8 Mart’a günler kala kadın mücadelesinin tarihsel hafızasını bugüne taşıyan DEM Parti Kadın Meclisi, Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısıyla Dünya Kadınlar Günü Deklarasyonu’nu kamuoyuna duyurdu. Türkçesini DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu’nun, Kürtçesini (Kurmancî) ise DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz’un okuduğu metinde; savaş politikalarından kadın yoksulluğuna, kayyım uygulamalarından cezaevlerindeki kadınlara, Ortadoğu’daki çatışmalardan barış çağrısına kadar geniş bir çerçeve çizildi.
Deklarasyon, 1857’de New York’ta direnen kadın tekstil işçilerinin mücadelesine atıfla başladı. Kadınların eşit ve özgür yaşam talebinin tarihsel sürekliliğine vurgu yapılan metinde, “İsyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı örüyoruz” denildi.
“Kadınların Mücadelesi Enternasyonaldir”
Metinde, geçmişten bugüne kadın özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren ve bedel ödeyen isimler anıldı. Clara Zetkin, Rosa Luxemburg, Sakine Cansız, Louise Michel, Konca Kuriş, Nagihan Akarsel, Arin Mirkan, Silham Hasan ve Mahsa Amini gibi isimlerin mücadelesinin bugüne taşındığı belirtildi.
Cezaevlerinde tutulan kadın siyasetçilere de dikkat çekilen açıklamada; Figen Yüksekdağ, Ayşe Gökkan, Leyla Güven, Tanya Kara, Narges Mohammadi ve Pakhshan Azizi başta olmak üzere “binlerce kadının direnişi” selamlandı.
Ortadoğu ve Dünya Kadınlarına Dayanışma Mesajı
Deklarasyonda İsrail’in Filistin’e yönelik savaşına değinilerek Filistinli kadınlarla dayanışma vurgusu yapıldı. İran’da Molla rejimine karşı yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” sloganına atıfla, Mahsa Amini’nin ardından büyüyen kadın direnişine destek mesajı verildi.
Suriye’de Alevi, Dürzi, Süryani, Hristiyan, Türkmen, Kürt ve Arap kadınların demokratik bir Suriye için verdiği mücadeleye dikkat çekilen metinde, özellikle Rojava deneyimi öne çıkarıldı. Rojava’da IŞİD’e karşı verilen mücadelenin “kadın devrimi” olarak tanımlandığı açıklamada, kadınların örgütlü direnişinin Ortadoğu’da yeni bir yaşamın mümkün olduğunu gösterdiği ifade edildi.
“Erkek Egemen Sistemi İfşa Ediyoruz”
Metinde, uluslararası ölçekte cinsel istismar ve suç ağlarını gündeme taşıyan Jeffrey Epstein davasına da değinilerek, bunun münferit değil, erkek egemen sistemin bir parçası olduğu savunuldu. Kadın ve çocuklara yönelik istismar düzenine karşı hesap sorma çağrısı yapıldı.
Türkiye’de 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesine tepki gösterilen deklarasyonda, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmeyeceği belirtildi. Kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve kayyım uygulamaları eleştirildi.
“Barışın İnşasında Kadınlar Var”
Açıklamada, Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin olarak Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na atıf yapıldı. Kadınlar, barışın inşasında aktif rol üstleneceklerini belirtirken, Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve çalışma koşullarının sağlanmasının çözüm süreci açısından önemine vurgu yaptı.
Kayyım politikalarına karşı eşbaşkanlık sisteminin savunulacağı belirtilen metinde; Deniz Poyraz, Rojin Kabaiş, Gülistan Doku ve Alev Koç gibi katledilen ya da kaybedilen kadınların isimleri anıldı.
“8 Mart’ta Alanlardayız”
LGBTİ+’lara yönelik nefret politikalarına, engelli kadınların maruz kaldığı ayrımcılığa ve kadın yoksulluğuna dikkat çekilen deklarasyon, 8 Mart’ta alanlara çıkma çağrısıyla son buldu.
“Ekmeğe ulaşmanın bedelinin ölüm değil onurlu bir yaşam olduğu, özgürlüğü savunmanın sonucunun cezaevi değil gökyüzüne özgürce bakmak olduğu bir ülke için alanlardayız” denilen açıklama, şu sözlerle tamamlandı:
“Bu 8 Mart’ta isyanımızla direnişi, direnişle özgür ve eşit yaşamı örüyoruz. Jin, Jiyan, Azadî! Yaşasın Kadın Dayanışması!”




