Paris Anlaşması’yla belirlenen 1,5 santigrat derecelik küresel ısınma sınırının geçici olarak aşılması artık kaçınılmaz görülüyor. Birleşmiş Milletler, sıcaklık artışının mümkün olduğunca düşük ve kısa süreli tutulabilmesi için emisyonların hızla azaltılması, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlanması ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Dünya, Paris Anlaşması’nın kabul edildiği yaklaşık 10 yıl önce sanayi öncesi döneme göre 3 ila 3,5 santigrat derecenin üzerinde bir sıcaklık artışına doğru ilerliyordu. Ülkelerin mevcut iklim taahhütlerini eksiksiz yerine getirmesi halinde bu yüzyıldaki sıcaklık artışının 2,3 ila 2,5 derece arasında kalabileceği tahmin ediliyor.
Ancak Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) değerlendirmesine göre bu oran hâlâ Paris Anlaşması’nın 1,5 derecelik hedefinin oldukça üzerinde. Mevcut politikalar değişmeden sürdürülürse sıcaklık artışının 2,8 dereceye kadar çıkabileceği belirtiliyor.
Son 11 yıl kayıtlardaki en sıcak dönem oldu
İklim değişikliğiyle mücadelede bazı ilerlemeler sağlanmasına rağmen dünya ısınmayı sürdürdü. Son 11 yıl, ölçümlerin başladığı tarihten bu yana kaydedilen en sıcak yıllar oldu.
Aşırı sıcaklıklar, uzun süreli kuraklıklar, seller, şiddetli fırtınalar, heyelanlar ve orman yangınları; insanların yaşamını, ekonomileri, tarımsal üretimi ve ülkelerin kalkınma çabalarını giderek daha fazla etkiliyor.
Bu tablo karşısında iklim mücadelesinin yeni aşamasında yalnızca yeni hedefler açıklamanın yeterli olmadığı, daha önce verilen sözlerin hızla uygulanması gerektiği vurgulanıyor.
“1,5 derece aşımı” ne anlama geliyor?
Paris Anlaşması’nda yer alan 1,5 derecelik sınır, tek bir yılın olağanüstü sıcak geçmesini değil, küresel sıcaklıkların onlarca yıllık ortalamasının sanayi öncesi dönemin 1,5 derece üzerine çıkmasını ifade ediyor.
“Aşım” ise sıcaklıkların bu eşiğin üzerine çıkması, belirli bir noktada zirveye ulaşması ve emisyonların yeterince azaltılması durumunda yeniden düşmeye başlaması anlamına geliyor.
Ancak sıcaklıkların yeniden 1,5 derecenin altına inmesi kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Bunun mümkün olup olmayacağını, hükümetlerin bugün ve önümüzdeki yıllarda alacağı kararlar belirleyecek.
UNEP’in 2 Eylül 2026’da yayımladığı raporda, mevcut politikalar altında 1,5 derece sınırının aşılmasının artık yaygın biçimde kaçınılmaz görüldüğü belirtildi. Rapora göre sıcaklık artışı ne kadar yüksek, eşik üzerindeki dönem ne kadar uzun olursa insanlar, ekonomiler ve ekosistemler açısından tehlike de o ölçüde büyüyecek.
Ülkelerin mevcut ulusal iklim planlarının yanı sıra net sıfır emisyon hedeflerini eksiksiz uygulaması durumunda bile sıcaklık artışının yaklaşık 1,8 derecede zirve yapabileceği değerlendiriliyor.
Her onda birlik artış yeni kayıplar demek
1,5 derece ile 1,8 derece arasındaki fark küçük görünse de bilim insanları, sıcaklıktaki her onda birlik artışın önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres, sıcaklıktaki her küçük artışın daha fazla insanın yaşamını kaybetmesine, geçim kaynaklarının yok olmasına, eşitsizliklerin derinleşmesine ve ekosistemlerin geri döndürülemez eşiklere yaklaşmasına yol açacağını belirtti.
UNEP de aşımın büyüklüğü ve süresi arttıkça geri dönüşü olmayan iklim eşiklerinin aşılma ve uyum kapasitesinin yetersiz kalma ihtimalinin yükseldiğini bildiriyor. Bu nedenle emisyon azaltımı ile iklim değişikliğine uyum politikalarının birlikte yürütülmesi gerekiyor.
Emisyonlarda 2035’e kadar büyük düşüş gerekiyor
Dünya genelindeki sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 90’ından sorumlu ülkeler, “Ulusal Katkı Beyanları” olarak adlandırılan güncellenmiş iklim planlarını sundu.
Ancak bu planların tümüyle uygulanması halinde bile 2035’e kadar sağlanacak emisyon düşüşünün, bilimsel olarak gerekli seviyenin oldukça altında kalacağı hesaplanıyor.
UNEP’in 2025 Emisyon Açığı Raporu’na göre 1,5 dereceyle uyumlu bir yol için küresel sera gazı emisyonlarının 2035’e kadar, 2019 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 55 azaltılması gerekiyor. BM’nin daha geniş kapsamlı değerlendirmelerinde gerekli düşüşün yaklaşık yüzde 60 düzeyinde olduğu belirtiliyor.
