Halkların Demokratik Partisi Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu'nun çocuk istismarının önlenmesi için kurulacak araştırma komisyonuna ilişkin Genel Kurul'da konuştu.

Kerestecioğlu konuşmasında; "İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığından beri denetimsizlik arttı ve artık ne kadın cinayetleri ne çocuk istismarları konusunda sağlıklı veriler edinemiyoruz" dedi. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en başta söylemek isterim ki çocuk istismarı tek bir kişiden kaynaklanan, failin hasta, sapık vesaire oluşuna indirgenecek bir mesele değildir. Bunun istismar edeni aşan boyutları ve nedenleri var, en başta da kendini yeniden yeniden üreten bu erkek egemen düzen. Bizim artık cinsel istismarı var eden, üzerini örten yapı ve süreçleri dikkate alarak önleyici tedbirler geliştirmemiz gerekiyor. Bu komisyonun kurulmasına neden olan 6 yaşındaki çocuğun zorla evlendirilmesi ve yıllarca istismar edilmesi vakası iki yıldır Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bilinmesine ve olay yargıya intikal etmesine rağmen sanıklar iki hafta öncesine kadar serbest geziyordu, hatta ilk duruşma tarihi yedi ay sonraya verilmişti. 2016 yılında Karaman'da Ensar ve KAİMDER'e bağlı yurtlarda yaşanan çocuk istismarı karşısında da biz aynı yaklaşıma tanık olmuştuk. Bizzat iktidar tarafından Ensar Vakfı ve siyasal kimliğe mensup kişiler görmezden gelindi, konunun merkezine anormal addedilen bir kişi konuldu, ona binlerce yıl ceza verildi ve bu olayın gerçekleşmesinde aktif ya da pasif rolleri olan siyasal kişilerin ya da idarecilerin sorumlulukları örtbas edilmek istendi, hatta bunların bir kısmı terfi ettirildi.

Bakın, bizi kamuoyunun da infialiyle -ki genelde hep böyle oluyor- bu komisyonu kurmaya zorlayan süreçte aradan geçen yedi yılda neler yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz? Diyanetin 2016'da verdiği bir fetvanın ardından, iktidar, çocuk istismarını meşrulaştıracak düzenlemeleri sistematik şekilde gündeme getirdi ve bizler bu teklifler yasalaşmasın diye sürekli mücadele ettik. Diyanet, kız çocuklarına ailede ve dışarıda şehvet duyulmasının bir sakıncası olmadığına dair fetva vermiş, AKP'li vekillerden Gülaçar da 2020'de Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile Adalet Komisyonu toplantılarına katılan dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'den çocuklarla evlenenlerin mağduriyetinin giderilmesi konusunda ricacı olmuştu. Kamuoyunda "ikinci yargı paketi" diye bilinen teklif sırasında ne isteniyordu biliyor musunuz? Çocuk istismarı failleri istismar ettikleri çocuklarla evlenmek şartıyla affedilmek isteniyordu. 

Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, arkadaşlar, erken evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin yüzde 97,4'ü kız öğrenciler; bu, korkunç bir rakam. Erken yaşta evliliğe sürüklenen çocukların çoğu sistematik olarak evlendirildikleri kişinin ve bu kişinin ailesinin fiziksel ve psikolojik şiddetine maruz kalıyor. Kız çocukları çoğunlukla kendilerinden büyük erkeklerle evlendiriliyor, çoğu hiçbir cinsel bilgi sahibi olmadan evlendirilen çocuklar evlendirildikleri erkeklerin cinsel saldırısına uğruyor ve pek çok sağlık sorunuyla da karşı karşıya kalıyor. 15-19 yaş arası genç kızlarda 1'inci sırada ölüm nedeni, hamilelik ve doğumun yol açtığı sorunlar. Çocuklar aynı zamanda evlendirildikleri kişiler tarafından sosyal çevrelerinden koparılıp okula gönderilmiyor ve hatta çocuk yaşta evlendirilen çocukların birçoğunun evden dahi çıkmasına izin verilmiyor. Bakın, TÜİK, Türkiye'de 2021 yılında 117'si 15 yaşından küçük olmak üzere toplam 7.190 çocuğun doğum yaptığını belirtiyor. Adalet Bakanlığına bağlı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün adli istatistikler raporlarına göre ise 2020 yılında cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar türünden açılan toplam 40.819 davanın 17.948'i çocukların cinsel istismarına yönelik suçlardan oluşuyor. Oransal olarak çocukların cinsel istismarı suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı toplam suç sayısının yüzde 44'ünü oluşturuyor. Adalet Bakanlığı 2021 istatistiklerine göre ise çocukların cinsel istismarına ilişkin suç sayısı 44.880; reşit olmayanla cinsel ilişkiye ilişkin suç sayısı 26.324; çocuğa karşı işlenen cinsel suç sayısı toplam 71.124. En son, Manisa'da, 12 yaşındayken 2 kişinin cinsel saldırısına uğradıktan sonra çocuk yurduna yerleştirilen kız çocuğunun devlet korumasındayken bakın, devlet korumasındayken madde kullanımına alıştırılıp pavyonda çalıştırıldığı iddialarını gazeteci Hale Gönültaş gündeme getirmişti. Daha önce de defalarca yurttan kaçan ve günler sonra şaibeli biçimde polisin sokakta bulduğu çocuk, 2 Aralıkta tedavi gördüğü Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinden Çiğli'de kaldığı çocuk yurduna götürülürken sosyal hizmetlere bağlı aracın içinden kaçtı; evet, sosyal hizmetlere bağlı aracın içinden kaçtı. Aradan günler geçmesine rağmen bulunamayan bu çocuk, bu haberlerden sonra kolluk güçleri tarafından birkaç saat içinde bulundu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 18 Aralıkta bu konuyla ilgili "Kız çocuğunun korunma ve bakım altında olduğu süreçte pavyonda çalıştığına dair iddialar araştırılmış, herhangi bir eğlence mekânında çalışmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır." diye bir açıklama yaptı ama süreci yakından takip eden Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Bakanlığın açıklamasının doğru olmadığını söylüyor. Gerçekten bir çocuk resmî araçtan nasıl kaçabilir ve günlerce bulunamaz ve olay medyaya yansıyınca ancak bulunabilir?

