29 Ekim 2016’da, Cumhuriyet Bayramı günü 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevlerinden ihraç edilen Eğitim Sen üyeleri Münir Korkmaz ve Nezir Dorak, aradan geçen 10 yılı değerlendirdi. Cumhuriyet, demokrasi, barış, hukuksuzluklar ve KHK’lilerin yaşadığı sorunlar üzerine konuşan iki eğitimci, yaşadıkları sürecin yalnızca hukuki değil, siyasi bir mesele olduğunu vurguladı. Korkmaz ve Dorak, demokratikleşme ve barış sürecinin KHK’lilerin haklarının iadesini de kapsaması gerektiğini belirterek, “KHK’ler gidecek, biz kalacağız” mesajı verdi.

Cumhuriyet Bayramı’nda ihraç edildiler: 29 Ekim’in iki farklı anlamı

29 Ekim 2016, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşunun 93. yıl dönümünün kutlandığı gün olarak tarihe geçerken, binlerce kamu emekçisi için aynı zamanda kamu görevinden çıkarılmanın ve uzun yıllara yayılan hak arayışının başlangıcı oldu.

Adana’da Eğitim Sen üyesi olarak görev yapan Münir Korkmaz ve Nezir Dorak da 675 sayılı KHK ile görevlerinden ihraç edilen eğitimciler arasındaydı.

İhraçlarının 10. yıl dönümünde bir araya gelen Korkmaz ve Dorak, 29 Ekim’in kendileri için taşıdığı anlamı, yaşadıkları hak kayıplarını, hukuki mücadelelerini ve Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin beklentilerini değerlendirdi.

Münir Korkmaz’ın sorularını yanıtlayan Nezir Dorak, Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi değil, eşitlik, özgürlük ve demokrasiyle anlam kazanması gereken toplumsal bir düzen olduğunu söyledi.

Korkmaz: “Cumhuriyet Bayramı törenlerinden sonra ihraç edildiğimizi öğrendik”

Söyleşinin başlangıcında 29 Ekim 2016 gününü hatırlatan Münir Korkmaz, Cumhuriyet Bayramı törenlerinin ardından akşam saatlerinde ihraç edildiklerini öğrendiklerini anlattı.

Korkmaz, Adana’da 20 Eğitim Sen üyesiyle birlikte görevlerinden çıkarıldıklarını belirterek, Cumhuriyet’in kuruluş yıl dönümünde böyle bir kararla karşılaşmalarının kendileri açısından özel bir anlam taşıdığını ifade etti.

Cumhuriyet’in demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir yapıya kavuşmasının önemine dikkat çeken Korkmaz, aradan geçen yıllara rağmen 29 Ekim’in kendileri için yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda yaşadıkları hukuksuzlukların yıl dönümü olduğunu dile getirdi.

Nezir Dorak: “Biz baskıcı değil, demokratik ve özgürlükçü bir cumhuriyet istedik”

Nezir Dorak, Cumhuriyet’in tarihsel önemini kabul etmekle birlikte, demokratikleşme mücadelesinin tamamlanmadığını belirtti.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişin, çok partili hayata geçişin ve askeri darbelerin Türkiye'nin siyasal tarihinde önemli kırılmalar yarattığını ifade eden Dorak, mücadelelerinin her zaman daha demokratik bir ülke için olduğunu söyledi.

Dorak şöyle konuştu:

“Bizim istediğimiz cumhuriyet böyle baskıcı, otoriter bir cumhuriyet değildi. Biz demokratik bir cumhuriyet, özgürlükçü bir cumhuriyet talebiyle alanlardaydık, meydanlardaydık. Hep bunu haykırdık. Savaşsız, sömürüsüz bir dünya özlemimizi dile getirdik. Savaş olmasın, analar ağlamasın, çocuklar ölmesin diye eylemler yaptık, mitingler düzenledik.”

Barış talebinin geçmişte kamu yöneticileri tarafından tehdit olarak algılandığını savunan Dorak, 29 Ekim 2016'daki ihraç kararını bu anlayışın sonucu olarak değerlendirdi.