Bu açığın kapatılabilmesi için başta metan olmak üzere kısa ömürlü iklim kirleticilerinin hızla azaltılması, ormansızlaşmanın durdurulması ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması isteniyor.
Elektrik şebekelerinin yenilenmesi, enerji depolama kapasitesinin artırılması ve ulaşım, ısınma ile sanayi sektörlerinde temiz elektrik kullanımının yaygınlaştırılması da öncelikli adımlar arasında gösteriliyor.
Yenilenebilir enerji aynı zamanda güvenlik meselesi
Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte üçü, ihraç ettiğinden daha fazla fosil yakıt ithal eden ülkelerde yaşıyor. Bu durum, savaşlar ve uluslararası krizler sırasında ülkeleri enerji arzındaki kesintilere ve fiyat artışlarına karşı savunmasız bırakıyor.
Güneş ve rüzgâr enerjisinin yaygınlaşması ise fosil yakıt ithalatına bağımlılığın azaltılmasını ve enerji güvenliğinin güçlendirilmesini sağlayabilir.
BM Genel Sekreteri Guterres bu durumu, “Güneşe ambargo uygulanamaz, rüzgârda fiyat patlaması yaşanmaz” sözleriyle ifade etti.
İklim finansmanı neden önemli?
Temiz enerjiye geçiş konusunda bütün ülkeler aynı mali imkânlara sahip değil. Gelişmekte olan ülkeler, yenilenebilir enerji yatırımları için gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.
Bu durum, güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyeli yüksek olsa bile elektrik şebekesi, depolama sistemi ve temiz enerji tesisi yatırımlarının gerçekleştirilmesini zorlaştırıyor.
BM; çok taraflı kalkınma bankalarının yeniden yapılandırılması, gelişmekte olan ülkelere daha düşük maliyetli finansman sağlanması ve özel sektör yatırımlarının artırılması çağrısında bulunuyor.
Adil bir enerji dönüşümünün çalışanları ve yerel toplulukları koruması, nitelikli işler yaratması ve gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji ekonomisinden daha fazla pay almasını sağlaması gerektiği belirtiliyor.
Batarya ve diğer temiz enerji teknolojilerinde kullanılan kritik mineralleri üreten ülkelerin yalnızca ham madde ihraç eden konumda kalmaması, üretim zincirinden daha fazla ekonomik değer elde etmesi isteniyor.
Uyum politikaları hayati önem taşıyor
Emisyonların azaltılması gelecekteki sıcaklık artışını sınırlandırabilir ancak bugün yaşanan iklim etkilerini ortadan kaldıramaz. Bu nedenle ülkelerin iklim değişikliğinin artık önlenemeyecek sonuçlarına karşı hazırlıklı olması gerekiyor.
İklim değişikliğine uyum kapsamında;
- Yolların, konutların ve kamu hizmetlerinin aşırı hava olaylarına dayanıklı hâle getirilmesi,
- Tarımın ve doğal ekosistemlerin güçlendirilmesi,
- Su kaynaklarının daha etkili yönetilmesi,
- Sel, kuraklık, fırtına ve sıcak hava dalgalarına karşı erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması,
- Risk altındaki topluluklara daha fazla kaynak sağlanması gerekiyor.
Özellikle iklim krizine en az katkıda bulunduğu hâlde sonuçlarından en ağır biçimde etkilenen ülkeler için uyum, kayıp ve zarar finansmanının artırılması isteniyor.
İklim krizi sınır tanımıyor
Sera gazı salımları ulusal sınırlarda durmadığı için hiçbir ülkenin iklim değişikliğiyle tek başına mücadele edemeyeceği vurgulanıyor.
Enerji piyasaları, finans sistemi, teknoloji, kritik mineraller ve tedarik zincirleri sınır ötesi bir yapıya sahip. Bu nedenle yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması, ülkelerin iklim direncinin artırılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması uluslararası iş birliği gerektiriyor.
Ülkelerin aynı hızla hareket etmesi beklenmese de mali ve teknolojik olanakları daha güçlü ülkelerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtiliyor.
BM İklim Zirvesi 23 Eylül’de toplanacak
Emisyonların hızla azaltılması, iklim finansmanının harekete geçirilmesi ve insanların iklim felaketlerinden korunması, BM Genel Sekreteri’nin 23 Eylül’de New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenleyeceği İklim Zirvesi’nin ana gündemini oluşturacak.
Zirvede hükümetler, kalkınma bankaları, iş dünyası, finans kuruluşları ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelecek. Toplantıda yeni vaatlerden çok mevcut taahhütlerin nasıl uygulanacağı ve uygulamanın önündeki engellerin nasıl kaldırılacağı ele alınacak.
Zirve haftasında ayrıca enerji, okyanuslar, iklim değişikliğine uyum, metan salımları, finansman, bilgi güvenilirliği ve yeşil sanayileşme başlıklarında “Çözüm Diyalogları” düzenlenecek.
BM’nin mesajı ise net: 1,5 derece sınırının geçici olarak aşılması teslimiyet gerekçesi değil; daha hızlı, daha adil ve daha güçlü iklim politikaları için acil harekete geçme çağrısı.





