Birleşmiş Milletler’in (BM) 2026 yılı Kadın, Barış ve Güvenlik gündeminde ortaya koyduğu veriler, silahlı çatışmaların kadınlar ve kız çocukları açısından giderek daha ölümcül hale geldiğini gösteriyor. Dünyada yaklaşık 750 milyon kadın ve kız çocuğu aktif çatışma bölgelerinin yakınında yaşıyor. Geçen yıl çatışmalarda öldürülen 37 binden fazla sivilin dörtte birini kadınlar ve kız çocukları oluştururken, cinsel şiddet vakalarındaki artış ve kadınların barış müzakerelerinden dışlanması uluslararası toplumun önündeki en önemli sorunlar arasında yer alıyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 27 Ekim 2026 Salı günü gerçekleştirdiği Kadın, Barış ve Güvenlik gündemli toplantıda, dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşların kadınlar ve kız çocukları üzerindeki ağır sonuçlarını ele aldı.
Gazze'den Sudan'a, Yemen'den diğer çatışma bölgelerine kadar milyonlarca kadın, yalnızca silahlı saldırıların değil; zorla yerinden edilmenin, açlığın, sağlık hizmetlerine erişememenin, cinsel şiddetin ve toplumsal yaşamdan dışlanmanın sonuçlarıyla da karşı karşıya.
BM Genel Sekreteri'nin yıllık raporunda yer alan bulgular, savaşların kadınlar üzerindeki etkisinin yalnızca büyümediğini, aynı zamanda son yıllarda belirgin biçimde ağırlaştığını ortaya koyuyor.
Savaşlarda Öldürülen Her Dört Sivilden Biri Kadın veya Kız Çocuğu
BM verilerine göre, 2025 yılında silahlı çatışmalarda 37 binden fazla sivil yaşamını yitirdi. Öldürülenlerin yaklaşık dörtte birini kadınlar ve kız çocukları oluşturdu.
Bu oran, 2021 yılında kaydedilen düzeyin iki katına ulaşmış durumda.
Veriler, çatışma ortamlarında her gün en az 25 kadın ve kız çocuğunun öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu, yalnızca belgelenebilen ölümler üzerinden ortaya çıkan tabloyu yansıtıyor. Özellikle yoğun bombardımanların, zorunlu göçün ve kamu hizmetlerindeki çöküşün yaşandığı bölgelerde gerçek kayıpların daha yüksek olabileceği değerlendiriliyor.
Kadınların çatışmalarda karşılaştığı tehlikeler doğrudan saldırılarla sınırlı kalmıyor. Hastanelerin zarar görmesi, temiz su ve gıdaya erişimin kesilmesi, doğum ve üreme sağlığı hizmetlerinin aksaması da kadınların yaşamını tehdit eden koşulları ağırlaştırıyor.
750 Milyon Kadın ve Kız Çocuğu Savaşın Gölgesinde Yaşıyor
Çatışma bölgelerine 50 km mesafede
750 milyon
Kadın ve kız çocuğu
2024'e göre artış
40 milyon
Daha fazla kadın ve kız çocuğu
Günlük can kaybı
En az 25
Kadın ve kız çocuğu
Sudan'da ülke içinde yerinden edilenler
8,6 milyon+
Yaklaşık yarısı kadın ve kız çocuğuKaynak: BM Genel Sekreteri'nin 2026 Kadın, Barış ve Güvenlik raporu ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR).
BM'nin ortaya koyduğu bir diğer çarpıcı veri ise çatışma bölgelerinin çevresinde yaşayan kadın nüfusundaki artış oldu.
Dünya genelinde yaklaşık 750 milyon kadın ve kız çocuğu, aktif bir silahlı çatışmanın 50 kilometre yakınında yaşıyor. Bu sayı, 2024 yılına göre 40 milyonluk artış anlamına geliyor.
BM'nin değerlendirmesine göre söz konusu rakam, 1990 yılından bu yana kaydedilen en yüksek düzeye ulaştı.