“Biz barış dediğimiz için, demokratik bir cumhuriyet dediğimiz için maalesef 29 Ekim Cumhuriyet’in o anlamlı gününde ‘Alın size cumhuriyet’ dediler, bizi ihraç ettiler. Sorgusuz bir şekilde ihraç ettiler. Ama hayat devam ediyor, mücadelemiz devam ediyor.”

10 Ekim Ankara Garı davasındaki karar da gündeme geldi

Söyleşide, 10 Ekim 2015 Ankara Garı Katliamı öncesinde barış mitingine çağrı yapılması nedeniyle Adana’da yargılanan 11 kişi hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının istinafta onanması da gündeme geldi.

Münir Korkmaz, katliamda 103 kişinin yaşamını yitirdiğini, bunların 13’ünün Adana’dan olduğunu hatırlattı.

Barış mitingine çağrı nedeniyle yargılanan kişilerin yıllar sonra hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmasını eleştiren Korkmaz, kararın kamu görevlisi olan sanıklar bakımından meslekten çıkarılma gibi yeni sonuçlar doğurabileceğini söyledi.

Korkmaz, barışın yeniden konuşulduğu bir dönemde bu kararların verilmesini çelişkili bulduğunu ifade etti.

Dorak: “11 yıl sonra aynı anlayışın sürmesi kabul edilemez”

Nezir Dorak da karardan haberdar olduklarını ve yargılanan arkadaşlarıyla görüştüklerini belirterek, Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki engellerin devam ettiğini savundu.

Dorak, savaşın sona ermesi, silahların susması ve toplumun farklı kesimlerinin kardeşçe yaşayabilmesi için yürütülen mücadelelerin cezalandırılmasını eleştirdi.

Kararın Anayasa Mahkemesi önüne taşınması halinde hak ihlallerinin giderilmesini umut ettiğini belirten Dorak, barış talebinin cezalandırılmaması gerektiğini vurguladı.

“10 yıldır yalnızca işimizi değil, birçok hakkımızı kaybettik”

Söyleşinin önemli bölümlerinden birini KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin karşılaştığı hak kayıpları oluşturdu.

Münir Korkmaz, sosyal medya hesabında geçmiş yıllara ait 29 Ekim paylaşımlarını gördüğünde, yaşananların kendisi açısından yeniden canlandığını anlattı.

İhraçların yalnızca kamu görevinden çıkarılmayla sınırlı kalmadığını belirten Korkmaz, seçilme hakkından emeklilik haklarına kadar çok sayıda alanda sorun yaşadıklarını söyledi.

Korkmaz, kendisi ve Nezir Dorak’ın belediye meclis üyeliğine seçildiklerini, mazbatalarını aldıktan bir süre sonra bu görevlerinin sona erdirildiğini ifade etti.

Yaşananları “düşman hukuku” olarak nitelendiren Korkmaz, KHK’lilerin karşılaştığı hak ihlallerinin hâlâ giderilmediğini savundu.

Güven Boğa’nın emekli ikramiyesi davasını örnek gösterdi

Münir Korkmaz, KHK’lilerin emeklilik hakları konusunda yaşadığı sorunlara örnek olarak, 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Güven Boğa’nın emekli ikramiyesi davasını gündeme getirdi.

Boğa’nın hizmet birleştirmesi yoluyla emekli olmasına rağmen emekli ikramiyesinin ödenmediğini belirten Korkmaz, yıllarca kamu hizmetinde bulunmuş kişilerin emeklilik haklarının da tartışma konusu yapılmasını eleştirdi.

Korkmaz, 2010 yılında yapılan yasal düzenlemelerin hizmet birleştirmesiyle emekli olan bazı kamu görevlilerinin ikramiye hakları üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade ederek, bu uygulamaların KHK’liler açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Güven Boğa’nın emekli ikramiyesi talebiyle açtığı davada Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin Anayasa Mahkemesi başvurusunun sonucunun beklenmesine karar vermişti.

