CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Adana’da düzenlenen “Barış Süreci” panelinde Kürt meselesinin çözümüne ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Geçmiş çözüm girişimlerinden bugüne yaşanan gelişmeleri ele alan Salıcı, CHP’nin demokratikleşme konusundaki eleştirilerine rağmen sürece destek verdiğini belirtti. Kayyum uygulamalarını, belediye başkanlarının tutuklanmasını, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını eleştiren Salıcı, “Kürt meselesini istediğiniz zaman çözemiyorsunuz. Bu dönemi ıskalarsak ne zaman yeniden böyle bir mutabakat oluşacağını bilmiyoruz” dedi.

Adana’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Adana Şubesi tarafından düzenlenen 1. Çukurova Alevi Kültür Festivali kapsamında gerçekleştirilen “Barış Süreci” panelinde konuşan CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Türkiye’nin geçmiş çözüm deneyimlerini, mevcut sürecin geldiği aşamayı ve demokratikleşme sorunlarını değerlendirdi.
Bülent Gültekin’in moderatörlüğünü yaptığı panelde CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Yeni Parti Ankara Milletvekili Okan Konuralp ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat konuşmacı olarak yer aldı.
Salıcı, konuşmasında CHP’nin geçmişten bugüne Kürt meselesine yaklaşımını açıklarken, Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgesel koşullar nedeniyle barışın ertelenemeyecek bir ihtiyaç haline geldiğini vurguladı.
“CHP birinci çözüm sürecine değil, yönteme karşı çıkıyordu”
2012-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecini değerlendiren Salıcı, o dönemde CHP’nin sürece yönelik eleştirilerinin yanlış yorumlandığını söyledi.
CHP’nin Kürt meselesinin çözülmesine karşı çıkmadığını, ancak parlamentonun devre dışı bırakılmasını doğru bulmadığını belirten Salıcı, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhuriyet Halk Partisi o dönem sürece eleştirel yaklaşıyordu. Karşı çıkmıyordu. Yani bu süreç olmasın, Kürt meselesi çözülmesin, böyle bir gündem Türkiye’nin gündeminde olmasın demiyordu. Bu yöntemle Kürt meselesi çözülemez diyordu.”
Salıcı, parlamentonun bütün siyasi görüşlerin temsil edildiği yer olduğunu belirterek, çözüm sürecinin Meclis dışında yürütülmesinin şeffaflığı ve toplumsal kabulü engellediğini ifade etti.
“Parlamentodan kaçırarak, bütün siyasi partilerin ve siyasi görüşlerin bir arada olduğu parlamentoda bu meseleyi tartışmazsak, konuşmazsak bu iş kapalı kapılar ardında yürütülen bir sürece döner. Dolayısıyla toplumda genel bir kabul oluşmaz, şeffaflık oluşmaz. Onun için de bu süreç tamamlanamaz diye düşünüyorduk.”
Kılıçdaroğlu’nun çözüm sürecine desteğini hatırlattı
Salıcı, CHP’nin geçmişte çözüm sürecine tamamen karşı çıktığı yönündeki değerlendirmelerin doğru olmadığını belirterek, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını hatırlattı.
Kılıçdaroğlu’nun siyasi geleceğini riske atma pahasına sürece destek vereceğini söylediğini anımsatan Salıcı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamayı reddettiğini ifade etti.
“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Benim siyasi geleceğime mal olacağını bilsem dahi biz bu süreci destekliyoruz’ demişti. Aynı gün, üzerinden birkaç saat geçmeden, o zaman Başbakan olan, bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Tayyip Erdoğan tarafından ‘Bizim senin kredine falan ihtiyacımız yok’ denilerek karşılandı.”
Salıcı, bu yaklaşımın muhalefetin sürece dahil edilmesini engellediğini savunarak, Kürt meselesinin yalnızca iktidarın değil, bütün siyasi partilerin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.
“Bugün daha önce ulaşılamayan bir aşamaya gelindi”
Mevcut sürecin geçmiş çözüm girişimlerinden önemli farklılıklar taşıdığını belirten Salıcı, CHP’nin önceki dönemde dile getirdiği eleştirilerin bir bölümünün bugün karşılık bulduğunu ifade etti.
