TARİHSEL AKIL, ÜSTÜN KÜLTÜR VE MERCATOR HARİTASI

İnsan tarihsel bir varlıktır. İnsanın bir doğası yoktur, ancak tarihsel aklı vardır. Tarih insan gerçeğini anlamamızı sağlayacak olan temel belirleyicidir. İnsan yaşadığı koşulların bir yansıması olduğundan kişiyi tanımanın yegâne yöntemi onun tarihini bilmektir. Geçmiş uzaklarda mazide değil, şimdi burada bizim içimizdedir. Geçmiş bizim yaşantımız, yani kendimizdir.

asdcv

Tarih tek bir grup ya da kültüre aitmiş gibi yazılamaz. Medeniyet adım adım oluşmuştur. Bugün birinin katkısıyla, bir başka gün diğerinin katkısıyla…

Batı medeniyeti bugünkü bilim ve medeniyetin insanlık ailesinin ortak mirası olduğu gerçeğini tamamen inkâr ederek yeni bir gerçeklik inşa etmiştir.

Avrupa merkezli üstün/egemen kültür anlayışının kökenleri Aydınlanma Çağı’na kadar gider. Aydınlanma, Avrupalı kimliğinin yeniden inşası aşamasında çok önemli bir dönemeç olmuştur. En büyük çelişkisi Doğulu düşünceleri alıp, içselleştirdikten sonra Doğu’nun gayri medeni ve baskı altında tutulması gereken bir yapı olduğu iddiasıdır. Bu vasfı Aydınlanmayı şizofrenik bir biçime dönüştürmüştür.

 

Aslında 18.yy kadar Doğu’nun çok uzun zamandır Batı ile ilişki içinde olduğu ve Batının büyük sıçramasına önderlik ettiği iddiaları az-çok akıllardaydı, ancak 19.yy ile bu düşünce tamamen ortadan kalkmıştır. Doğu despotizmle özdeşleştirilirken, bilimsel ırkçılık ve Sosyal Darwinizm [Beyaz Irk; medeni, Sarı Irk; barbar -Türklerde sarı ırk mensubu sayılıyordu- Siyah Irk; vahşi kabul edilmekteydi.] ile onun geri kalmışlığı normalleştirilmiştir.

Artık hâkim algı Batı yükselişinin saf bir doğum olduğu ve Avrupa’nın bunu tek başına başardığıdır. Avrupa dünya tarihinin ilerlemeci öznesi, insanlığın efendisi olurken, Doğu ise tarihin pasif nesnesine dönüşmüştür. Batı dışında kalanlar “tarihi olmayan yığınlar” statüsüne indirgenmiştir.

Avrupa’nın üstün kültür algısı somut gerçekliklerin yok sayılması ve kendi çarpık algısını bilimsel gerçeklerin yeniden düzenlenmesi ve bilimsel bilgiyi araçsallaştırmasına yol açmıştır.

Bu iddiamızı somut bir veri ile güçlendirelim. Bugün bizim dünya haritalarında kullandığımız projeksiyona Mercator projeksiyonu adı verilir. Fakat bu haritanın büyük bir kusuru vardır; o da kutuplara yaklaştıkça çarpıklık giderek artar. Haritadaki bu büyük çarpıklık yanlış anlaşılmaları da beraberinde getirmiştir. Mercator’a göre Grönland, Afrika ile aynı Avustralya’dan ise daha büyük boyuta sahiptir. Oysa Grönland Afrika’dan on beş, Avustralya’dan dört kat küçüktür. İskandinavya, Hindistan’ın üçte biri boyuttayken, haritada ikisi de eşit yer kaplamaktadır. Mercator’un haritasında Grönland Çin’den neredeyse iki kat büyük görünür, aslında Çin, Grönland’ın dört katı büyüklüktedir. Mercator’da Birleşik Krallık (İngiltere) neredeyse dört kat küçük olmasına rağmen Türkiye kadar görünür.

 

Üç boyutlu bir gezegeni (dünya) deforme etmeden iki boyuta (harita) indirgemek mümkün değildir, bunu tabii ki kabul etmek zorundayız. Ancak uzay sonsuzdur, yani evrende yukarı ve aşağı yoktur. Bu yüzden dünya haritasında güney yarım küre pekâlâ üstte, kuzey yarım küre de altta olabilir. Sahi, başlangıç meridyeni neden İngiltere’den geçer?

Aşağıdaki dünya haritasında koyu olarak gösterilen kısımlar dünya haritasındaki gerçek boyutları göstermektedir.