Sevgililer Günü, yıkıcı bir güçten çok ilişkilerin gerçek durumunu görünür kılan bir spot ışığı gibi işlev görüyor. Aylardır zorluk yaşayan çiftler için bu bayram, ertelenen sorularla yüzleşmeyi kaçınılmaz hale getiriyor; “mutlu muyuz?” sorusu artık görmezden gelinemiyor. Sevgililer Günü’ne katılmak, ilişkinin sağlam ve geleceğe dönük olduğuna dair mesajın gizlice değil, açık ve görünür biçimde verilmesi anlamına geliyor. Ancak bu görünürlük baskısı, bazı çiftler için ağır bir yük oluşturabiliyor. İlişkilerin bu dönemde alışılmadık derecede görünür ve çoğu zaman idealize edilmiş biçimde sunulması ise sosyal karşılaştırmaları körükleyerek gerilimi daha da artırıyor.

Sevgililer Günü: Aşkın Kutlaması mı, İlişkilerin Aynası mı?

Emily Impett – Toronto Üniversitesi Psikoloji Profesörü

Sevgililer Günü çoğu zaman aşkın, bağlılığın ve romantizmin kutlandığı bir gün olarak sunulur. Ancak psikoloji alanındaki araştırmalar, bu özel günün her ilişki için aynı anlama gelmediğini gösteriyor. Özellikle zaten zorluk yaşayan çiftler için Sevgililer Günü, ilişkiyi onaran bir bayramdan çok, ertelenmiş soruları görünür kılan bir yüzleşme anına dönüşebiliyor. Toronto Üniversitesi Psikoloji Profesörü Emily Impett’e göre Sevgililer Günü, yıkıcı bir güç olmaktan ziyade, ilişkilerin gerçek durumunu aydınlatan güçlü bir spot ışığı işlevi görüyor.

Ayrılıklar Neden Sevgililer Günü’ne Yakınlaşıyor?

Bir yıl boyunca romantik çiftleri izleyen kapsamlı bir araştırma, ilişkilerin Sevgililer Günü’nü çevreleyen iki hafta içinde sona erme olasılığının, sonbahar ya da ilkbahar aylarına kıyasla yaklaşık 2,5 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar ilişki süresi, önceki ilişki geçmişi ve cinsiyet gibi değişkenleri kontrol ettiklerinde bile, bu dönemde ayrılık ihtimalinin beş kattan fazla arttığını tespit etti.

İlk bakışta bu zamanlama şaşırtıcı görünebilir. Sevgiye ve bağlılığa adanmış bir gün yaklaşırken insanlar neden ayrılmayı seçsin? Ancak bulgular, bu artışın yalnızca zaten sorun yaşayan ilişkilerde görüldüğünü; istikrarlı ya da güçlenmekte olan çiftlerde böyle bir etki olmadığını gösteriyor.

Psikolojik Bir Dönüm Noktası Olarak Sevgililer Günü

Bu veriler, Sevgililer Günü’nün ilişkileri bozan bir tetikleyici olmadığını, aksine mevcut çatlakları görünür kıldığını düşündürüyor. Aylardır sorun yaşayan çiftler için bu gün, şu soruları kaçınılmaz hale getiriyor:
Mutlu muyuz? Bu ilişki nereye gidiyor? Bunu gerçekten kutlamak istiyor muyum?

Psikologlar Sevgililer Günü gibi anları “zamansal dönüm noktaları” olarak tanımlar. Bu tür tarihler, zamanı zihinsel olarak “önce” ve “sonra” diye ayırır; insanları hayatlarını gözden geçirmeye ve erteledikleri kararları almaya iter. Romantik ilişkiler de bu etki alanının dışında değildir.

Bu tür dönüm noktaları genellikle yeni şüpheler yaratmaz; zaten şekillenmekte olan kararları hızlandırır. Belirsizlik, “artık erteleyemem” hissine dönüşür.