Aslında bu tarz haberler bitmiyor, pıtrak gibi çoğalıyor. Mesela, en son Batman'da abisi korucu olan G.Y. 14 yaşındaki bir kız çocuğunu kaçırdı ve yirmi beş gündür bu kız çocuğundan haber alınamıyor ve kaçıran kişinin imam olan abisi devreye girerek evlilik planları yapmaya çalışıyor; babayı, aileyi buna ikna etmeye çalışıyor. Baba, feryat ediyor ve herkese sesleniyor: "Kızımı kaçıranlar korucu diye mi özellikle bulunmuyor? Devlet bu silahı onlara çocuk kaçırsın diye mi verdi? Kızımızı istiyoruz; o, bir çocuk ve herkesi yardımcı olmaya çağırıyoruz. Ben kızımı asla evlendirmem!" 

Evet, bugün 2 milyondan fazla çocuk, eğitimden uzakken resmî eğitime devam eden çocuklar da ya okullarda aç kalıyor ya da istismara uğruyor. Çocuk yoksulluğu had safhadayken okullarda bir öğün yemek için, gerçekten, bütçeden bir şey çıkmadı. Ancak sonrasında, artık kamuoyunun baskısı, mücadelemiz ve herkesin desteğiyle sonuçta Millî Eğitim Bakanlığı -ki zaten bundan sorumlu olan oydu- bu besin desteğini yine bir seçim yatırımı olarak ve sadece taşımalı eğitim alan öğrenciler, pansiyonu olan okullardaki öğrencilerle anaokullarına sundu, lütfetti. 

Evet, bir başka sorun: Çocuklar okullarda öğretmenleri, okul müdürleri tarafından da istismar edilebiliyor ve bunların faillerinin sadece görev yerlerinin değiştirilmesiyle bir şey yaptık zannediliyor, böyle bir tedbir yeterli görülüyor. Örneğin, Diyarbakır Dicle'de bir öğretmen en az 15 çocuğu istismar etmişken görev yeri değiştirildi ancak kamuoyu baskısı sonucu açığa alınabildi. Yine, Konya'da bir lisenin müdürü ismi Harun Avcu, bir öğrenciyi, derslerinde başarılı olduğu için "Seni Millî İstihbarat Teşkilatına memur olarak alacağız." diyerek Ahmet Mandal diye birisiyle tanıştırdı ve Mandal, bu çocuğu günlerce istismar etti ancak ailenin şikâyeti üzerine bu MİT mensubu olarak tanıtılan elektrik ustası ve okul müdürü tutuklandı ve olayın ortaya çıkmasının ardından bir başka öğrenci de aynı şekilde tacize uğradığını ifade etti.

