Resmi iklim zirvelerinin şirketler ve devletler arasında pazarlık alanına dönüştüğünü savunan Halkların İklim Zirvesi bileşenleri, 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31’e karşı “yaşamdan yana” bir alternatif kuracaklarını ilan etti. İklim adaletini eşitlik, barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak tanımlayan hareket, 15–18 Kasım’da Antalya’da buluşma çağrısı yaptı.

Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen COP süreçlerinin, küresel iklim krizine çözüm üretmekten uzaklaştığını belirten Halkların İklim Zirvesi Meclisi, resmi zirvelerin fosil yakıtlardan çıkış konusunda bağlayıcı kararlar almak yerine devletler ve şirketler arasında yeni yatırım ve büyüme anlaşmalarının müzakere edildiği platformlara dönüştüğünü vurguladı.

2026 yılında COP31’in Türkiye ve Avustralya ortaklığında Antalya’da düzenlenecek olması, eleştirilerin odağında yer aldı. Zirveyle eşzamanlı olarak aynı kentte gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi’nin, resmi süreçlerde sesi duyulmayan kesimlerin sözünü kurma amacı taşıdığı belirtildi.

“Ekolojik Felaket Yazgımız Değil”

Açıklamada; yangınlar, seller, kuraklık, savaşlar ve derinleşen yoksulluğun artık gündelik hayatın parçası haline geldiği ifade edilerek, ekolojik yıkımın doğal bir kader olmadığına dikkat çekildi. Krizin; fosil yakıt temelli üretim modeli, endüstriyel tarım, sınırsız büyüme anlayışı ve sermaye merkezli kalkınma politikalarının sonucu olduğu vurgulandı.

Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği: “İliç Faciasını Unutmayalım”
Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği: “İliç Faciasını Unutmayalım”
İçeriği Görüntüle

Atmosferin taşıma kapasitesinin bilimsel olarak bilinmesine rağmen karbon emisyonlarının artmaya devam etmesi ve şirket çıkarlarının kamusal yararın önüne geçirilmesi, yaşanan yıkımın “bilinçli siyasal tercihler” sonucu olduğu şeklinde değerlendirildi.

İklim Adaleti Eşitlik Mücadelesidir

Metinde, iklim krizinin yükünün en az sorumluluğu olan kesimlere yıkıldığına dikkat çekildi. Emekçiler, kent yoksulları, küçük üreticiler, köylüler, kadınlar, LGBTİ+’lar, çocuklar, gençler, yaşlılar ve yerinden edilen halkların artan gıda fiyatları, temiz suya erişim sorunları ve sağlık riskleriyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

İklim adaletinin yalnızca çevresel değil; sınıfsal, toplumsal ve siyasal bir eşitlik talebi olduğu ifade edilerek, fosil yakıtlardan adil ve planlı çıkış, enerji demokrasisi, gıda egemenliği ve agroekoloji temel öncelikler arasında sıralandı. Nükleer enerji ve savaş ekonomisinin çözüm olarak sunulamayacağı, militarizmin ekosistemler üzerinde onarılamaz tahribat yarattığı kaydedildi.

“İklim Felaketi Çağında Tarafsızlık Yok”

Halkların İklim Zirvesi bileşenleri, Antalya’daki resmi COP31 zirvesinin fosil yakıtlardan çıkış konusunda bağlayıcı bir irade ortaya koymadığını savunarak, küresel atık ticaretine kapı aralayan ve sorumluluğu bireysel davranışlara indirgeyen politikaları eleştirdi.

Yaşamdan yana taraf olduklarını vurgulayan hareket, dayanışmacı ekonomiler, demokratik katılım ve toplumsal denetim temelinde yeni bir adalet hattı örmeyi hedeflediklerini açıkladı.

16 Aralık 2025’te üç ekoloji çatı örgütünün öncülüğünde başlatılan süreç, 17 Ocak 2026’da sendikalar, meslek örgütleri, kadın ve LGBTİ+ örgütleri, gençlik hareketleri, bilim insanları ve sanatçıların katılımıyla genişletildi.

Kasım ayında Antalya’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi için tematik çalışma grupları oluşturulduğu belirtilirken, Pasifik halkları ve Akdeniz havzası başta olmak üzere uluslararası dayanışma ağlarının güçlendirileceği ifade edildi.

Halkların İklim Zirvesi Meclisi, 15–18 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek zirveye katılım çağrısı yaparak, “Ekolojik yıkıma karşı sözünü ve emeğini ortaya koymak isteyen herkesi ortak mücadeleyi büyütmeye” davet etti.

Muhabir: Güven BOĞA