DEM Partili Sevilay Çelenk’ten vakıflara yönelik vergi muafiyetleri için Meclise araştırma önergesi: “Vergi muafiyeti kamu yararından uzaklaştı, kamu kaynakları tarikat yapılanmalarına yakın vakıflara yönlendiriliyor”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, vakıflara tanınan vergi muafiyetlerinin kapsamı ve uygulanış biçiminin tartışmalı hale geldiğini söyleyerek TBMM’ye araştırma önergesi sundu. Çelenk, tarikat yapılanmalarına yakın vakıflara sağlanan ayrıcalıkların kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılmasına yol açtığını belirtti.
“Vakıflara vergi muafiyeti her yönüyle araştırılmalı”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve Dijital Mecralar Komisyonu üyesi Sevilay Çelenk, Cumhurbaşkanı tarafından vakıflara sağlanan vergi muafiyetinin her yönüyle araştırılması için Meclise önerge verdi. Çelenk, verdiği önergede vergi muafiyeti tanınan vakıfların önemli bir bölümünün tarikat yapılanmalarına yakın olduğuna dikkat çekerek, “Vergi muafiyeti tanınan vakıfların önemli bir kısmını doğrudan tarikat yapılanmalarına yakın kuruluşların oluşturduğu iddiasını doğrulayan somut veriler söz konusudur” ifadelerini kullandı.
“Bu kaynaklar kimler tarafından aktarılıyor?”
Çelenk, vakıfların mali verilerini kamuoyuna açıklamak zorunda olmamasının ciddi bir sorun olduğunu belirterek bağış kaynaklarının belirsizliğine dikkat çekti ve şunları söyledi: “Bu kaynakların kimler tarafından aktarıldığı, hangi yöntemlerle sağlandığı ve nasıl kullanıldığına ilişkin ayrıntılı veri bulunmaması kamu denetimini zayıflatmakta ve vergi muafiyeti uygulamasının hesap verebilirliğini ortadan kaldırmaktadır.”
“Muafiyet sayısı 341’e ulaştı”
Son olarak Cumhurbaşkanı tarafından Erenköy Cemaati’ne bağlı Sami Efendi İlim ve Kültür Yardımlaşma Vakfı’na da vergi muafiyeti tanınmasıyla birlikte sayının hızla arttığını hatırlatan Çelenk, “Bu sayı, vergi muafiyeti uygulamasının istisnai bir kamu desteği olmaktan çıkarak sistematik bir kaynak aktarım modeline dönüştüğü yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir” dedi.
“Vakıflar eliyle 48,2 milyon dolar lobi harcaması”
Vakıfların uluslararası mali faaliyetlerine de dikkat çeken Çelenk, önergede şu bilgiye yer verildi: “Ensar Vakfı ve TÜRGEV tarafından ABD’de kurulan TURKEN Vakfı’nın 2025 yılının ilk altı ayında lobi faaliyetlerine 48,2 milyon dolar harcadığı, bu kaynağın Ensar Vakfı’ndan 25,3 milyon dolar, TÜRGEV’den ise 22,9 milyon dolar aktarılmasıyla sağlandığı belirtilmektedir.”
Her iki vakfın da Türkiye’de vergi muafiyeti kapsamında olduğunu hatırlatan Çelenk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamu yararı adına tanınan imtiyazların toplumun ihtiyaçları yerine siyasi ve ideolojik amaçlı uluslararası faaliyetlere yöneltildiği yönünde ciddi bir meşruiyet ve denetim sorunu ortaya çıkarmaktadır.”
“Şirketlere bağış karşılığı ayrıcalık iddiaları”
Çelenk, vergi muafiyeti tanınan vakıfların yalnızca kamu kaynaklarıyla değil, özel sektör üzerinden de ayrıcalıklı bir mali alan yarattığını söyledi: “Bu vakıflara yapılan bağışların şirketler tarafından gider gösterilerek vergi matrahının düşürülmesi, kamuya ödenmesi gereken verginin belirli vakıf ve dini yapılara yönlendirilmesi sonucunu doğurmaktadır.”
Bazı şirketlerin kamu nezdindeki taleplerinin bu yapılar üzerinden şekillendiği iddialarına dikkat çeken Sevilay Çelenk, “Bazı şirketlerin vergi borcu yapılandırması, imar izinleri veya arsa tahsisi gibi taleplerinin belirli vakıflara bağış şartına bağlandığına ilişkin iddialar ciddi bir kaygı oluşturmaktadır” dedi.
