Prof. Dr. Meral Atıcı, ÇÜ Eğitim Fakültesi, PDR Ana Bilim Dalı
Son yıllarda özellikle kadına, çocuğa, hayvana ve doğaya yönelik şiddetin eğitim alanına da yayılmış olması son derece üzücü ve endişe vericidir. Son günlerde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde ve Kahramanmaraş da bir ortaokulda gerçekleştirilen silahlı saldırılar sonucu ölen ve yaralanan öğretmen ve öğrencilerimiz için çok üzgün, endişeli ve kızgınız. Ölen çocuklarımızın ve öğretmenimizin aile ve yakınlarının acılarını derinden paylaşıyor, yaralı olan öğrenci ve öğretmenlerimize acil şifalar diliyoruz.
Okullar öğrencilerin akademik, duygusal ve sosyal gelişimleri için en güvenli ve yaşantı zenginliğini en yoğun sağlayan kurumlar; benliğin ve kişiliğin gelişiminde öğretmen ve akran etkisiyle en önemli etkileri meydana getiren topluluklardır. Okuldaki yaşantılar olumlu ve geliştirici olduğunda çocuk ve gençlerin kimlik gelişimi de o oranda istenen düzeyde olmaktadır. Ancak son yıllarda okullarda gerçekleşen ve son iki gündür Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde ve Kahramanmaraş da yaşanan okul saldırıları okulların güvenli ve geliştirici bir yer olduğu yargısını yerle bir etmiştir.
Bu şiddet olaylarının bir günde gerçekleşmiş münferit olaylar olmadığı, şiddetin pek çok bileşeniyle çocuk ve ergenlik gibi gelişim ve ilerleme çağındaki gençleri bir süreç içinde etkisi altına aldığı söylenmelidir. Öfkesini düzenleyemeyen bir toplumda şiddetin hak aramanın en kısa yolu olarak algılanması sonucunda; okullar da toplumda bağımsız birer ada olarak kalamamış, genel toplumsal yozlaşma ve çürümeden maalesef nasibini almıştır. Dolayısıyla, şiddetin nedenleri çok yönlüdür.
· Başta ekonomik eşitsizlikler ve yoksulluk nedeniyle karşılanamayan yeme, içme ve güvenlik gibi temel ihtiyaçlar,
· Ekonomik ve sosyal sorunlara bağlı olarak gözlenen aile içi çatışmalar, birikmiş öfke ve yıkıcı çatışma çözme yaklaşımları,
· Çocuk, genç ve yetişkinlerde yüz yüze ve karşılıklı iletişim ve etkileşimi kısıtlayan teknoloji bağımlılığının artmış olması,
· Psikolojik sorunlar, gelecek kaygısı, akran etkisi gibi nedenlerle madde bağımlılığının artmış olması,
· Televizyondaki dizilerde silahla yaralama ve öldürme sahnelerinin normal bir edim gibi sunulması, şiddetin bir "problem çözme aracı" olarak meşrulaştırılıyor olması,
· Müfredatın öğrencilerin ihtiyaç ve gelişimlerine cevap verememesi nedeniyle çocuk ve gençlerin okula gitme motivasyonlarının düşmesi,
· Akademik gelişim yanında fiziksel, sosyal ve kültürel gelişimleri için olanakların sınırlı olmasının ,
etkili olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca başta siyasi arenalar olmak üzere toplumun değişik katmanlarında giderek yaygınlaşan kutuplaştırıcı, tahammülsüz, dışlayıcı ve düşmanlaştıran söylem ve yaklaşımların; saygı, empati ve hoşgörüyü yok eden ahlaki çürümenin de şiddeti artıran bir unsur olduğu vurgulanmalıdır.