Korkmaz, bu örnek üzerinden KHK’lilerin yalnızca işe dönüş değil, emeklilik ve sosyal güvenlik hakları için de mücadele etmek zorunda kaldığını vurguladı.

Dorak: “Çocuğum dört yaşındaydı, şimdi üniversitede”

Nezir Dorak, ihraçların bireysel ve toplumsal sonuçlarını anlatırken kendi yaşamından örnekler verdi.

Sosyal medyada karşısına çıkan eski fotoğraflarının, geçen yılları ve yaşanan değişimleri hatırlattığını belirten Dorak, 2015 ve 2016 yıllarında küçük olan çocuğunun bugün üniversitede okuduğunu söyledi.

“Benim 2015’teki, 2016’daki anılarım önüme düşüyor. Saçlarım simsiyah, sakallarım simsiyah. Dört yaşındaki çocuğum kucağımda. Şu an çocuğum üniversitede.”

Dorak, geçen 10 yılın yalnızca mesleki kayıplarla değil, ailelerin yaşamlarında bıraktığı izlerle de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Soruşturma açılmadan hayatlarımız altüst edildi”

İhraç süreçlerinde masumiyet karinesinin gözetilmediğini savunan Dorak, kendileri hakkında yeterli bir idari ya da adli inceleme yapılmadan karar verildiğini söyledi.

Dorak, “Hakkımızda bir soruşturma dahi açılmadı. Bir mahkeme ya da idari anlamda yürütülen soruşturma sonucu olmadan hayatlarımız altüst edildi” ifadelerini kullandı.

Bu sürecin yalnızca ihraç edilen kişileri değil, ailelerini ve yakın çevrelerini de etkilediğini belirten Dorak, ekonomik güvencesizlik, çalışma hakkının kaybı ve toplumsal dışlanmanın geniş bir kesimde ağır sonuçlar yarattığını anlattı.

“Bu sadece benim hayatım, senin hayatın değil. Ülkede binlerce, on binlerce insanın, ailesel bazda baktığımızda milyonlarca insanın hayatını altüst etti. Ülkesine küsenler, ailesine küsenler, memleketini terk edenler oldu. Çünkü çalışma hakları ellerinden alındı.”

Dorak, yaşananların sona ermesi ve hakların iade edilmesi gerektiğini vurguladı.

Korkmaz: “KHK meselesine karşı toplumda bir sessizlik var”

Münir Korkmaz, ihraç edilen kamu emekçilerinin mücadelesinde sendikal dayanışmanın önemine dikkat çekti.

Eğitim Sen’in ihraç edilen üyelerine sahip çıktığını belirten Korkmaz, buna karşılık toplumun genelinde KHK sorununa yeterince ilgi gösterilmediğini savundu.

Korkmaz, demokratikleşme tartışmalarında KHK’lilerin yaşadığı hak kayıplarının gündemin dışında tutulmaması gerektiğini söyledi.

KHK düzenlemelerinin kaldırılması, hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayanların görevlerine iade edilmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti.

Korkmaz’a göre, geçmiş yıllarda yapılan yargılamalarda ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi de demokratikleşmenin temel başlıklarından biri olmalı.

Dorak: “KHK sorunu siyasi bir hukuksuzluktur, çözümü de siyasi olacaktır”

Münir Korkmaz’ın KHK’lilerin geleceğine ilişkin beklentisini sorması üzerine Nezir Dorak, sorunun niteliğine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Dorak, KHK ile ihraçların yalnızca hukuk mekanizmalarının işleyişinden kaynaklanmadığını, siyasi kararların belirleyici olduğunu savundu.

İhraç listelerinin hazırlanmasında geçmiş yıllara ait fişleme bilgilerinin kullanıldığını ileri süren Dorak, sol, sosyalist ve Kürt kimliğiyle tanınan kamu emekçilerinin de bu süreçte hedef alındığını ifade etti.

