeler yapılmalı”

Barış sürecinin ilerlemesi için Meclisin ve siyasi partilerin önemli sorumlulukları bulunduğunu belirten Fırat, gerekli hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesini istedi.

AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın süreci zamana yaydığını savunan Fırat, silah bırakanların hukuki durumunun ve Abdullah Öcalan’ın koşullarının açık bir hukuki çerçevede ele alınması gerektiğini ifade etti.

“Silahları bırakanların hukuki durumundan Sayın Öcalan’ın durumuna kadar bütün meselelerin öngörülebilir, denetlenebilir bir hukuk çerçevesinde ele alınmasını arzuluyoruz.”

Fırat, barışın ilerlemesi için siyasi cesaret gerektiğini belirterek, bütün toplumsal kesimlerin ortak demokratik talepler etrafında yan yana gelmesi çağrısında bulundu.

“KHK ile ihraç edilenler ve Barış Akademisyenleri görevlerine dönmeli”

Konuşmasının ikinci bölümünde demokratikleşmenin somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Fırat, KHK ile kamu görevinden çıkarılanların durumunu gündeme taşıdı.

Barış sürecine ilişkin devlet düzeyinde kararlar alınırken yıllardır görevlerinden uzak kalan kamu emekçilerinin durumunun çözümsüz bırakılmasını eleştiren Fırat, özellikle Barış Akademisyenlerine dikkat çekti.

“Şu an devlet bu süreci götürdüğünü söylüyor. Millî Güvenlik Kurulu kararı alınıyor, bekleniliyor. Fakat on yıldır işlerinden atılan KHK’li arkadaşlarımız var. Peki bunların suçu neydi?”

Barış Akademisyenlerinin barışa ilişkin görüşlerini açıkladıkları için görevlerinden çıkarıldığını belirten Fırat, iktidarın bu konuda adım atmasının toplumsal güveni artıracağını söyledi.

“Barış Akademisyenleri barışa dair söz kurduklarından dolayı işlerinden atıldılar. İktidar buna yönelik bir adım atabilir. Bu arkadaşları işlerine iade edebilir. Birçok akademisyen, memur arkadaşımız işlerinden atıldı. Bu sürece güven kazandırmak için bir şeyler yapılabilir.”

Fırat, KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin durumunun çözülmesini barış sürecinin inandırıcılığı açısından önemli gördüğünü ifade etti.

“Hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu barışa olan güveni zedeliyor”

Cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin durumuna geniş yer ayıran Fırat, DEM Parti heyetlerinin son iki hafta içerisinde çok sayıda cezaevini ziyaret ettiğini söyledi.

İnfaz sürelerini tamamladıkları halde tahliye edilmeyen kişilerin bulunduğunu belirten Fırat, bu durumun hem hukuk hem de insan hakları açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Cezaevlerinde şu an hasta tutsaklar var. İnfazları yakılan, cezası bitmesine rağmen üç dört senedir cezaevinde tutulan arkadaşlarımız var. Hepsi de sağlık problemleri yaşıyor.”

Kırşehir’de ziyaret ettiği bir mahpusun durumunu anlatan Fırat, yaşadıklarının kendisini derinden etkilediğini söyledi.

“Geçen Kırşehir’de bir arkadaşın yanına gittim. 45 yaşında. Kanser hastası, KOAH hastası, kalp hastası. İki gardiyan koluna girip öyle getirdiler görüşe. 45 yaşındaki bir insan 80 yaşındaki bir insan gibi görünüyor.”

Fırat, bu tür durumların barış sürecine yönelik umutları zayıflattığını belirterek, insani ve hukuki adımların geciktirilmemesi gerektiğini vurguladı.

“Onu gördüğümüzde bu ülkedeki barışın nasıl bir ortamda kurulacağına dair umutlarımızı yitiriyoruz. Önce birbirimizin gönüllerine hitap edebilecek, birbirimizle barışabilecek mekanizmalar yaratmamız lazım.”

İstanbul Barosu seçimleri üzerinden milliyetçilik eleştirisi

Fırat, konuşmasında İstanbul Barosu seçimlerinin ardından yaşandığını belirttiği bir gelişmeye de değindi.

Seçim sonucunun ardından bozkurt işaretleri yapıldığını ifade eden Fırat, bu tür davranışları milliyetçi kutuplaşmanın bir göstergesi olarak değerlendirdi.

“Biz yan yana gelmesek, on parçaya bölünsek bunlar bizim başımıza gelir. Onun için daha çok yan yana gelmemiz lazım.”

Milliyetçilik adına farklı kimlikleri ötekileştiren bir siyasal ortam oluşturulmaya çalışıldığını savunan Fırat, demokratik kurumların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey geçmişin korkularını yeni kuşaklara aktarmak değil, o korkuları ortadan kaldıracak demokratik kurumlar oluşturmaktır.”

Whatsapp Image 2026 10 25 At 21.18.14

“Muhalefet de kendi sorumluluğunu sorgulamalı”

Siyaset kurumunun yalnızca sorunları tanımlamakla yetinemeyeceğini belirten Fırat, çözümün hukuki ve toplumsal koşullarını oluşturma sorumluluğunun da siyasetçilere ait olduğunu söyledi.

Muhalefetin de uzun yıllardır devam eden iktidar karşısındaki konumunu değerlendirmesi gerektiğini ifade eden Fırat, demokratik toplum örgütlerinin güçlendirilmesine dikkat çekti.

“Bizim de kendimizi sorgulamamız lazım. Daha çok toplumsal anlamda demokratik toplum kuruluşlarını etkin hale getirecek mekanizmalar yaratmamız, halkı bilinçlendirmemiz gerekiyor.”

Türkiye’de derin yoksulluk yaşandığını belirten Fırat, finansal soruşturmalar ve kamu kaynaklarının kullanımı konusunda da eleştirilerde bulundu.

Toplumsal sorunların yalnızca seçim sonuçları üzerinden değerlendirilemeyeceğini savunan Fırat, yurttaşların demokratik mücadeleye katılımını sağlayacak örgütlü yapıların güçlendirilmesini istedi.

“Çocuklarımız birbirlerinin kimliğinden korkmamalı”

Barışın yalnızca bugünün siyasi aktörlerini değil, gelecek kuşakları da ilgilendirdiğini belirten Fırat, farklı kimlik ve inançların özgürce yaşayabildiği bir ülkenin mümkün olduğunu söyledi.

“Biz çocuklarımızın birbirinin kimliğinden korkmadığı, insanların inançlarını gizlemek zorunda kalmadığı, düşüncelerin mahkeme salonlarında değil demokratik tartışma ortamlarında konuşulduğu bir süreç yaşamalıyız.”

Böyle bir ülkenin kurulmasının herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirten Fırat, barışın başarısının kazananlar ve kaybedenler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.

“Barışın başarısını sonunda kimin kazandığına bakarak değil, artık kimlerin kaybetmek zorunda kalmadığına bakarak değerlendirmeliyiz.”

Fırat, gelecek kuşakların yalnızca geçmişte yaşanan acıları değil, o acılardan nasıl demokratik bir gelecek oluşturulduğunu da görebilmesi gerektiğini söyledi.

Gazze yardımları ve finansal denetimlere ilişkin eleştiriler

Konuşmasında Türkiye’deki finansal soruşturmalara da değinen Fırat, Gazze için toplanan yardımlar ve Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin gündeme gelen mali iddialar hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Faizin dinî açıdan yasak olduğunun sürekli dile getirildiğini ancak mali uygulamalarda çelişkiler yaşandığını savunan Fırat, kamu kurumlarının hesap verebilir olması gerektiğini ifade etti.

Fırat, bu tür gelişmelerin toplumun adalet duygusunu ve kurumlara güvenini zedelediğini belirterek, demokratikleşmenin ekonomik ve idari denetimden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.

“Alevi inancındaki dar ve didar anlayışından öğrenmeliyiz”

Alevi inancındaki yüzleşme ve rızalık kültürüne dikkat çeken Fırat, toplumsal barışın karşılıklı hesaplaşma ve gönül alma temelinde kurulabileceğini ifade etti.

Cemlerdeki dar ve didar anlayışını örnek gösteren Fırat, insanların sorunlarını birbirlerinin yüzüne söyleyerek, hak ve rızalık temelinde çözüm aradıklarını anlattı.

“Bizim cemlerimizde dar ve didar vardır. İnsanlar orada haklıyı, haksızı konuşur, tartışır. Oradan çıkarken kimsenin gönlünde soru işareti kalmaz. Hakikatini, hakkını pirin ve canların önünde konuşur, rızalık verip yürürler.”

Fırat, Türkiye’de de benzer bir toplumsal yüzleşme anlayışına ihtiyaç bulunduğunu belirterek, sorunların ertelenmesi halinde daha da büyüyebileceği uyarısında bulundu.

Ekran Görüntüsü 2026 10 25 213727

“Çatışmalara harcanan kaynaklarla başka bir Türkiye kurulabilirdi”

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonundaki tartışmalara değinen Fırat, yıllardır sürdürülen çatışmalı süreçlerin Türkiye’ye ekonomik maliyetinin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Komisyon çalışmalarında güvenlik politikalarına aktarılan kaynaklarla ilgili farklı büyüklükte rakamların dile getirildiğini belirten Fırat, bu kaynakların toplumsal kalkınma için kullanılabileceğini savundu.

“Komisyonda kimileri iki trilyon dolardan bahsetti. Kimileri dört trilyon dolar dedi. Bu kaynaklar başka alanlarda kullanılsaydı belki Almanya gibi bir ülke olabilirdik.”

Fırat, kamu kaynaklarının denetimi ve yolsuzluklarla mücadele konusunda da eleştirilerde bulunarak, Türkiye’nin demokratikleşme ve ekonomik kalkınma sorunlarını birlikte ele alması gerektiğini belirtti.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 19.03.26 (1)

“Birbirimizin Hızır’ı olmalıyız”

Konuşmasının son bölümünde toplumsal dayanışma çağrısı yapan Fırat, farklı siyasi görüşlerden ve kimliklerden insanların ortak bir gelecek için birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi.

“Birbirimizin elinden tutmamız lazım. Birbirimizin derdine merhem olmamız lazım. Her birimizin bu topraklarda bir sorunu varsa bir diğer topluluk, bir diğer halk onun yarasına merhem olmak zorunda.”

Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Kalender Çelebi’nin düşüncelerine atıfta bulunan Fırat, Anadolu’nun tarihsel birikiminin birlikte yaşam açısından önemli değerler taşıdığını ifade etti.

Farklı siyasi partilere mensup olmanın yurttaşları birbirinden uzaklaştırmaması gerektiğini belirten Fırat, şöyle konuştu:

“AKP’li olur, CHP’li olur, DEM’li olur, MHP’li olur, Yeni Partili olur, İYİ Partili olur. Kim olursa olsun biz bu ülkenin yurttaşıyız. Düşüncelerimiz bizi farklılaştırmamalı, ötekileştirmemeli.”

Fırat, konuşmasını barışın ve dayanışmanın bütün toplumsal kesimler tarafından sahiplenilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı:

“Birbirimize aynı gözle bakacağımız günleri göreceğimize inanıyorum. Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Hepinizi sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.”