Bir yandan önemli bir sorun da şu ki: Çocuklar, normal eğitim süreçleri dışına çıkarılmak isteniyor. Resmî eğitimden alınan çocuklar ailelerinin zoruyla Ankara Altındağ'da olduğu gibi merdiven altı yerlerde, cemaat, tarikat hücrelerinde eğitim görüyor, tırnak içinde eğitim tabii. Yine bu konuda da bir denetim yoktu ancak biz önergelerle, Mecliste basın yoluyla kamuoyu oluşturduktan sonra operasyonlar düzenlendi ama bu durumda münferitmiş gibi davranılıyor. Bunların hiçbiri münferit değil arkadaşlar. 2016'da kurulan -o Karaman Ensar Vakfı olayından sonra- Komisyonun 480 sayfalık raporunda istismar olayının engellenmesi için 88 maddelik öneriler sıralanmıştır. Bunlardan bir tanesi: "Her ne ad altında olursa olsun öğrencilere yönelik yurt, misafirhane, konuk evi, pansiyon benzeri barınma hizmeti veren yerlerin iş yeri açma ve çalışma ruhsatı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından verilmeli." önerisiydi. Hayata geçmedi. Aynı şekilde, yine raporda TBMM bünyesinde çocuk haklarıyla ilgili daimî bir ihtisas komisyonu kurulması... Ki buradan defalarca defalarca sadece daimî komisyon değil, çocuk bakanlığının kurulması gerektiğini belirttim, kanun teklifi verdim; bu da aynı şekilde, daimî bağımsız bir komisyon olarak kurulmadı. Zaten ülkede insan hakları ihlalleri almış başını giderken İnsan Hakları Komisyonunun bir alt komisyonu olarak kuruldu.

Kadınların da çocukların da şiddetten ve istismardan korunmasını sağlayan en güçlü mekanizma İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldı ve sözleşmeden çıkılmasının Anayasa'ya aykırı olduğunun reddi kararı da -daha karar yayınlanmadı ve elimize geçmedi ama- haberlerde görülüyor ki Danıştay tarafından onandı. Aslında herkes bundan utanç duymalı. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığından beri denetimsizlik arttı ve artık ne kadın cinayetleri ne çocuk istismarları konusunda sağlıklı veriler edinemiyoruz. 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, 2022 yılında 334 kadın, erkekler tarafından öldürüldü, 245 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu. Ülkede neredeyse her gün bir kadın cinayeti ve kadın ölümü gerçekleşirken İçişleri Bakanı "Faili meçhul kadın cinayeti yoktur." diye konuşabiliyor; bu, aslında, İçişleri Bakanlığının da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının da şüpheli kadın ölümleri hakkında herhangi bir veri tutmadığının kanıtı. Daha önce, örneğin, evlendiği 2 kadını öldüren ve pandemi döneminde şartlı tahliye olan Necati A. iki gün önce bir kadını daha öldürdü. Böyle bir hayatta ve böyle bir aile yapısında çocukları istismardan korumak nasıl mümkün olabilir? Ha, bu arada, seçim yaklaşırken yine bu tür aflarla istismarcılar, katiller bırakılırsa ve düşünce içeride kalırsa bu Komisyonun tavrı ne olacak, gerçekten bunu da çok merak ediyorum.

İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasını destekleyen ve sizin de etrafınıza topladığınız cenahlar şimdi de Yeni Akit'te yazarak ya da Türkiye Aile Meclisi ve Dünya Çocuk Hakları Derneğinin yayınladığı ortak açıklamada olduğu gibi Lanzarote Sözleşmesi şeri hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle hedef hâline getiriyor. Bu sözleşme, özel olarak çocukların cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasına ilişkin en etkili sözleşme ve çocuğun üstün yararını sağlamak konusunda devleti ve kurumlarını birincil derecede sorumlu kılıyor. Ha, işte, nedeni bu zaten, birincil derecede sorumluluk istemez bu iktidar, sorumlu olmak istemez.

Muhalif basına ceza üstüne ceza kesilirken çocukları koruyan sözleşmelere göz diken ve istismara uğrayan çocuğun fotoğrafını ve adını da yayınlayan Yeni Akit'e hangi yaptırım uygulanacak? Hiçbir yaptırım. 

Evet, bakın, travmatize olmuş bir nesil ve sağlığı bozulmuş bir toplum hepimizi bekliyor. O yüzden, olayları ve durumları münferit sayıp oluşturulan kamuoyu baskısı sonucu "Araştırma komisyonu kurulsun." demek yetmez. Tabii ki bu Komisyon önemli işler yapabilir, yapmalıdır, bunu yapmalıyız ama bunun ötesinde, hepimizin temel yaklaşımı istismarı önlemek, çocukları korumak olmalı. Önleyici politikalarla istismar nedenlerini ortadan kaldıracak ekonomik ve sosyal önlemler geliştirmemiz gerekiyor.

Bunun için de öncelikle sağlık ve eğitim ülkedeki tüm çocuklar için her an her yerden erişilebilir olmalı, çocuk yoksulluğu ortadan kaldırılmalı. İşte bu kısım, devletin ve yöneticilerin sorumluluğu. Onun için de kimse "Aman efendim, bu siyaset üstü mesele." gibi sözlerle sorumluluktan kaçmaya çalışmasın. Ancak çocuklar eğitimlerine devam edip düzenli sağlık taramasından geçtiğinde çocukları izlemeye, riskleri fark etmeye imkân tanıyacak bir sistem gerçekleşmiş olabilir. 

Bu arada, koruma kararı verilmeyen çocuklar için de hiçbir rehabilitasyon ve destek bulunmuyor. Koruma kararı alınmış çocuklar ise bu destekten çok kısıtlı ölçüde faydalanabiliyorlar. Çocuklar, karakola geldikleri andan itibaren savcılığa ve tıbbi kontrole götürülmesine kadar geçen sürede pek çok kişiyle karşılaşıyorlar ve tekrar tekrar örseleniyorlar. Bakın, 2012/20 Başbakanlık Genelgesi vardır ve bu Başbakanlık Genelgesi'yle çocuk izlem merkezleri kuruldu. Çocuklar tekrar tekrar örselenmesinler, adli ve tıbbi işlemlerin bu alanda eğitimli kişilerden oluşan bir merkezde ve tek seferde gerçekleştirilmesi için kuruldu ÇİM'ler. Ama ne oldu, uygulamada etkili mi?

Bakın, Erzurum'da Kur'an kursunda görevli Hakan A. hakkında 2021'de, Mayıs-Ekim ayları arasında, yaşları 12'den küçük 8 çocuğa istismarda bulunmak suçundan dava açıldı, yüz on dokuz yıl altı ay hapis cezası aldı. İstinaf mahkemesi bu kararı bozdu. Neden biliyor musunuz? Çocuklar ÇİM'de dinlendi diye, "Mahkeme önünde dinlensin." dedi. Aile Bakanlığı ve Adalet Bakanlığına bununla ilgili önerge verdik. Aile Bakanı Derya Yanık cevabında çocukların mahkemede dinlenmesine itiraz edeceklerini belirtti; umarım, buna katkısı olur. Ancak Adalet Bakanı bu konuda cevap vermeye henüz tenezzül etmedi. Zira, davanın hâkimi, 18 Ocak’ta yeniden görülecek duruşmada, çocukların yeniden dinleneceğini ve gelmezlerse de mahkemeye zorla getirileceklerini söyledi; bu çok vahim bir durumdur.

Evet, işte bunun için kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı gibi sorunlarla bütünlüklü mücadele gerekir diyoruz. Eğer hâkimler, savcılar bile çocukları korumak için geliştirilen mekanizmaları yok sayarsa, kolluk güçleri 6284'ün getirdiği yükümlülükleri uygulamazsa çıkarılan yasaların da oluşturulan kurumların da bir hükmü olmuyor maalesef. Bu Komisyon, şu anda istismar nedeniyle acı çeken çocukların hayatını nasıl değiştirecek, ne yapacak bunun için? Çocukların güçlendirilmesi, toplumda görünür ve söz sahibi olması için hangi adımlar atılacak? Yoksa biz yine uzmanları dinleyip, toplayıp bilinenleri, yazılanları yeniden alt alta sıralayıp huzura mı ereceğiz? İşte, o zaman halkımız diyecektir ki: "Alın Komisyonunuzu başınıza çalın." Gerçekten bunu hak ederiz eğer sadece yedi yıl sonra yine bunu yapacaksak. 

Sonuç olarak, bu sistemi kadınlardan ve çocuklardan yana değiştirmeliyiz, faili cezalandırmakla yetinmeyip önleyici politikalar geliştirmeliyiz, kadınların ve çocukların "hayır"ı yüksek sesle söyleyebilecekleri yani güçlendikleri bir sistem inşa etmeliyiz. Bunu da bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da alanlarda en fazla mücadele edenler olarak hep birlikte yapacağız. 

Ben Halil Cibran'ın "Çocuklar" şiiriyle bitirmek isterim. 

"Sizin diyebildiğiniz evlatlar, gerçekte sizin değildirler.

Onlar, kendilerini özleyen hayatın oğulları ve kızlarıdırlar.

"Tarikat ve cemaat yurtları kapatılana kadar mücadele edeceğiz" "Tarikat ve cemaat yurtları kapatılana kadar mücadele edeceğiz"

Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.

Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler.

Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla.

Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.

Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını asla.

Çünkü onların ruhları geleceğin sarayında oturur ve sizler, düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.

Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın hiç.

Çünkü hayat ne geriye gider ne de geçmişle ilgilenir.