Okullarda öğrencilerin akademik, duygusal ve sosyal açıdan gelişimleri ve bu alanlardaki problemleriyle baş etmelerine yardımcı olan psikolojik danışma ve rehberlik servisleri öğrencilerin öfke, yalnızlık, üzüntü, kaygı, endişe gibi olumsuz duygularıyla baş etmede bireysel ve gruplar halinde önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir. Anlaşmazlık, saldırganlık, zorbalık ve şiddet davranışlarıyla ilgili olabilecek öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı, yetersizlik, değersizlik ve engellenmişlik duygularıyla etkili baş etmede PDR servislerinin önemli bir yeri vardır. Ancak benzer çalışmaların bazen aile, öğretmen ve yöneticilerle de yapılması gerekmektedir. Birlikte çalışma konusunda gerekli ilgi ve iş birliği gösteren aile ve öğretmenlerle bu çalışmalar yapılabilmekte ve olumlu sonuçlar da alınabilmektedir. Ancak bu çalışmaların etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi için hem aile ve öğretmenlerin istekli olması ve iş birliği yapması, hem de okullardaki psikolojik danışman sayısının yeterli hale gelmesi gerekmektedir. Yani okuldaki tüm paydaşların katılımının okuldaki şiddet olaylarıyla baş etmede gerekli olduğu bir kes daha gün yüzüne çıkmaktadır.
Bugün milyonlarca öğrencinin okullarda meydana gelen saldırılara bağlı olarak endişe, korku tedirginlik ve zihin dağınıklığı içinde olması nedeniyle en doğal ve insani hakkı olan eğitim hakkından mahrum kalması söz konusudur. Bu tedirginlik ve endişenin kısa sürede geçmesi de mümkün görünmemektedir. Çünkü yaralama ve ölümle sonuçlanan silahlı saldırı gibi travmatik bir olay hem doğrudan buna şahit olan öğrenci ve öğretmenleri hem de dolaylı bir biçimde bunu duyan öğretmen, öğrenci ve aileleri hatta tüm toplumu fiziksel, duygusal, sosyal ve davranışsal olarak farklı derecelerde etkilemiştir. Örneğin, Türkiye'nin her yerindeki anne-babalar şu an "çocuğumu okula göndermeli miyim?" kaygısı yaşamaktadır. Dolayısıyla, bu kurşunlar sadece hedefteki okula değil, ülkedeki tüm okulların sıralarına ve evlerine isabet etmiş ve toplumun geneline yayılan bir kolektif güven kaybı yaşanmıştır. Özellikle doğrudan maruz kalanlar olmak üzere dolaylı tanık olanlarda akut stres ya da travma sonrası stres belirtilerinin görülme olasılığı vardır. Ayrıca, öğrencilerin okula gitmemesi uzun vadeli bir çözüm gibi de görünmemektedir.
Şiddetin nedenleri gibi yarattığı psikolojik etkilerle baş etmek de birden fazla bileşenli çözümleri gerektirmektedir. Okulda güvenlik; güvenlik görevlisi bulundurma gibi anlık ve ceza yöntemleri ile sağlanamayacak kadar kişilerarası güveni gerektiren psikolojik bir olgudur. Bu nedenle sadece ‘güvenlik’ değil, ‘güvenli hissetmeden’ de söz etmek gerekir. Bunun için;
· Öncelikle öğrencinin psikolojik olarak güvende hissedeceği sevgi ve ait olma ihtiyacını karşılayabileceği; akademik, duygusal ve sosyal açıdan gelişimine fırsat veren bir ortamın yaratılması,
· Duygusal ve sosyal becerilerin gelişiminde psikolojik danışma ve rehberlik servisinin koordinasyonunda öğrenci için bireysel, grup ve sınıf çalışmalarının; öğretmen, veli ve yöneticiler için ise konsültasyon çalışmalarının yapılması,
· Öğrencilerin özel yeteneklerini geliştirip enerjilerini kanalize ederek zamanlarını etkin geçirmelerini sağlayan ve benliklerini zenginleştiren sanatsal, kültürel ve sportif olanakların yaratılması,
· Şiddet ortaya çıkmadan önce psikososyal destek ve önleme çalışmalarının yapılmasının önemli olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca ve en önemlisi, başta siyaset arenası olmak üzere toplumun en üst kurum ve katmanlarından başlayarak tüm katmanlarına kadar kutuplaştırıcı ve düşmanlaştıran söylem ve eylemler yerine kabul edici, yapıcı ve psikolojik zihinliliği-kendinin ve ötekinin duygularını anlama kapasitesi- geliştiren bir ekosistem yaratmanın başta çocuk ve gençlerimiz olmak üzere tüm toplum ruh sağlığı açısından yaşamsal öneme sahip olduğunun altı çizilmelidir.