“Sivil toplum kuruluşlarının başvurularına olumlu yanıt verilmiyor”
Yardım toplama izinleri konusunda da uygulamada farklılıklar bulunduğunu belirten Çelenk, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün “İzin Almadan Yardım Toplama Hakkına Sahip Kuruluşlar” listesini de eleştirdi: “İktidara yakın vakıf ve derneklerin bu listeye eklenmesi, buna karşın yıllardır mülteciler, kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+ alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının başvurularına olumlu yanıt verilmemesi, uygulamada eşitsizlik iddialarını güçlendirmektedir.”
“Siyasi makamın takdirine bırakılmamalıdır”
Vakıflara vergi muafiyeti ve kamu yararı statüsünün belirlenme usulünün kritik olduğunu vurgulayan Çelenk, “Vergi muafiyeti ile kamu yararı statüsünün belirlenmesi, siyasi bir makamın takdir yetkisine bırakılmamalıdır. Bu muafiyetin uygunluğu, bağımsız, şeffaf, objektif kriterlerle çalışan ve tüm kuruluşların eşit koşullarda başvurabileceği özerk bir kurul tarafından tespit edilmelidir. Bu kurulun oluşturulmasında sürecin ilgili tüm paydaşlarının temsil edilmesi sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Gerçekten topluma hizmet ediyor mu?”
Çelenk önergesini şu sözlerle tamamladı: “Kamu yararı adına tanınan imtiyazların gerçek anlamda topluma hizmet edip etmediğinin ortaya çıkarılması amacıyla kapsamlı bir araştırma yapılması zorunludur.”
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Türkiye’de vergi politikaları ile kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin uygulamalar son yıllarda yoğun biçimde tartışılmakta ve giderek daha sorunlu bir görünüm arz etmektedir. Vakıflara tanınan vergi muafiyetlerinin amacı, kapsamı ve bu muafiyetlerin adalet ilkesine uygunluğu konusunda kamuoyu nezdinde ciddi tereddütler oluşmuştur. Vergi muafiyeti tanınan vakıfların önemli bir bölümünün belirli tarikat yapılanmalarına yakın oluşu, buna karşın yurttaşların temel ihtiyaçlardan kamusal hizmetlere kadar uzanan geniş bir vergi yükü altında bırakılması, söz konusu muafiyet sisteminin hangi ölçütlerle işletildiğinin ve kamu yararı ilkesinin gözetilip gözetilmediğinin incelenmesini zorunlu kılıyor.
Vergi muafiyeti uygulamalarının şeffaflık, denetim ve eşitlik ilkelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin değerlendirilmesi önemlidir. Bu vakıfların mali işleyişi, şirketlerin bu yapılara yönlendirdiği bağış mekanizmaları ve kamu kaynaklarının aktarım biçimlerinin tüm yönleriyle ortaya konulması amacıyla kapsamlı bir araştırma yapılması gereklidir.
Sevilay Çelenk
Diyarbakır Milletvekili
GEREKÇE
Vergi muafiyeti, kamu yararına faaliyet gösteren vakıfların desteklenmesini amaçlayan bir mekanizma olmakla birlikte Türkiye’de uygulamanın kapsamı ve yönelimi giderek kamu yararı amacından uzaklaşmıştır. Vergi muafiyeti tanınan vakıfların önemli bir kısmını doğrudan tarikat bağlantılı kuruluşların oluşturduğu iddiasını doğrulayan somut veriler söz konusudur. 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile 5737 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca vakıflara vergi muafiyeti ile derneklere kamu yararı statüsü tanıma yetkisi Cumhurbaşkanı tarafından kullanılmaktadır.
Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın raporuna göre görüşülen sivil toplum kuruluşlarının yüzde 65’i söz konusu statülere bilinçli olarak başvurmadığını ifade etmiştir. Başvuru yapılmamasının başlıca gerekçelerinden biri, değerlendirme sürecinin siyasal etkilerin nüfuzuna açık olduğu yönündeki yaygın kanaat ve deneyimlerdir.
Vakıflara gelir-gider tablolarını veya faaliyet raporlarını kamuoyuyla paylaşma zorunluluğu getirilmemiştir. Şeffaflığın vakıfların kendi tercihine bırakılması, mali bilgilerin büyük ölçüde gizli kalmasına yol açmakta, sınırlı sayıda vakıf tarafından açıklanan veri ise milyonlarca liralık bağış ve gelir toplandığını göstermektedir. Bu kaynakların kimler tarafından aktarıldığı, hangi yöntemlerle sağlandığı ve nasıl kullanıldığına ilişkin ayrıntılı veri bulunmaması kamu denetimini zayıflatmakta ve vergi muafiyeti uygulamasının hesap verebilirliğini ortadan kaldırmaktadır.