Dorak şöyle konuştu:

“Ben KHK meselesinin hukuki bir hukuksuzluk olduğunu düşünmüyorum. Siyasi bir hukuksuzluk. Önceki dönemden oluşturulan fişlemelerle birçok insan ihraç edildi. Bunlar sonra bir cadı avına dönüştürüldü. Sol, sosyalist kesimden insanlar, kendisini Kürt olarak tanımlayan insanlar da bu cadı avının içerisinde kurban edildi.”

İhraç edilen kamu emekçilerinin önemli bir bölümünün eşitlik, özgürlük ve toplumsal dayanışma mücadelesi yürüttüğünü söyleyen Dorak, bu kişilerin demokratik bir toplumun kurulmasına katkı sunmaya çalıştığını belirtti.

“Bu insanlar ülkeyi birlikte yönetelim, bütün farklılıklarla beraber yönetelim diyen insanlardı. Çok acımasızca, hukuksuzca bir süreç yürütüldü. Ben bunun siyasi saiklerle yapıldığını düşünüyorum ve siyaseten de bu sorunun çözülebileceğini düşünüyorum.”

Dorak, KHK sorununa kalıcı çözüm bulunabilmesi için yasal ve siyasal iradenin ortaya konulması gerektiğini ifade etti.

Üç KHK’li, üç farklı kimlik, ortak bir demokrasi talebi

Söyleşinin dikkat çeken bölümlerinden biri de Münir Korkmaz’ın, programda yer alan üç KHK’linin farklı kimliklerine ilişkin değerlendirmesi oldu.

Korkmaz, kendisinin Türk ve Hanefi, Nezir Dorak’ın Kürt ve Şafii, programın çekimini gerçekleştiren Güven Boğa’nın ise Arap Alevi olduğunu belirterek, bu birlikteliğin demokratik ve eşitlikçi bir cumhuriyet anlayışını somutlaştırdığını söyledi.

Korkmaz şu soruyu yöneltti:

“Ben Türküm, Hanefiyim. Sen Kürtsün, Şafiisin. Güven Hoca Arap Alevi. Bak, eşitlikçi cumhuriyet, farklılıklarla bir arada yaşamdan bahsediyoruz ya, aslında şu program tam bunu ifade ediyor. Böyle bir ülke zor mu? Birbirimize tahammül edeceğimiz, birbirimizi farklılıklarımızla kabul edebileceğimiz ve bir arada yaşayabileceğimiz ülkeyi kurmak çok zor bir şey mi?”

Dorak: “Bütün farklılıklarımızla kendimizi ifade edebileceğimiz bir ülke istiyoruz”

Nezir Dorak, Türkiye’de tekçi yönetim anlayışının toplumsal farklılıkları baskıladığını savundu.

Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Lazların, Çerkeslerin ve farklı düşüncelere sahip yurttaşların eşit haklarla bir arada yaşayabileceği bir ülke istediklerini belirten Dorak, mücadelelerinin temelinde bu anlayışın bulunduğunu söyledi.

“Biz hiçbir zaman iki bayrak demedik. Evet, tek bayrak ama o bayrağın altında gerçekten bütün farklılıklarımızla kendimizi ifade edebileceğimiz bir toplumsal dokuyu hayal ettik.”

Dorak, farklı kimliklerin ve inançların kamusal yaşamda özgürce var olabilmesinin demokratik bir cumhuriyetin temel koşullarından biri olduğunu vurguladı.

“Bütün kesimler bu ülkeden nasibini alsın. Bu ülkede hakkıyla yaşasın. İnancını özgürce yaşasın. Kimliğini özgürce ifade edebilsin. Bizim mücadelemiz zaten buydu.”

Dorak ayrıca, kayyum uygulamaları ve siyasal gelişmeler üzerinden Türkiye’de çoğulcu demokrasinin zayıfladığı görüşünü dile getirerek, ülkenin tek parti yönetimine doğru ilerlediği yönündeki endişesini paylaştı.