Sürecin parlamentoda ele alınmasını, örgütün fesih ve silah bırakma açıklamalarını, sembolik silah yakma törenini ve Milli Güvenlik Kurulu'nun sürece dahil olmasını önemli gelişmeler olarak değerlendirdi.
Salıcı, 12 maddelik çerçeve yasaya da değinerek, geçmişte ulaşılamayan bir aşamaya gelindiğini savundu.
“1990’lı yıllardan beri ciddi çözüm çabaları oldu ama bu çabaların hiçbirinde şu anda gelmiş olduğumuz noktaya gelinemedi. Dünya çok değişti. Türkiye de doğal olarak değişiyor. Bugünün koşullarında Türkiye’nin ve bölgenin durumunu dikkate alarak adım atılması gerekiyor.”
“Süreci yürüten biz değiliz ama çözümün yanındayız”
CHP’nin mevcut sürecin yürütücüsü olmadığını belirten Salıcı, partisinin Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesini savunan tarihsel bir yaklaşımı bulunduğunu söyledi.
CHP’nin 1989 yılında hazırladığı Kürt sorununa ilişkin raporu hatırlatan Salıcı, Türkiye’nin üniter devlet yapısı içerisinde, demokratik ve parlamenter yöntemlerle çözümün mümkün olduğunu ifade etti.
“Biz sürecin yürütücüsü değiliz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ama biz tarihsel olarak Kürt meselesinin çözülmesi gerektiğini en erken söyleyen, en erken sahip çıkan siyasi partiyiz.”
Salıcı, CHP’nin demokratikleşme alanındaki eleştirilerine rağmen Kürt meselesinin silahlardan arındırılmasına destek vermeye devam edeceğini belirtti.
“Demokratik bir ülkede olmaması gereken her şey oluyor. Başımıza her şey geliyor. Ona rağmen biz Kürt meselesinin silahtan arındırılması dediğimiz konuya sahip çıkıyoruz. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin duruşu çok açık, çok net. Hiçbir kafa karışıklığı yok.”
“51 kişilik komisyonda birlikte çalıştık”
Salıcı, TBMM'de oluşturulan 51 kişilik komisyonda kendisinin yanı sıra Celal Fırat ve Okan Konuralp’in de görev aldığını hatırlattı.
Komisyon çalışmalarının ardından hazırlanan raporun özellikle altıncı ve yedinci bölümlerine dikkat çeken Salıcı, altıncı bölümün çerçeve yasaya, yedinci bölümün ise demokratikleşmeye ilişkin düzenlemeleri içerdiğini anlattı.
“Biz bir rapor yazdık. O rapor komisyonun çalışmalarının sonunda yazılan rapordu. Oranın bir altıncı bölümü var. Altıncı bölüm aslında bundan iki ay önce çıkan çerçeve yasayı tanımlıyordu. Çerçeve yasa büyük oranda, çok büyük oranda bizim, yani 51 milletvekilinin kendi arasındaki uyumla yazılmış olan maddelere uygun çıktı.”
Salıcı, çerçeve yasadan sonra silah bırakma sürecinin tespit ve teyit aşamalarının tamamlanması gerektiğini belirtti.
Milli Güvenlik Kurulu kararıyla altı aylık sürenin başlamasını, silah bırakanların Türkiye’ye dönüşünün sağlanmasını ve silah bırakmanın teyit edilmesini beklediklerini ifade etti.
“Demokratikleşme bölümünde kayyumlar ve tutuklamalar var”
Komisyon raporunun yedinci bölümünün demokratikleşmeye ayrıldığını belirten Salıcı, Türkiye’de yaşanan hukuki ve siyasi sorunların çözüm sürecinden bağımsız olarak da giderilmesi gerektiğini söyledi.
Kayyum uygulamalarını, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasını ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleleri eleştiren Salıcı, komedyenlerin ve geçmişte bir falcının dahi tutuklanmasını örnek gösterdi.
“Yedinci bölüm demokratikleşme bölümü. Bizim şikâyet ettiğimiz kayyumlar, belediye başkanlarının tutuklanması... Komedyenler tutuklanıyor arkadaşlar. Bırakın siyasileri, belediye başkanlarını, komedyen tutuklanıyor. Bundan iki sene önce bir falcı tutuklandı.”