Son olarak Cumhurbaşkanı tarafından Erenköy Cemaati’ne bağlı Sami Efendi İlim ve Kültür Yardımlaşma Vakfı’na da vergi muafiyeti tanınmasıyla birlikte muafiyet verilen vakıfların sayısı 341’e ulaşmıştır. Bu sayı, vergi muafiyeti uygulamasının istisnai bir kamu desteği olmaktan çıkarak sistematik bir kaynak aktarım modeline dönüştüğü yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir.
Vergi muafiyeti yalnızca vakıfları değil, özel sektörü de etkileyen ayrıcalıklı bir mali alan yaratmaktadır. Bu vakıflara yapılan bağışların şirketler tarafından gider gösterilerek vergi matrahının düşürülmesi, kamuya ödenmesi gereken verginin belirli vakıf ve dini yapılara yönlendirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bunun ötesinde bazı şirketlerin vergi borcu yapılandırması, imar izinleri veya arsa tahsisi gibi taleplerinin belirli vakıflara bağış şartına bağlandığına ilişkin iddialar ciddi bir kaygı oluşturmaktadır. Bu iddialar, kamuya yönelmesi gereken kaynakların çeşitli bağış ilişkileri üzerinden belirli yapılara aktarılması suretiyle çıkar ilişkilerinin tesis edildiğini göstermektedir.
Vakıfların mali faaliyetlerinin uluslararası bir boyuta da uzandığı görülmektedir. Basında yer alan bilgiler doğrultusunda Ensar Vakfı ve TÜRGEV tarafından ABD’de kurulan TURKEN Vakfı’nın 2025 yılının ilk altı ayında lobi faaliyetlerine 48,2 milyon dolar harcadığı, bu kaynağın Ensar Vakfı’ndan 25,3 milyon dolar, TÜRGEV’den ise 22,9 milyon dolar aktarılmasıyla sağlandığı belirtilmektedir. Her iki vakfın da Türkiye’de vergi muafiyeti kapsamında olması, kamu yararı adına tanınan imtiyazların toplumun ihtiyaçları yerine siyasi ve ideolojik amaçlı uluslararası faaliyetlere yöneltildiği yönünde ciddi bir meşruiyet ve denetim sorunu ortaya çıkarmaktadır.
Ayrıca İçişleri Bakanlığı’na bağlı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün “İzin Almadan Yardım Toplama Hakkına Sahip Kuruluşlar” listesine iktidara yakın vakıf ve derneklerin eklenmesi, buna karşın yıllardır mülteciler, kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+ alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının başvurularına olumlu yanıt verilmemesi, uygulamada eşitsizlik iddialarını güçlendirmektedir.
Tüm bu süreç yaşanırken artan bütçe açıklarının büyük ölçüde dolaylı vergilerle kapatılması, özellikle KDV ve ÖTV gibi tüketim üzerinden alınan vergilerin toplumun en yoksul kesimleri üzerinde ağır bir yük oluşturmasına yol açmaktadır. Elektrik ve su gibi zorunlu ihtiyaç kalemlerindeki yüksek vergi yükü de haneler üzerinde doğrudan baskı yaratmaya devam etmektedir.
Vergi muafiyeti ile kamu yararı statüsünün belirlenmesi, siyasi bir makamın takdir yetkisine bırakılmamalıdır. Bu muafiyetin uygunluğu, bağımsız, şeffaf, objektif kriterlerle çalışan ve tüm kuruluşların eşit koşullarda başvurabileceği özerk bir kurul tarafından tespit edilmelidir. Bu kurulun oluşturulmasında sürecin ilgili tüm paydaşlarının temsil edilmesi sağlanmalıdır.
Vergi muafiyeti uygulamalarının kamu kaynaklarının kullanımına etkileri, vakıflar aracılığıyla belirli dini yapılara aktarılan kaynakların boyutu, şirketlerin bağış yönlendirme pratikleri ve yurttaşların artan vergi yükü bütün yönleriyle değerlendirilmelidir. Kamu yararı adına tanınan imtiyazların gerçek anlamda topluma hizmet edip etmediğinin ortaya çıkarılması amacıyla kapsamlı bir araştırma yapılması zorunludur.
Tüm bu gerekçelerle Anayasa’nın 98. maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması konusunda gereğinin yapılmasını bilginize sunarız.





