Ayten Kordu, Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda yoğunlaşan zorla kaybettirme vakalarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na Meclis Araştırması açılması için başvuruda bulundu. Başvuruda, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar ve cezasızlık politikalarının araştırılması talep edildi.
Araştırma önergesinde, mağdur ailelerinin “hakikat, adalet ve yas tutma hakkının” güvence altına alınması, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybettirilmeye Karşı Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından imzalanması ve Türk Ceza Kanunu’nda zorla kaybetmenin zamanaşımına tabi olmayan müstakil bir “insanlığa karşı suç” olarak düzenlenmesi gerektiği vurgulandı.
“Zorla kaybetmeler insanlığa karşı suçtur”
Önergenin gerekçesinde, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın önemine dikkat çekilerek, zorla kaybetmelerin yalnızca yaşam hakkının ihlali olmadığı, aynı zamanda aileleri ve toplumu bitmeyen bir belirsizlik ve yas süreciyle cezalandırdığı ifade edildi.
Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllardaki OHAL döneminde sistematik hale geldiği belirtilen zorla kaybetmelerin; kişilerin güvenlik güçlerince evlerinden, işyerlerinden veya gözaltı merkezlerinden alınarak akıbetlerinin karanlıkta bırakılmasıyla sonuçlandığı kaydedildi. İnsan Hakları Derneği verilerine göre çoğunluğu gözaltında kaybedilenlere ait 253 toplu mezarın tespit edildiği belirtildi.
JİTEM, faili meçhuller ve cezasızlık vurgusu
Başvuruda, kamuoyunda JİTEM olarak bilinen yapılanmanın işkence, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlarla anıldığı ifade edilerek, TBMM’nin geçmiş dönem araştırma komisyonu raporlarında bu ihlallerin ayrıntılı şekilde yer aldığı hatırlatıldı.
Ankara JİTEM, Cizre, Kızıltepe, Dargeçit, Kulp (Alaca) ve Yüksekova Çetesi davalarının büyük bölümünün etkin soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle cezasızlıkla sonuçlandığı belirtilen metinde, Dersim’de gözaltında veya sorgu sürecinde öldürüldüğü ya da kaybedildiği belirtilen Ayten Öztürk ve Nazım Gülmez dosyaları örnek gösterildi.
Başvuruda ayrıca, Cemil Kırbayır, Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç gibi isimlerin de Türkiye’deki sistematik kaybetme politikalarının sembol isimleri arasında yer aldığı ifade edildi.
Gülistan Doku dosyasına dikkat çekildi
Önergede, uzun süredir akıbeti bilinmeyen üniversite öğrencisi Gülistan Doku dosyasına da yer verildi. Gülistan Doku soruşturmasının, “kamu gücünü arkasına alan yapıların yarattığı cezasızlık pratiğinin günümüzdeki en çarpıcı örneklerinden biri” olduğu savunuldu.
Latin Amerika örnekleri hatırlatıldı
Metinde, Arjantin’de askeri cunta döneminde yaklaşık 30 bin kişinin zorla kaybedildiği, Şili’de ise Pinochet diktatörlüğü döneminde binlerce muhalifin gözaltında kaybedildiği anımsatıldı. Bu süreçlerin “Plaza de Mayo Anneleri” gibi uluslararası ölçekte sembolleşen hakikat ve adalet mücadelelerini ortaya çıkardığı ifade edildi.
“Cumartesi Anneleri’nin talebi karşılanmalı”
Başvuruda, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler bünyesinde kabul edilen “Herkesin Zorla Kaybettirilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme”yi halen imzalamayan ülkeler arasında olduğuna dikkat çekildi.
1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de işaret edilen önergede, kayıp yakınlarının adalete erişiminin önündeki engellerin kaldırılması ve geçmişle yüzleşilmesi çağrısı yapıldı.
Önergenin sonuç bölümünde ise Türkiye’de zorla kaybetme vakalarının tüm yönleriyle araştırılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve toplumsal barışın sağlanması amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu kurulması talep edildi.