Salıcı, bu örneklerin Türkiye’de demokratikleşme konusunda yaşanan sorunların boyutunu ortaya koyduğunu savundu.
“AYM kararlarına uymak için çözüm sürecine mi ihtiyaç var?”
Salıcı’nın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması oldu.
Komisyon raporunda iktidara yüksek mahkeme kararlarına uyma çağrısı yapıldığını belirten Salıcı, bunun zaten anayasal ve hukuki bir yükümlülük olduğunu vurguladı.
“İktidar Anayasa Mahkemesi kararlarına uysun dedik. Gözünüzü seveyim, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak için Türkiye’de bir çözüm sürecinin olmasına, Kürt meselesinin konuşulmasına ve bunun bir komisyonda rapor olarak oluşturulmasına gerek var mı? Bu olması gereken zaten.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için de aynı durumun geçerli olduğunu belirten Salıcı, kayyum uygulamalarının kaldırılmasının uzun tartışmalara ihtiyaç duyulmaksızın gerçekleştirilebileceğini söyledi.
“Kayyumların ortadan kaldırılması için bu kadar konuşmaya gerek var mı? Yok. Halk seçmiş, yönetecek. Kayyum atanıyor. Bunlar aslında hiç olmaması gereken şeylerdi. Maalesef oldu. Hiç olmaması gereken şeyler olmaya devam ediyor Türkiye’de.”
“Bütün bunları görüyoruz, peki neden destek veriyoruz?”
Salıcı, Türkiye’de yaşanan demokratik sorunlara ve ekonomik alandaki denetim eksikliklerine rağmen CHP’nin neden çözüm sürecini desteklediği sorusuna da yanıt verdi.
Finansal soruşturmalar ve denetim mekanizmalarındaki eksikliklere değinen Salıcı, yurttaşların yaşanan hukuksuzluklar karşısında CHP’nin tutumunu sorguladığını ifade etti.
“Vatandaş bize dönüp diyor ki, ‘Sen bu kadar rezilliği görmüyor musun?’ Görüyorum. ‘Peki niye destek veriyorsun?’ Çünkü Kürt meselesini istediğin zaman çözemiyorsun.”
Salıcı, demokratik sorunların toplumsal mücadele ve seçimler yoluyla aşılabileceğini, ancak Kürt meselesinin çözümü için uygun tarihsel ve bölgesel koşulların her zaman oluşmadığını belirtti.
“Cezaevine girenler bir süre sonra çıkarlar. Türkiye’nin siyasi tarihi bunu gösteriyor. Baskılar azalır. Bunun toplumsal mücadelesi verilir. Seçim iktidar tarafından kaybedilir, bir muhalefet partisi seçimi kazanır ve bunların hepsinin üstesinden gelmeye başlarız. Türkiye daha demokratik bir ülke haline dönüşür. Ama Kürt meselesini ‘Hadi çözelim’ deyince çözemiyorsunuz.”
“1990’larda bir ülkeyle ilgili olan mesele bugün dört ülkeyi ilgilendiriyor”
Kürt meselesinin zaman içerisinde uluslararası bir boyut kazandığını belirten Salıcı, çözümün ertelenmesinin sorunu daha karmaşık hale getirdiğini söyledi.
1990’lı yıllarda meselenin ağırlıklı olarak Türkiye sınırları içerisinde ele alınabildiğini belirten Salıcı, bugün Suriye, Irak ve bölgedeki diğer gelişmelerin de çözüm sürecini doğrudan etkilediğini ifade etti.
“90’larda çözseydik Türkiye’de çözecektik. Bir ülke ve bir örgüt vardı. Çözülebilirdi. Görüşmeler de yapıldı. Bugün dört ülkede çözüyorsunuz arkadaşlar. Hadi ben Suriye’yi süreç dışında bırakıyorum deyin. Nasıl bırakacaksınız? Zaten bu süreç Suriye’den dolayı başladı. Irak’ı dışarıda bırakıyorum deyin. Bırakamazsınız.”
Sorunun ertelenmesi halinde daha fazla uluslararası aktörün sürece dahil olabileceğini savunan Salıcı, bazı dış güçlerin Türkiye’deki çatışmalı ortamın devam etmesinden yarar sağlayabileceğini ileri sürdü.
“1984’ten bu yana silahsız bir dönem görmedim”
Salıcı, konuşmasının dikkat çekici bölümlerinden birinde kendi yaşamından hareketle silahlı çatışmaların Türkiye üzerindeki etkisini anlattı.
1984 yılında ilk Eruh saldırısı gerçekleştiğinde 12 yaşında olduğunu hatırlatan Salıcı, o tarihten bu yana silahların gündemden çıkmadığını söyledi.
“Ben 1984 yılında ilk Eruh’taki saldırı olduğunda 12 yaşındayım. Hâlâ o günden bugüne silahsız bir dönem görmedim.”
Silahın demokratik tartışma ortamını nasıl ortadan kaldırdığını paneldeki konuşmacılar üzerinden verdiği örnekle anlatan Salıcı, bir kişinin silahını ortaya koyduğu yerde fikirlerin eşit koşullarda tartışılamayacağını ifade etti.
“Biz burada üçümüz gayet demokratik görüşlerimizi söylüyoruz. Moderatör arkadaşımız da yönetiyor. Ben diğer arkadaşların görüşünü beğenmiyorum, belimdeki silahı çıkarıp masaya koydum. Kim haklı? Silah kiminse o haklı.”
Salıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Silah artık hayatımızdan çıksın. Kürt meselesinin silahsızlandırılması dediğimiz mesele aslında bu. Silah çıksın, söz öne çıksın. Artık sözü olan, gelecekte sorunlara çözüm önerisi olan, halkın benimsediği, desteklediği siyasi partiler, kişiler ön plana çıksın.”
“Türkiye’nin güvenlik adası olarak kalabilmesi için bu meseleyi çözmesi gerekiyor”
Ortadoğu’da ve dünyada yaşanan gelişmelere değinen Salıcı, Türkiye’nin çevresindeki çatışmalar nedeniyle Kürt meselesinin çözümünün güvenlik açısından da önem taşıdığını söyledi.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, Suriye’deki rejim değişikliği, Irak’taki gelişmeler, İran’a yönelik olası saldırılar, Hindistan-Pakistan gerilimi ve Rusya-Ukrayna savaşını hatırlatan Salıcı, Türkiye’nin istikrarlı bir ülke olarak kalabilmesi için iç barışını güçlendirmesi gerektiğini belirtti.
“Bizim bütün bölgede, Türkiye’nin bütün komşularında neredeyse bu meseleler ciddi sıkıntı yaratıyor. Bizim burada bir güvenlik adası olarak kalabilmemiz için, istikrarlı bir ülke olarak kalabilmemiz için bu meseleyi çözmemiz lazım.”
Salıcı, çözümün yalnızca Türkiye’deki aktörlerin iradesine bağlı olmadığını, bütün tarafların ortak çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
“Toplum çözümü destekliyor ama çözüleceğine güvenmiyor”
Çözüm sürecinin önündeki en önemli sorunlardan birinin güven eksikliği olduğunu belirten Salıcı, konuşmasında kamuoyu araştırmalarına ilişkin oranlar da paylaştı.
Salıcı’nın aktardığına göre, toplumda çözüm sürecine destek yüzde 63 düzeyindeyken sürecin başarıya ulaşacağına ilişkin beklenti daha düşük seviyede bulunuyor.
“Vatandaşımız diyor ki, ben bu işin çözülmesine destek veriyorum, yüzde 63. Dönüp bir soru daha soruyorsunuz: ‘Çözüleceğine inanıyor musun?’ Yüzde 40’a düşüyor. Niye? Güven yok.”
Salıcı, geçmişte yaşananların hem siyasi aktörler hem de toplum üzerinde güvensizlik yarattığını belirtti.
“Bu güvensizlik yokmuş gibi davranamayız. Onun için yapmamız gereken şey hem sürecin ilerlemesini sağlamak hem de topluma güven verebilmek. İktidar tarafında da DEM tarafında da diğer siyasi partiler tarafında da topluma güven verilmesi gerekiyor.”
