Diyarbakır’da son 5 yıl içerisinde, 200’den fazla petrol arama, çıkarma sahası faaliyete geçmiş, faaliyete geçen petrol sahaları; Diyarbakır’ın tarım arazileri, mera ve ormanlık alanları üzerine kurulmuştur.

Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, TMMOB, Diyarbakır Tabip Odası, Ekoloji Derneği Petrol Sahalarına Yönelik Yürütülen Faaliyetlere İlişkin Rapor Yayınladı.

 

RAPOR

GİRİŞ

Kamuoyuna yansıyan haber içerikleri ve bölgede yaşayan vatandaşların şikayetleri gözetilerek, çevre kirliliğine sebebiyet verildiği iddiaları üzerine; Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Komisyonu, TMMOB, Diyarbakır Tabip Odası, Ekoloji Derneği tarafından oluşturulan heyet ile petrol çalışmalarının yapıldığı ve çevre kirliliğinin bulunduğu yerlerde, petrol arama ve üretim faaliyetlerinin çevreye olan etkisine dair yerinde gözlem ve tespitlerde bulunulmuş, mağdur yurttaşlarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

AMAÇ          

Kamuoyuna yansıyan haber içerikleri ve köy sakinlerinin talebi doğrultusunda çevre kirliliğine ilişkin gerekli tespitlerin yapılması, raporlaştırılması, oluşan raporlar neticesinde gerekli hukuki desteğin sağlanması amaçlanmıştır.

TESPİTLER

Petrol Sızıntısı Olayı

Diyarbakır İli Hazro İlçesi İncekavak, Kırıkkaşık, Varınca Köyleri ile Silvan İlçesi Kumluk Köyü sınırları içerisinde, 29 Mart 2024 tarihinde, TPAO ve Güney Yıldızı Petrol Üretim Sondaj Müteahhitlik ve Ticaret AŞ'ye ait olduğu harici olarak öğrenilen petrol boru hattından yüksek miktarda sızıntı olmuş ve bir çevre felaketi yaşanmıştır.

Diyarbakır Barosu, TMMOB Diyarbakır İKK, Ekoloji Derneği ve Diyarbakır Tabipler Odası ile oluşturulan heyet tarafından 4 Nisan 2024 tarihinde, gözlem ve tespitlerde bulunmak amacıyla olay yerinde ve felaketten etkilenen köylerde yapılan incelemede; petrolün yer altı su kuyularına, dere yatağındaki tarım arazilerine, hayvanların otladıkları ve su içtikleri çayırlara karıştığı, bu köylerden geçen Uzun Çay ile Başlar Barajının tamamen petrole bulandığı, halk sağlığının büyük tehlike altında olduğu ve 29 Mart 2024 tarihinden 1 hafta geçmesine rağmen halen sağlıklı bir analiz ve temizleme çalışmasının yapılmadığı tespit edilmiştir.

Köy sakinleriyle yapılan görüşmelerde; köy sakinleri tarafından, hayvansal ve tarımsal faaliyetlerin durma noktasına geldiği ve bazı su kuyularının kullanılamaz halde olduğu, ifade edilmiştir.

Bunun üzerine Diyarbakır Barosu ve bu köylerde yaşayan mağdur vatandaşlar, DSİ’ye, Sağlık Bakanlığı Diyarbakır İl Müdürlüğüne, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığına, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına; kirletici etkilerin muhakkak incelenmesi ve gereken önlemlerin ivedilikle alınması yönünde ortak başvuru yapmış, yine bu kurumlardan bilgi edinme kanunu kapsamında şu ana kadar yaptıkları temizleme çalışmalarının, bilgisi istenmiştir.

Diyarbakır Barosu, ilgili köylerde yaşayan mağdur vatandaşlar, Diyarbakır Tabip Odası ve Ekoloji Derneği ile birlikte Hazro Cumhuriyet Başsavcılığına ortak suç duyurusunda bulunulmuş; Görevi Kötüye Kullanma, Çevrenin Taksirle Kirletilmesi, Zehirli Madde Katma, Mala Zarar Verme suçları yönünden şüpheli/lerin tespiti ile cezalandırılmaları talep edilmiştir.

Kurumlara yapılan başvurulara, iş bu rapor tarihi itibariyle cevap verilmemiş fakat başvurularımız üzerine kurumlar olay yerine intikal ederek, temizleme çalışmalarına başlamıştır. Hazro Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma faaliyetleri yürütülmeye devam edilmektedir.

Son olarak felaketin gerçekleştiği köy sakinlerine, mağduriyetlerinin giderilebilmesi amacıyla hukuki destek sunulmuştur.

Petrol Kuyusu Patlama Olayı

23.02.2024 Tarihinde Diyarbakır'ın Silvan İlçesinin Duru Mahallesinde, Duru-1 petrol kuyusunda patlama meydana gelmiş, bir kişi hayatını kaybetmiş, bir kişi de ağır yaralanmıştır. Bu patlama; kamuoyuna da yansıdığı üzere, devasa patlamalar zinciri şeklinde olup, patlamanın devamında büyük ateş topları oluşmuştur.

Patlamanın gerçekleştiği yerin etrafı, köy yerleşimleri, tarım arazileri ve yer altı su kaynakları ile çevrilidir. Petrol sondaj faaliyetlerinde kullanılan ve yer altından çıkan kimyasallar ile ağır metallerin, patlama ile birlikte yer altı ve üstü su kaynaklarına, havaya ve toprağa karışma ihtimali mevcuttur.

Buna isnaden Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Diyarbakır İl Müdürlüğüne; Diyarbakır Barosu tarafından; 15 Mart 2024 tarihinde, patlamadan kaynaklı ortaya çıkan çevre kirliliği ve ölüm nedeni ile faaliyetin durdurulması talebinde bulunulmuştur. 28 Mart 2024 tarihli cevabi yazıda; patlamanın meydana geldiği yerin yer altı ve yer üstü su kaynaklarına bir etkisinin bulunmadığı belirtilerek, gerekli denetimlerin yapılacağı bildirilmiştir.

Ayrıca Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmak suretiyle, gerek can kaybı hususlarında gerekse çevre kirliliğine sebebiyet verme hususunda sorumluların tespiti ve cezalandırılması talep edilmiştir. Savcılıkça, soruşturma faaliyetlerine devam edilmektedir.

DİYARBAKIR İLİ PETROL ARAMA, ÇIKARMA SAHASINA DAİR İŞLEMLER

Diyarbakır’da son 5 yıl içerisinde, 200’den fazla petrol arama, çıkarma sahası faaliyete geçmiş, faaliyete geçen petrol sahaları; Diyarbakır’ın tarım arazileri, mera ve ormanlık alanları üzerine kurulmuştur.

Diyarbakır’daki petrol sahaları, çoğunlukla köylünün verimli tarım arazileri üzerine acele kamulaştırma yöntemiyle kurulmaktadır. Geçtiğimiz beş yıl içerisinde, petrol arama, çıkarma faaliyetleri nedeniyle Diyarbakır’ın tarımsal alan kaybının, tespit edilebildiği kadarıyla 35 bin hektar olduğu görülmektedir. Resmi Gazetede Büyük Ova Koruma Alanı ilan edilen yani tarımsal SİT alanı olması nedeniyle çivi dahi çakılamayacak Bismil ve Ergani İlçelerimizdeki 1. Sınıf tarım arazilerinde ve önemli doğa alanı (ÖDA) kapsamındaki Çermik İlçemizde başta olmak üzere, Diyarbakır’ın tüm ilçelerinde petrol arama, çıkarma faaliyetleri yürütülmektedir. Söz konusu faaliyetler, Diyarbakır Valiliği’nce ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) gerekli değildir kararlarıyla, çevresel etkiye dair yeterli tespitlerde bulunulmaksızın alınmaktadır. Söz konusu kararlara karşı, Diyarbakır Barosu ve Ekoloji Derneği tarafından; çevresel etki ve değerlendirmelerin ulusal ve uluslar arası mevzuat çerçevesinde yerine getirilmediğinden, tarım arazileri yok edildiğinden ve su kaynakları tehlikeye atıldığından kaynaklı, Diyarbakır İdare Mahkemelerine açılan iptal davaları devam etmektedir.

Hatta bu petrol faaliyetlerine başlanmadan önce DSİ’den, Tarım Ve Orman Bakanlığından ÇED yönetmeliği gereği görüş istendiğinde; ‘petrol faaliyetinin gerçekleştirileceği alanın, 1. sınıf tarım arazisi olduğu ve yakın mesafelerde su kaynaklarının bulunduğu belirtilerek, alternatif alanların değerlendirilmesi gerektiği’ cevabı verilmiştir.

DEĞERLENDİRME

Petrol kompleks yapısında barındırdığı benzen, toluen, etilbenzen ve birçok heterosiklik ve polisiklik bileşenler ile toksik ve zehirli etki yapmakta, petrolle beraber yeraltından çıkan sıvı ve gazların ise radyoaktif (radyasyon) özelliği bulunmaktadır. Petrolün doğadaki tahribatı 200 ila 500 sene arasında devam edebilmektedir. Yani petrol faaliyetlerinin canlılar ve kaynaklar üzerinde kansorejen ve yaşamı yok edici özelliği bulunmaktadır.

Adana Ekoloji Platformu Heyeti Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’i Ziyaret Etti Adana Ekoloji Platformu Heyeti Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’i Ziyaret Etti

Petrolün; kendisi ağır bir kimyasal madde olmakla beraber, aranması ve çıkarılması esnasında da kostik gibi tehlikeli kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Yer altında patlatma yöntemiyle yapılan petrol arama faaliyetleri sırasında; kimyasalların, yer altı su kaynaklarına ve bölge halkının su kuyularına karışma ihtimali yüksektir. Nitekim ilimizin Bismil ve Silvan İlçelerinde petrol arama, çıkarma faaliyetleri sırasında vatandaşlarımızın su kuyularına petrol ve kimyasal maddeler bulaşmış; haliyle bu su kuyuları kullanılamaz hale gelmiştir.

Zaten sınırlı olan tatlı su kaynaklarımızın; kuraklığın hayatımızı doğrudan etkilediği bu zamanda, kullanılamaz hale getirilmesi, direk yaşam hakkına dönük bir saldırıdır.  Avrupa’da çölleşmenin ilk başlayacağı ve 2050 yılında su kıtlığının yaşanacağı ülke, bizim ülkemizdir. Ki bu tehlikeye isnaden, su kaynaklarının etkin kullanımı için 29.11.2023 Tarihli ve 32384 Sayılı Resmi Gazete’de, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ‘Ulusal Su Kurulu’ yayımlanarak, yürürlüğe girmiştir.

Tüm dünyada yaşanan iklim krizi nedeni ile Türkiye, taraf olduğu uluslararası anlaşmaları iç hukuka uyarlamak zorundadır. Ki bu kapsamda su kaynaklarının etkin yönetimine, tarım, mera ve orman alanlarının özenle korunacağına dair her yıl onlarca genelge yayınlanmaktadır. Hatta iklim değişikliğine isnaden; Çevre Ve Şehircilik Bakanlığının ismine İklim Değişikliği ibaresi eklenmiştir. Fakat hali hazırda; bu yoğun ve tedbirsiz petrol faaliyetleri ile Diyarbakır ve bölge özelinde tam tersi bir politika izlenmekte, ulusal ve uluslar arası hukuk ihlal edilmekte, su kaynaklarına, ormanlık alanlara, tarım arazilerine ve vatandaşlarının sağlığına tehdit oluşturulmaktadır.

MEVZUAT

Her vatandaş yaşamaya uygun bir çevrede bulunma hakkına sahiptir. Bu hakkın yanında kişiler ve Devlet de sağlıklı çevre koşullarını sağlamak ve korumak sorumluluğundadır. (AY. Madde 56).

Temelde çevre hakkı birçok hak ile sıkı sıkıya bağlı olarak düşünülmelidir. Yaşam hakkı, sağlıklı ve temiz bir havayı solumak, temiz suya sahip olmak, yeterli yiyeceğe hem fiziken hem de ekonomik anlamda sahip olmak, doğaya ve çevreye zarar vermeyen ekonomik yatırımların gerçekleştirilmesi, yurttaşların zorla yerinden edilmediği ve hayati tehlike barındıran koşullar altında yaşamaya zorlanmadığı, çevreye verilen zarar dolayısıyla insanların ekonomik geçim kaynaklarından mahrum edilmemesini belirtir.

Çevreye zarar vermek bir suçtur. İnsan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak çevreye zarara veriliyor ise bu kişiler hapis yahut para cezası ile cezalandırılır.

1982 Anayasası

Madde 56 – Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Madde 25/1 Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar.

1972 Stokholm, Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı Bildirgesi:


            “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren             nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve tatmin edici yaşam koşulları temel hakkına sahiptir.”

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 28 Temmuz 2022’de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 161 ülkenin oyuyla kabul edilen A/RES/76/300 sayılı kararı:

Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevreye erişimi evrensel insan hakkı olarak kabul etmiştir.

2872 Sayılı Çevre Kanunu Madde 9

h) Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır. 

j) Çevre ile ilgili olarak toplanan her türlü kaynak ve gelir, tahsisi mahiyette olup, öncelikle çevrenin korunması, geliştirilmesi, ıslahı ve kirliliğin önlenmesi için kullanılır.

Madde 30

“Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerçek ve tüzelkişiler, idari makamlara başvurarak bu faaliyetin durdurulmasını isteyebilirler”

Türk Petrol Kanunu Uygulama Yönetmeliği

 

MADDE 46 – (1) Petrol hakkı sahipleri, petrol işlemlerinin her safhasında; petrol varlığının korunması, savurganlığın önlenmesi, petrol sahalarının iyiniyetle işletilmesi iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ile çevrenin ve kültür varlıklarının korunmasına ilişkin mevzuata uygun olarak gerekli önlem ve tedbirleri almakla yükümlüdürler. İnsan sağlığını tehlikeye sokacak, doğaya, çevreye ve kültür varlıklarına zarar verecek şekilde faaliyette bulunamazlar.

Bu durum Türk Petrol Kanunu Uygulama Yönetmeliği Madde 46/3 gereği ek 50 şartlarının uygulanmadığını göstermektedir. Ek 50 deki şartların diğer birçoğu da sağlanmamıştır. Madde 48/2 ve madde 6 ile 9 gereği gerekli özel izinler, planlanmalar ve ayrıca TPK Madde 24 gereği gerekli belgelerin bulunması gerekir.

          SONUÇ VE ÖNERİLER

1.     Diyarbakır’daki petrol faaliyetleri sonucu ulusal ve uluslar arası hukuk ihlal edilerek; köylülerin kadim tarım arazileri yok edilmiş, su kaynakları kirletilmiş, hayvancılık faaliyetleri sekteye uğratılmış ve insan ile diğer canlıların yaşamı tehlikeye atılmıştır.

2.     Petrol arama, çıkarma faaliyetleri; kesinlikle tarım arazileri, ormanlık alanlar, mera alanları üzerinde ve insan yaşam alanları ile akarsuların hemen dibinde gerçekleştirilmemelidir.

3.     Bu alanlar haricindeki yerlerde yapılacak petrol faaliyetlerinde ise; kimyasalların, doğaya, yer altı ve yer üstü su kaynaklarına karışmaması için yer altı su etütleri yapılmalı ve Türk Petrol Kanunu Uygulama Yönetmeliğindeki şartlara harfiyen uyulmalıdır.

4.     Faaliyetin gerçekleşeceği alanda korunması gereken türler varsa, Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası tür koruma sözleşmeleri de gözetilmeli, petrol faaliyeti süreçleri ‘ÇED gerekli değildir’ işlemiyle değil, gerçek anlamda bir çevresel etki değerlendirilme süreciyle yürütülmelidir.

Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu                              

TMMOB

Diyarbakır Tabip Odası

Ekoloji Derneği

Editör: Haber Merkezi