Bu durum, savaşların yalnızca cephe hatlarında bulunanları değil, çatışma alanlarının çevresindeki geniş sivil nüfusu da etkilediğini gösteriyor. Güvenlik koşullarının bozulması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması, ekonomik faaliyetlerin durması ve zorunlu göç, milyonlarca kadının günlük yaşamını doğrudan etkiliyor.
Sudan: Milyonlarca Kadın Evinden, Güvenliğinden ve Geleceğinden Uzaklaştırıldı
Sudan'da devam eden iç savaş, kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya olduğu insani krizin en ağır örneklerinden birini oluşturuyor.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) verilerine göre, ülkede 8,6 milyondan fazla insan kendi ülkesinin sınırları içerisinde yerinden edilmiş durumda. Bu nüfusun yaklaşık yarısını kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor.
Nisan 2023'te Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında başlayan çatışmalar, ülkenin birçok bölgesinde yaşam koşullarını ağırlaştırdı.
Evlerini terk etmek zorunda kalan kadınlar, güvenli barınma alanlarına ulaşmakta güçlük çekerken, temel sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması özellikle hamile kadınlar, yeni doğum yapan anneler ve küçük çocuklar açısından ciddi riskler yaratıyor.
Yerinden edilme, kadınların yalnızca evlerini kaybetmeleri anlamına gelmiyor. Ailelerin parçalanması, geçim kaynaklarının ortadan kalkması, çocukların eğitimden uzaklaşması ve güvenlik koşullarının bozulması, krizin etkilerini uzun yıllara yayabilecek sonuçlar doğuruyor.
Sudan'daki insani durum, BM'nin kadınların korunmasına yönelik uluslararası mekanizmaların güçlendirilmesi çağrısının temel gerekçelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Gazze: Bombardımanların Ötesinde Bir Yaşam Mücadelesi
Gazze'de yaşanan savaş ve insani yıkım, kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı çok boyutlu tehlikeleri gözler önüne seriyor.
İsrail'in askeri operasyonları, geniş çaplı yerinden edilme, altyapı tahribatı ve insani yardım erişimindeki sorunlar, özellikle kadınlar ve çocuklar açısından ağır sonuçlar doğurdu.
BM kuruluşlarının Gazze'ye ilişkin değerlendirmelerinde, sağlık sisteminin uğradığı zarar ve temel hizmetlerin kesintiye uğraması önemli sorunlar arasında gösteriliyor.
Hamile kadınların doğum öncesi ve sonrası sağlık hizmetlerine erişimi, hijyen malzemelerinin temini, temiz suya ulaşım ve çocukların beslenmesi, çatışma koşullarında giderek daha güç hale geliyor.
Kadınlar aynı zamanda aile üyelerinin kaybı, çocukların bakımı ve barınma koşullarının sürdürülebilmesi gibi sorumlulukları ağır insani koşullar altında yerine getirmeye çalışıyor.
Gazze örneği, BM'nin kadınların savaşlarda korunmasına ilişkin yaklaşımında yalnızca doğrudan şiddetin önlenmesinin yeterli olmadığını; sağlık, beslenme, barınma ve insani yardım hizmetlerine güvenli erişimin de yaşamsal önemde olduğunu ortaya koyuyor.
Yemen: Uzayan Savaş Kadınların Yaşam Koşullarını Ağırlaştırıyor
Yemen'de yıllardır devam eden çatışmalar ve ekonomik çöküş, kadınların yaşamını etkileyen derin bir insani krize neden oldu.
Sağlık altyapısının zayıflaması, gelir kaynaklarının azalması, gıda güvensizliği ve yerinden edilme, kadınların temel ihtiyaçlara ulaşmasını güçleştiriyor.
Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar ve kız çocukları, sağlık merkezlerine ulaşım, güvenli su temini ve eğitim hizmetlerinden yararlanma konusunda önemli engellerle karşılaşıyor.
Uzun süreli çatışmaların yarattığı ekonomik baskılar, kız çocuklarının eğitimden kopması ve erken yaşta evlilik gibi koruma risklerini de artırabiliyor.
BM'nin Kadın, Barış ve Güvenlik gündemi, Yemen gibi uzun süreli krizlerde kadınların yalnızca insani yardım alan kişiler olarak değil, toplumun yeniden inşasında söz sahibi olması gereken aktörler olarak değerlendirilmesini öngörüyor.