Aşkın Performansa Dönüşmesi

Sevgililer Günü’nü diğer psikolojik dönüm noktalarından ayıran önemli bir unsur vardır: yüksek düzeyde ritüelleştirilmiş ve ticarileştirilmiş olması. Tüketici araştırmaları, insanların bu güne karşı genellikle güçlü duygular beslediğini; Sevgililer Günü’nü sevme ya da nefret etme ihtimalinin, nötr kalma ihtimalinden çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Kira Gelir Vergisi Nasıl Hesaplanır? Nasıl Ödenir? Muafiyet Şartları
Kira Gelir Vergisi Nasıl Hesaplanır? Nasıl Ödenir? Muafiyet Şartları
İçeriği Görüntüle

Bu güne “katılmak”, ilişkinin sağlam ve geleceğe dönük olduğuna dair kamusal bir mesaj verir. Hediyeler, rezervasyonlar, çiçekler ve sosyal medya paylaşımları; sevginin yalnızca hissedilmesini değil, sergilenmesini de bekler. Bu görünürlük baskısı, bazı çiftler için fazlasıyla ağır olabilir.

Reklamlar, vitrinler ve sosyal medya, haftalar boyunca “doğru sevgi”nin nasıl olması gerektiğini dayatır. Bu ritüele katılmak bağlılığı simgelerken, katılmamak hayal kırıklığı ya da soru işaretleri doğurabilir. Böylece Sevgililer Günü, sadece düşünmeye değil, aynı zamanda performans göstermeye zorlayan bir gün haline gelir.

Neden Ayrılıklar Daha Çok Öncesinde Yaşanıyor?

Bu baskı, ayrılıkların neden Sevgililer Günü’nden sonra değil de çoğunlukla öncesinde gerçekleştiğini de açıklar. Hediye alındıktan ya da planlar yapıldıktan sonra ilişkiyi bitirmek, birçok kişiye samimiyetsiz veya aldatıcı gelir. İnsanlar, artık hissetmedikleri bir bağlılığı temsil eden jestleri yapmaktansa, ayrılmayı tercih eder.

Ulusal çapta yapılan temsili bir ankete göre, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 22’si, zaten biteceğini bildikleri bir ilişki için partnerlerinin kendilerine hediye almasını ya da para harcamasını istemedikleri için Sevgililer Günü’nden önce ayrıldıklarını ifade etti.

Bu durum, tatil dönemlerinde zor kararları erteleme eğilimiyle de bağlantılıdır. Ayrılıklar her zaman duygusal olarak yıpratıcıdır; tatiller ise bu tereddüdü daha da yoğunlaştırır.

Kararsızlık: Görünmez Çatlak

Sevgililer Günü’nün yarattığı baskı, psikologların kararsızlık olarak adlandırdığı durumu daha da belirgin hale getirir. Kararsızlık, ilgisizlik değildir; aynı anda birbiriyle çelişen duyguları ve motivasyonları taşımaktır. Bir yandan partneri incitmemek, diğer yandan rol yapmayı sürdürememek…

Araştırmalar, birçok insanın ilişki sona ermeden çok önce bu içsel çatışmayı yaşadığını ve bunun zamanla daha düşük memnuniyet ve daha büyük istikrarsızlıkla sonuçlandığını gösteriyor.

Sevgililer Günü, özel belirsizliği kamusal bir sinyale dönüştürür. Akşam yemekleri, çiçekler ve paylaşımlar, ilişkinin geleceğine dair sembolik bir ağırlık taşır. Bu da kararsızlığı daha yoğun ve kaçınılmaz kılar.

Sosyal Karşılaştırmanın Baskısı

Sevgililer Günü aynı zamanda sosyal karşılaştırmayı da körükler. İnsanlar, başkalarının ilişkilerini her zamankinden daha görünür ve çoğu zaman idealize edilmiş biçimde görür. On yıllara yayılan ilişki araştırmaları, bağlılığın yalnızca ilişkinin iç dinamiklerine değil, algılanan alternatiflere ve beklentilere de bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

Aşkın nasıl olması gerektiğine dair çıta yükseldiğinde, zaten belirsizlik yaşayan bir ilişki bir anda yetersiz hissedilebilir. Özellikle duygusal yakınlıktan ya da kamusal romantizmden rahatsız olan bireyler için Sevgililer Günü, memnuniyetsizliği ve geri çekilme eğilimini artıran stresli bir deneyime dönüşebilir.

Sonuç: Yıkan Değil, Açığa Çıkaran Bir Gün

Sevgililer Günü nadiren bir ilişkiyi tek başına bitirir. Ancak aylarca süren belirsizliği bir anda görünür kılar; sessiz şüpheleri acil ve ertelenemez kararlara dönüştürür. Bu yönüyle Sevgililer Günü, aşkın değil belki ama gerçeğin kutlandığı bir gün haline gelir.

Muhabir: Güven BOĞA