“Barış ve demokratikleşme KHK’lilerin geleceğini de belirleyecek”

Söyleşinin son bölümünde Türkiye’de yürütülen barış ve demokratikleşme tartışmaları ele alındı.

Münir Korkmaz, barış sürecine ilişkin umutlu olduğunu belirterek, sürecin yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.

Korkmaz’a göre barışın kalıcı olabilmesi için hukuk sisteminin demokratikleşmesi, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve geçmişte yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi gerekiyor.

Korkmaz, ilgili mevzuatın evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda değiştirilmesinin KHK’lilerin durumunu da doğrudan etkileyeceğini ifade etti.

“KHK’lilerin hem kendi gelecekleri açısından hem de Türkiye’nin geleceği açısından barışa taraf olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü barış demokratikleşmeyle birlikte yürüyen bir şey. Barışın güvencede olabilmesi için ülkenin demokratik olması lazım.”

Korkmaz, yalnızca KHK’lilerin değil, toplumun bütün kesimlerinin barıştan yana tutum alması gerektiğini belirtti.

Savaş için kullanılan kaynakların eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve ekonomik kalkınmaya aktarılmasının toplum açısından önemli kazanımlar sağlayacağını söyledi.

Dorak: “Yeni yasa beklenmeden de haklar iade edilebilir”

Nezir Dorak ise demokratikleşme kapsamında yapılabilecek yasal değişikliklerin KHK’liler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Ancak mevcut hukuk kurallarının uygulanması halinde de birçok hak kaybının giderilebileceğini savundu.

Dorak, Anayasa’nın 90. maddesine ve uluslararası insan hakları sözleşmelerinin bağlayıcılığına dikkat çekerek, yeni düzenlemeler beklenmeden de hukuki adımlar atılabileceğini söyledi.

Özellikle hakkında soruşturma açılmamış, mahkûmiyet kararı bulunmayan, beraat etmiş veya takipsizlik kararı almış kişilerin görevlerine iadesinin öncelikli olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Dorak şöyle konuştu:

“Bu hukuksuzluğu hiçbirimiz hak etmedik. İlla ki yeni bir yasanın çıkmasına gerek yok. Bugünkü mevcut yasayı da işletseydiler, Anayasa’nın 90. maddesine uysaydılar zaten KHK’liler dönecekti.”

Dorak, yeni düzenlemelerin beklenmesinin hakların iadesini daha da geciktirebileceği uyarısında bulundu.

“İstenirse bir KHK ile bütün KHK’liler tekrar görevlerine iade edilebilir. Özellikle hakkında soruşturma açılmayan, herhangi bir cezası olmayan, mahkemeden aklanmış, beraat etmiş, takipsizlik almış kişilerin herhangi bir yeni yasaya gerek kalmadan iade edilmesi gerekiyor.”

10 yıllık mücadelenin sonunda aynı slogan: “KHK’ler gidecek, biz kalacağız”

Yaklaşık 17 dakika süren söyleşi, Münir Korkmaz ve Nezir Dorak’ın ortak mücadele vurgusuyla sona erdi.

Cumhuriyet Bayramı günü görevlerinden ihraç edilen iki eğitimci, geçen 10 yılın ardından demokrasi, eşit yurttaşlık, barış ve çalışma hakkı taleplerinden vazgeçmediklerini ifade etti.

Korkmaz, söyleşiyi yıllardır KHK’lilerin eylem ve etkinliklerinde dile getirilen sloganla bitirmeyi önerdi.

Nezir Dorak’ın da katılmasıyla iki eğitimci söyleşiyi birlikte şu sözlerle tamamladı:

“KHK’ler gidecek, biz kalacağız! KHK’ler gidecek, biz kalacağız!”

29 Ekim 2016’da başlayan ihraç sürecinin 10. yılında yapılan bu söyleşi, KHK’lilerin yaşadığı hak kayıplarının yalnızca geçmişe ilişkin bir tartışma olmadığını; çalışma hakkı, emeklilik güvencesi, eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme bakımından güncelliğini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu.