YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ!
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher: “Yoksulluğa, Şiddete, Güvencesizliğe Karşı Barış, Laiklik ve Özgürlük Mücadelesini Büyütüyoruz”
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü dolayısıyla KESK Genel Merkezi’nde yaptığı açıklamada, artan yoksulluk, güvencesizlik, kadın cinayetleri ve laikliğe yönelik tehditlere dikkat çekti. Gevher, kadınları 27 Şubat–8 Mart haftasında düzenlenecek eylem ve etkinliklere katılmaya çağırdı.
KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher’in 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması KESK Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Gevher, 8 Mart’ın 1857’de New York’ta ağır çalışma koşullarına karşı greve çıkan ve yaşamını yitiren 129 tekstil işçisi kadının mücadelesine dayandığını hatırlatarak, “Emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa ve her türden baskı ve şiddete karşı direnişi büyütüyoruz” dedi.
Kadınların dünyada ve Türkiye’de derinleşen ekonomik krizlerin bedelini en ağır şekilde ödediğini vurgulayan Gevher, esnek ve yarı zamanlı çalışma modelleriyle kadın emeğinin daha da güvencesiz hale getirildiğini, kamusal bakım hizmetlerinin tasfiye edilmesinin yükünün kadınların omzuna bırakıldığını ifade etti. Kadın cinayetlerindeki artışa, cezasızlık politikalarına ve İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına tepki gösteren Gevher, laikliğin kadınlar için yaşamsal bir güvence olduğunu belirterek, “Eşitlik olmadan özgürlük, laiklik olmadan eşitlik olmaz” diye konuştu.

Açıklamada, 8 Mart haftası boyunca direnişteki işçi kadın ziyaretlerinden webinarlara, cezaevlerindeki kadınlara dayanışma kartlarından alan eylemlerine kadar pek çok etkinliğin gerçekleştirileceği duyuruldu. Gevher, tüm kadınları “Yoksulluğa, şiddete, güvencesizliğe karşı barış, laiklik ve özgürlük mücadelesini büyütmeye” çağırdı.
Emeğimizin sömürülmesine, görünmez kılınmasına, ayrımcılığa; her türden baskıya ve şiddete karşı direnişi simgeleyen bir mücadele günü 8 Mart. 169 yıl önce New York'ta tekstil işçisi kadınlar günde yirmi saat süren ağır çalışma koşullarına rağmen düşük ücret almaya karşı çıkarak örgütlü ilk kadın grevini gerçekleştirdi. Bu greve polis saldırdı. İşçiler fabrikaya kilitlendi. Ardından çıkan yangında fabrika önüne kurulan barikatlardan kaçamayan 129 kadın hayatını kaybetti.
KESKli kadınlar olarak geçmişten bugüne, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi uğruna hayatını kaybeden işçi kadınların mücadelelerini selamlıyoruz. Ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye, baskılara, savaşlara, otoriterliğe karşı sesimizi yükseltiyor; dünden aldığımız güçle tüm kadınları örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.
İnsanca koşullarda çalışmak ve emeğinin karşılığını almak için Temel Conta’dan Digel Tekstil’e, Şık Makas’tan Migros Depo’ya direnen, Gazze’den Rojava’ya, Ukrayna’dan İran’a, Afganistan’a savaş koşullarında var olmaya çalışan tüm kadınları selamlıyoruz.
Dünyada ve ülkede yaşanan tüm krizlerin bedeli önce kadınlara ödetilmeye çalışılıyor. Neo-liberal politikalar en çok kadınları etkiliyor. Kadınlar sermayenin çıkarına ucuz işgücü olarak, düşük ücret, yarı haklar ile emek pazarına dâhil edilmeye çalışılırken, devletin kamu hizmetlerini tasfiyesini “iş ve aile uyumunu sağlama” gibi bir kılıfa sokması en çok bize, kadınlara zarar veriyor. Esnek, kısmi/yarı zamanlı ve evden çalışma bir seçenekmiş gibi sunuluyor. Kadınların hane içinde bakımı, ev içindeki ücretsiz emeği aksatmadan istihdama dâhil edilebilmesi sağlanmaya çalışılıyor; yani bize ataerki ile kapitalizmin çıkarlarını kesiştiren bir çalışma alanı yaratılıyor.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Neoliberal politikaların iş yerine yansıması olan özelleştirmelerle, okulların, hastanelerin, sağlık kuruluşlarının ve sosyal hizmetlerin özele devredilmesi bu hizmetlere ulaşmamızı zorlaştırıyor aynı zamanda iş güvencemizi de ortadan kalkıyor. İş barışı bozuluyor aynı iş yerinde aynı işi yaparken özlük ve ekonomik haklarımız farklılaşıyor. Ücretlerimiz düşüyor, mobbing, şiddet ve taciz artıyor, hak aramayı imkânsızlaştıran kuralsızlık sistemi dayatılıyor.
Ekonomisinin 23 yıldır büyüdüğüyle övünen devlet, bir kriz yanılsaması yaratarak kamusal hizmet kapsamında olması gereken sorumluluklarından çekiliyor. Kreşler, yaşlı-gündüz bakım evleri gibi kamusal bakım hizmetleri tasfiye ediliyor. Teşviklerle sermayenin insafına bırakılan özel kreş ve bakımevleri kadınların yüzde 69’unun asgari ücret ve altında çalıştığı koşullarda kadın istihdamının önünde bir engel olarak duruyor. Kamu harcamaları kısılırken. Sosyal hakların daraltılmasının boşluğu da ailenin yani aslında kadınların ücretsiz emeğiyle dolduruluyor. “Annelik,” “vicdan,” “fedakârlık” değerlerinin sıkça gündeme getirildiği “aile on yılı” politikaları çerçevesinde, bakım ve ev içi emek kadınların omzunda bir yüke dönüştürülüyor. Çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı yarı zamanlı çalışma modeliyle, bakım ödenekleriyle, komşu annelik gibi uygulamalarla “hükümetin enformel çalışanları” haline getirilirdik. Emeğimizin sömürüsü katmerlenerek artıyor.
Bakımın toplumsal bir sorumluluk olduğunun altını çiziyor, kadın doğasının/fıtratının bir parçası olduğu anlayışının yerleştirilmesine ve cinsiyetçi iş bölümünün kurumsallaştırılmasına itiraz ediyoruz. Bu politikaların kadınları istihdam dışında bırakmaktan, hane içi emeğimizin görünmez kalmasını ve değersizleştirilmeye devam edilmesini sağlamaktan başka bir şeye hizmet etmeyeceğini biliyoruz.
Kadınlara en az üç çocuk doğurun diyen AKP iktidarı her fırsatta kadını çalışma yaşamının dışına itecek saldırıları müjde gibi sunmaya devam ediyor. Yarı zamanlı çalışma her ne kadar ebeveyn izni gibi sunulsa da bu izni öncelikle kadınların kullanmak zorunda olacağını biliyoruz; yarı zamanlı çalışma esnek çalışmadır ve hem kadının yükünü artırır hem de emeklilik, kıdem ilerlemesi gibi haklarının gasp eder. Bir kez daha hatırlatıyoruz; kreş açmak devletin sorumluluğudur. Çözüm yarı zamanlı çalışma değil iş yerlerine sayı kısıtlaması olmaksızın ücretsiz kreş açılmasıdır!
Türkiye’de kadın işsizliği yüzde 45’lere ulaştı. Yoksulluk, barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için eğitimin dışına itilen yüzbinlerce kız çocuğu eğitim hakkından faydalanamıyor. Kesintili eğitim sistemi, MEB yönetmeliklerinde yapılan değişiklikler, “milli ve yerli” eğitim müfredatı ve şimdide de karma eğitimin tartışmaya açılmasıyla demokratik bilimsel, cinsiyet eşitlikçi ve laik eğitim ortadan kaldırılırken, çocuklara çok küçük yaştan itibaren katı cinsiyetçi iş bölümünü yeniden üretiliyor.
Değerli Basın Emekçileri,
MESEM projelerinde 77.715 kız çocuğu, çocuk işçi olarak hem ucuz işgücü hem de her türlü tacize ve istismara açık sermayenin emrine veriliyor. Bu sistemin getirdiği can yakıcı sonuçlardan birini de TBMM’de gördük. Stajyer öğrencileri istismar edenler serbest bırakıldı!
İSİG verilerine göre iş yerlerinde işçi güvenliği ve sağlığına yönelik tedbirlerin alınmadığı için iş cinayetlerinde 13 kız çocuğu, çocuk işçi katledildi. Dilovası’nda Ravive Kozmetik’teki yangında hiçbir önlem alınmadığı için adeta göz göre göre katledilen üçü çocuk yedi işçiyi unutmadık, unutturmayacağız!
Bize yoksulluk ve yoksunluk dayatan bu sisteme; herhangi bir sosyal güvence olmadan, kayıt dışı, açlık sınırının altında ücretle çalıştırılmaya, yarım ücret almaya, güvencesiz bırakılmaya, çocuk yaşta işçileşmeye, çalışırken ölmeye, cam tavanlara, kırık merdivenlere itiraz ediyoruz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Günde en az 3 kadın katlediliyor. Türkiye’de aynı gün içinde, 6 kadın katledildi. 2026’nın ilk ayında 22 kadın öldürüldü; 14 kadının ölümü ise kayıtlara 'şüpheli' olarak geçti. Bu cinayetler bir ihlale, politika boşluğuna ve sistematik cezasızlığa işaret ediyor. Cezasızlık ve hukuksuzluk nedeniyle failler kadınlar için tehdit olmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi'nden hukuksuzca çıkılması, 6284 Sayılı Kanun'un etkisiz hale getirilmesinin yanında, iktidar ve gerici-milliyetçi ittifakı, tüm kurumları ve medyasıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını, nefret söylemini yaygınlaştırıyor. Medeni Yasa’nın kadınların lehine maddelerini hedef haline getiren iktidar, yanına tarikat ve cemaatleri de alarak mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızı gasp ediyor.
Siyasi İslam dayatması kadınların kamusal hayattan çekilmesini ve kadınlar için yaşamsal olan laikliği hedefe koyuyor. Laiklik, kadınların yaşam ve eşitlik güvencesidir. Devletin ve hukukun dinselleştirilmesi, patriarkal düzeni güçlendirirken kadınları hem kamusal alandan hem de emek süreçlerinden dışlamayı hedefler. “Kutsal aile” söylemiyle kadın emeğini görünmez ve karşılıksız kılmak isteyen bu düzene karşı laikliği savunmak, aynı zamanda kadınların ekonomik ve toplumsal özgürlüğünü savunmaktır. Laiklik olmadan eşitlik, eşitlik olmadan özgürlük olmaz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Dünyada ve bölgemizde devam eden savaşlar, çatışmalar ekonomik ve toplumsal krizleri derinleştiriyor. Bu koşullarda, emekçiler, halklar ve kadınların içinde bulunduğu şartlar daha da ağırlaşıyor.
Çatışmadan sonra geçiş süreçlerinde de kadınların hedefe alındığını görüyoruz. Afganistan'ın kölelik hükümlerine yer veren ceza yasası, kız çocukların eğitiminin yasaklanması, dans etmenin ve dans edenleri izlemenin suç sayılması, Suriye’de Lazkiye Valiliği’nin kamuda çalışan kadınlara makyaj yasağı, Şam kırsalındaki El-Tel Belediye Meclisi’nin kadın giyim mağazalarında erkeklerin çalışmasını yasaklaması, Rojava’da çetelerinin kadın bedenine ve kazanımlarına dönük saldırılar kadın soykırımının bir parçası olarak devam ediyor.
Tüm bu saldırılar karşısında; Afganistan’da kadınlar eğitime erişim yasaklarını protesto ederken diğer taraftan evlerde gönüllü eğitim grupları oluşturuyor. İran’da ekonomik ve sosyal adaletsizliğe karşı artan eylemlerde kadınlar talepleriyle en önde yer alıyor. Rojava’da kadın özgürlükçü yaşama karşı gelişen saldırılara karşı kadınlar özgürlük mücadelesinde ısrarını sürdürüyor. Dünyanın tüm kadınlarıyla birlikte “özgürlük” için mücadele etmekte kararlıyız diyoruz.
Ülkemizde de tekçi, faşizan ittifak varlığını gerginlik, kutuplaşma ve çatışma politikalarından beslenerek sürdürüyor. Savaş politikaları ile kışkırtılan milliyetçilik; açlık ve yoksulluğun, sistematik hale gelen ihlallerin ve kadın cinayetlerinin üstünü örtmenin aracı haline getiriliyor.
Anayasa'yı, temel hak ve özgürlükleri askıya alan iktidar, en küçük hak arama taleplerimizi bile baskı, gözaltı ve tutuklamalarla engellenmeye çalışıyor. Cezaevlerinde de ciddi hak ihlalleri, hasta tutsakların ölüme terk edilmesi, görüş ve telefon yasaklarıyla süren tecrit politikasıyla tutsakların zor olan yaşam koşulları daha da zorlaşıyor.
Bunları kabul etmiyor, tüm kadınları barış mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
Patriarkal kapitalizmin, hayatlarımızı zapturapt almaya çalışan iktidarların saldırıları karşısında kadın emekçilerin örgütlü mücadelesi de sürüyor. Dünyada ve Türkiye'de kadınlar kazanılmış haklarına dönük saldırılar karşısında susmayacağını, korkmayacağını, itaat etmeyeceğini ve hakları için ne pahasına olursa olsun mücadele etmeyi sürdüreceğini haykırıyor.
Bizler kadın mücadelesine dönük tüm baskı ve şiddet politikalarının dönemsel değil stratejik, sistemik olduğunun farkındayız. Karşımızdaki olumsuz tabloya, faşizmin ve köktendinciliğin kendisini kurumsallaştırma girişimlerine rağmen, kadınların yaşamın her alanına eşit ve özgür katıldığı, gerçek anlamda demokrasinin, barışın, laik bir yönetim biçiminin inşa edildiği bir ülke yaratmanın mümkün olduğunu biliyoruz.
Örgütlenerek bir öz güce ulaşan kadınlar olarak, birbirimizden öğrenerek, dayanışarak bu karanlığı aşacağımızı biliyoruz. Rojava'dan Filistin'e, Afganistan'dan İran'a sınırları aşan kadın mücadelemizle kadınların sesini, sözünü, eylemini çoğaltarak hep birlikte bu karanlığı aşacağız, karanlığa teslim olmayacağız.
Bu 8 Mart'ta da kamu emekçisi kadınları YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! şiarı ile işyerlerimizde, alanlarda, yaşadığımız her yerde mücadele etmeye, eşitlik, özgürlük, emek, hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.
Sevgili Kadınlar, Değerli Basın Emekçileri,
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa'nın etkin bir şekilde uygulanması, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için ALANLARDAYIZ!
Güvenceli iş, güvenli gelecek demek için, insanca yaşamaya yetecek ücret için ALANLARDAYIZ!
Kadın yoksulluğunu derinleştiren politikalara son verilmesi, kadın istihdamını artıracak sosyal politikaların hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!
Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması, esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine karşı sözümüzü örgütlemek için ALANLARDAYIZ!
ILO'nun İşyerinde Taciz ve Şiddeti Önlemeye yönelik 190 sayılı Sözleşmesinin onaylanması için ALANLARDAYIZ!
Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyet sağlanması için ALANLARDAYIZ!
Kadın istihdamının önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının kamusal hizmet olarak sunulması, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikaların yapılması ve hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!
Tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu kreşlerinin açılması için ALANLARDAYIZ!
8 Mart'ın kadınlar için ücretli izin günü sayılması için ALANLARDAYIZ!
Kadınlar ve LGBTİ+'lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler yapılması için, Kadın Bakanlığı kurulması, toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yapılması ve hayata geçirilmesi için ALANLARDAYIZ!
Eşit ve özgür olduğumuz, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için ALANLARDAYIZ!
Hayatlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!
Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için, barış içinde bir arada yaşamak için ALANLARDAYIZ!
Demokratik ve laik bir ülke için ALANLARDAYIZ!
Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için ALANLARDAYIZ!
Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için ALANLARDAYIZ!
Tüm kadınları, gökkuşağı gibi tüm renklerimizle bir arada olmaya, haklarımıza ve yaşamlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Evde, işte, tarlada emeği ve hakları için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününü kutluyoruz.
Bu yıl 27 Şubat-8 Mart tarihleri arasındaki hafta boyunca YOKSULLUĞA, ŞİDDETE, GÜVENCESİZLİĞE KARŞI BARIŞ, LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİ BÜYÜTÜYORUZ! şiarıyla gerçekleştireceğimiz eylem ve etkinliklerimize 28 Şubat-1 Mart tarihleri arasında direnişteki işçi kadınları ziyaret ederek başlıyoruz.
3 Mart günü, “Esneklik/güvencesizlik kıskacında kadın emeği ve yarı zamanlı çalışmanın kadın kamu emekçilerine yansımaları” konulu bir webinar düzenleyerek, yeni yönetmeliği ve aileci politikalarla yaygınlaştırılmaya çalışılan güvencesizliği tartışacağız.
4 Mart’ta cezaevlerinde tutuklu kadın arkadaşlarımıza kart gönderecek, 7 Mart cumartesi günü Cumartesi Anneleri/İnsanlarının eylemlerine sesimizi katacağız.
Hafta boyunca yerellerde KHK ile ihraç edilen ve hakkında eylem ve etkinliklerimiz nedeniyle soruşturma açılan kadınlarla buluşacak, 8 Mart Pazar günü her yerde eylemlerde ve gece yürüyüşlerinde olacağız.
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ KADIN MÜCADELEMİZ, YAŞASIN KESK!
JIN JİYAN AZADÎ!