Cinsel Şiddet Savaşın En Ağır Sonuçlarından Biri
BM Genel Sekreteri'nin 2026 yılı raporunda dikkat çekilen başlıklardan biri de çatışmalarla bağlantılı cinsel şiddetteki artış.
Silahlı çatışmalarda cinsel şiddet, yalnızca bireylerin fiziksel bütünlüğüne yönelik bir saldırı değil; aynı zamanda toplumları parçalayabilen, zorunlu göçü derinleştirebilen ve mağdurların uzun süreli sağlık sorunları yaşamasına yol açabilen ağır bir insan hakları ihlali.
Kadınlar ve kız çocukları, yerinden edilme sırasında, güvensiz barınma alanlarında, gözaltı ve alıkonulma koşullarında veya silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde farklı şiddet biçimleriyle karşılaşabiliyor.
BM'nin bu alandaki çalışmalarında, cinsel şiddet vakalarının önemli bir bölümünün bildirilmediğine dikkat çekiliyor. Güvenlik endişeleri, damgalanma korkusu, sağlık ve adalet mekanizmalarına erişimdeki engeller, mağdurların yaşadıklarını açıklamasını güçleştiriyor.
Bu nedenle BM'nin koruma yaklaşımı; şiddetin önlenmesi, mağdurların güvenliğinin sağlanması, sağlık ve psikososyal destek hizmetlerine erişim ve sorumluların hesap vermesi gibi birbirini tamamlayan önlemleri kapsıyor.
Kadınlar Savaşın En Ağır Bedellerini Öderken Barış Masalarında Yer Bulamıyor
Güvenlik Konseyi'nin ele aldığı temel çelişkilerden biri, savaşlardan ağır biçimde etkilenen kadınların çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan siyasi süreçlerde yeterince temsil edilmemesi.
BM'nin Kadın, Barış ve Güvenlik gündemi, kadınların yalnızca korunması gereken bir nüfus grubu olarak görülmesine karşı çıkıyor.
Bu yaklaşım, kadınların çatışmaların önlenmesinde, barış görüşmelerinde, ateşkes mekanizmalarında ve savaş sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde eşit ve anlamlı biçimde yer almasını savunuyor.
Ancak uluslararası barış girişimlerinde kadınların karar alma süreçlerine katılımı hâlâ sınırlı kalıyor.
Kadınların müzakerelerden dışlanması, savaşın sivil yaşam üzerindeki etkilerinin barış anlaşmalarına yeterince yansımaması riskini beraberinde getiriyor.
Örneğin yerinden edilmiş kadınların güvenli geri dönüşü, cinsel şiddet mağdurlarının korunması, sağlık hizmetlerinin yeniden kurulması, çocukların eğitime erişimi ve ekonomik hakların güvence altına alınması gibi başlıklar, kalıcı barışın önemli unsurları arasında bulunuyor.
Kadınların bu süreçlerde söz sahibi olması, yalnızca temsil eşitliği açısından değil, barışın toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarına yanıt verebilmesi açısından da önem taşıyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin 1325 Sayılı Kararı: 26 Yıllık Bir Mücadele
Kadın, Barış ve Güvenlik gündeminin uluslararası hukuki ve siyasi temellerinden birini, BM Güvenlik Konseyi'nin 31 Ekim 2000 tarihinde kabul ettiği 1325 sayılı karar oluşturuyor.
Karar, silahlı çatışmaların kadınlar ve kız çocukları üzerindeki özgün etkilerini tanırken, kadınların barış ve güvenlik alanındaki karar alma süreçlerine katılımının artırılmasını öngörüyor.
1325 sayılı kararın temel yaklaşımı dört başlıkta toplanıyor:
-
Katılım: Kadınların barış görüşmelerinde ve karar alma mekanizmalarında eşit biçimde temsil edilmesi.
-
Koruma: Kadınların ve kız çocuklarının çatışma ortamlarında şiddet ve hak ihlallerine karşı korunması.
-
Önleme: Çatışmaların ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesine yönelik politikaların güçlendirilmesi.
-
Yardım ve iyileşme: Savaş sonrasında kadınların ihtiyaçlarının insani yardım, yeniden yapılanma ve toplumsal iyileşme çalışmalarına dahil edilmesi.
Kararın kabulünden 26 yıl sonra açıklanan veriler ise uluslararası taahhütlerle savaş bölgelerindeki gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafenin sürdüğünü gösteriyor.
Sivil Kayıplardaki Artış Uluslararası Hukukun Uygulanmasını Gündeme Getiriyor
Uluslararası insancıl hukuk, silahlı çatışmalarda sivillerin korunmasına ilişkin temel yükümlülükler getiriyor.
1949 Cenevre Sözleşmeleri ve ilgili uluslararası hukuk kuralları, çatışmanın taraflarının siviller ile askeri hedefler arasında ayrım yapmasını, sivillere yönelik doğrudan saldırılardan kaçınmasını ve saldırılarda orantılılık ilkesine uymasını gerektiriyor.
Kadınların ve kız çocuklarının karşılaştığı risklerin büyümesi, bu kuralların sahada uygulanması ve olası ihlallerin soruşturulması ihtiyacını yeniden gündeme taşıyor.
BM'nin kadınların güvenliğine ilişkin yaklaşımı, insani yardım faaliyetlerinin yanı sıra hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesini de kapsıyor.
Özellikle çatışmalarla bağlantılı cinsel şiddet, zorla yerinden edilme, sivillere yönelik hukuka aykırı saldırılar ve insani yardım erişiminin engellenmesi gibi durumlar, uluslararası hukuk bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken ciddi sorunlar oluşturuyor.
BM'nin Önündeki Soru: Kadınlar İçin Güvenlik Nasıl Sağlanacak?
Güvenlik Konseyi'nin 27 Ekim tarihli toplantısında tartışmaya açılan temel mesele, kadınların savaş koşullarında karşılaştığı tehlikelerin nasıl azaltılabileceği ve mevcut uluslararası taahhütlerin nasıl somut sonuçlara dönüştürülebileceği.
Bu kapsamda sivillerin korunması, insani yardımın güvenli biçimde ulaştırılması, çatışmalarla bağlantılı cinsel şiddetin önlenmesi, kadın örgütlerinin desteklenmesi ve kadınların barış süreçlerine katılımının artırılması öne çıkan politika alanları arasında bulunuyor.
BM verileri, mevcut koşullarda kadınların ve kız çocuklarının karşı karşıya kaldığı tehlikelerin azalmadığını, aksine büyüdüğünü ortaya koyuyor.
2021 yılına göre iki katına çıkan kadın ve kız çocuğu ölüm oranı, çatışma bölgelerinin yakınında yaşayan 750 milyon kadın ve Sudan'da yerinden edilen milyonlarca insan, bu krizin farklı boyutlarını yansıtıyor.
Savaşın sonuçları yalnızca çatışmaların sürdüğü günlerle sınırlı kalmıyor. Eğitimden kopan kız çocukları, yaşam alanlarını kaybeden aileler, sağlık hizmetlerinden mahrum kalan kadınlar ve ekonomik bağımsızlığını yitiren topluluklar, savaş sona erdikten sonra da uzun yıllar sürebilecek sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Birleşmiş Milletler'in 2026 yılı verilerinin ortaya koyduğu tablo, kadınların güvenliğinin yalnızca savaş sırasında korunmalarına değil, savaşları sona erdirecek kararların alındığı masalarda eşit söz hakkına sahip olmalarına da bağlı olduğunu gösteriyor.
BM kaynakları ve belgeler
Haberin temel verileri BM Genel Sekreteri'nin 2026 yılı Kadın, Barış ve Güvenlik raporuna ilişkin BM Haber Merkezi duyurusuna ve BM kuruluşlarının insani durum değerlendirmelerine dayanmaktadır. Güvenlik Konseyi toplantısındaki konuşmaların tamamı ayrıca doğrulanamadığından, belirli temsilcilere doğrulanmamış açıklamalar atfedilmemiştir.