“468 milletvekilinin desteği çok kıymetli”
Meclis'te kabul edilen çerçeve yasaya farklı siyasi partilerden milletvekillerinin destek vermesini önemli bir gelişme olarak değerlendiren Salıcı, yasaya 460’ın üzerinde milletvekilinin oy verdiğini belirtti.
Salıcı, konuşmasında kabul oyunun yanlış hatırlamıyorsa 468 olduğunu ifade ederek, farklı siyasi geleneklerden gelen milletvekillerinin aynı düzenlemeye destek vermesinin değerli olduğunu söyledi.
“Sağdan soldan, birçok farklı yerden, farklı siyaset geleneğinden insanlar geldi ve oy verdi. Biz bunun devam etmesini, hatta olabildiğince hızlanmasını bekliyoruz.”
Salıcı, geçmişte benzer düzeyde bir siyasi uzlaşmanın sağlanamadığını belirterek, mevcut mutabakatın korunması gerektiğini ifade etti.
“Kürt meselesinin çözümü artık devlet politikası haline geldi”
Milli Güvenlik Kurulu'nun sürece ilişkin kararını değerlendiren Salıcı, bu gelişmenin Kürt meselesinin çözümünün devlet politikası haline geldiğini gösterdiğini savundu.
Kıbrıs meselesini örnek gösteren Salıcı, bazı temel konularda hükümetler değişse de devlet politikalarının devam etmesi gerektiğini belirtti.
“Kürt meselesinin çözümü de artık devlet politikası haline gelmiş durumda. Adalet ve Kalkınma Partisi değişir, yerine gelecek olan siyasi parti Kürt meselesinin çözümü için uğraşmaya devam eder. Umarım biz geliriz. Kim gelirse onun devam etmesi gerekir.”
Salıcı, meselenin yalnızca silahların bırakılmasıyla sona ermeyeceğini, ardından demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini vurguladı.
“Alevilerin sorunları da demokratikleşme çerçevesinde çözülmeli”
Konuşmasının son bölümünde Alevilerin yaşadığı sorunlara da değinen Salıcı, Türkiye’nin demokratikleşmesinin yalnızca Kürt meselesiyle sınırlı olmadığını belirtti.
Alevilerin taleplerinin de demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Salıcı, şunları söyledi:
“Türkiye’nin demokratikleşmesi gerekiyor. Alevilerin sorunlarının da Kürt meselesinin de bu çerçeve içinde çözülerek bir yere varılması gerekiyor.”
Türkiye’nin sürekli kendi iç sorunlarıyla uğraşan bir ülke olmaktan çıkması gerektiğini belirten Salıcı, toplumsal barışın bilimsel, teknolojik ve ekonomik gelişmeyle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
“Biz artık doğru düzgün normalleşmiş bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Sürekli kendi meselelerini konuşan bir Türkiye olmak istemiyoruz. Dünya yapay zekâyla neler üretiyor? Bizim bu treni kaçırmadan hem teknolojik açıdan hem toplumsal barış açısından daha ileriye hamle yapabilecek bir ülkeye dönüşmemiz gerekiyor.”
“Bu dönemi kaçırırsak yeniden ne zaman fırsat doğacağını bilmiyoruz”
Salıcı, barış sürecinin başarısızlığa uğramasının Türkiye ve bölge açısından yeni sorunlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Geçmiş çözüm girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından yaşanan çatışmalı dönemin unutulmaması gerektiğini belirten Salıcı, mevcut koşullarda siyasi partilerin ortak sorumluluk üstlenmesini istedi.
“Bu dönemi ıskalarsak kim bilir ne zaman bu konu tekrar gündeme gelecek ve bunun üzerinde bu kadar büyük bir mutabakat oluşacak, emin olun bilmiyoruz.”
CHP’nin sürecin yürütücüsü olmamasına rağmen çözüm yönündeki adımları desteklemeye devam edeceğini yineleyen Salıcı, konuşmasını Türkiye’nin toplumsal barışını güçlendiren, demokratikleşme sorunlarını aşan ve bölgesel gelişmeler karşısında daha güçlü bir ülkeye dönüşmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı.








