İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA), Türkiye’de barışın ve demokratik bir toplum düzeninin inşasına yönelik yürütülen tartışma ve girişimlere ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, çalışmaları tamamlanan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanmakta olan ortak raporda insan hakları savunucularına yönelik açık ve bağlayıcı güvencelere yer verilmesi talep edildi.
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA), aşağıda imzası bulunan insan hakları örgütleriyle birlikte hazırladığı metni, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin komisyon raporu doğrultusunda gündemine alacağı yasal düzenlemelerde değerlendirilmesi gereken talep ve önerileri kamuoyuyla paylaşmak amacıyla yayımladığını duyurdu.
“Kürt meselesi güvenlik değil, yapısal bir insan hakları sorunudur”
Açıklamada, yaklaşık yüz yıllık bir geçmişe sahip Kürt meselesinin yalnızca güvenlik eksenli bir sorun olmadığı; kimlik, dil, kültür, inanç ve temel haklar bağlamında derin yapısal eşitsizlikler üreten bir insan hakları meselesi olduğu vurgulandı.
Bu sorun alanının, ihlalleri görünür kılmaya çalışan çok sayıda insan hakları savunucusunu da doğrudan hedef haline getirdiği belirtilerek, savunucuların yaşamını yitirdiği, özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı ve ağır baskılara maruz kaldığı tarihsel tabloya dikkat çekildi.
Uluslararası yükümlülükler ve AİHM kararları hatırlatıldı
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA), kalıcı barış ve toplumsal huzurun ancak demokrasinin güçlendirilmesi ve insan haklarının eksiksiz biçimde güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum yükümlülüğünü yerine getirmesinin demokratik hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu ifade edildi.
TMK ve TCK’da hak temelli değişiklik çağrısı
Açıklamada, insan hakları savunuculuğu faaliyetlerinin kriminalize edilmesine yol açan Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere muğlak yasal düzenlemelerin hak temelli biçimde yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı. Tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin hukuka aykırı uygulamalarına son verilmesi istendi.
İnsan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen avukatlar, gazeteciler, akademisyenler, bağımsız gözlemciler ve sivil toplum temsilcilerinin mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınmaması; kriminalize edilmemesi ve yargısal ya da idari baskıya maruz bırakılmaması çağrısı yapıldı.
Derneklere yönelik idari baskılar ve cezasızlık eleştirisi
Metinde, insan hakları örgütlerine yönelik idari taciz ve baskıların sonlandırılması gerektiği belirtilerek; derneklerin kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması ve yöneticilerinin görevden uzaklaştırılması gibi uygulamalarda idareye ve yargıya tanınan geniş takdir yetkisinin daraltılması istendi. Sivil toplum örgütleri hakkında alınan idari ve yargısal kararlara karşı hızlı, etkili ve erişilebilir başvuru yollarının güvence altına alınması talep edildi.
Ayrıca insan hakları savunucularına yönelik tehdit ve saldırılar karşısında özel bir koruma ve erken müdahale mekanizması oluşturulması gerektiği, bu ihlallerde cezasızlıkla etkin biçimde mücadele edilmesinin barış ve demokrasi açısından zorunlu olduğu kaydedildi.
“Süreç güvenlikçi değil, hak temelli yürütülmeli”
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı (İHSDA), TBMM bünyesinde yürütülen barış ve demokrasi odaklı çalışmaların güvenlikçi yaklaşımların ötesine geçmesi gerektiğini belirtti. Sürecin, temel hak ve özgürlükleri genişleten; kimlik, dil ve kültür temelli sorunları ortadan kaldırmayı hedefleyen bir anlayışla ele alınması gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, barış sürecinin yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı kalmaması; hakikatle yüzleşme, toplumsal onarım ve demokratik katılım ilkelerini de içermesi gerektiği vurgulandı.
Türkiye’de barış ve demokrasinin sürdürülebilir biçimde tesis edilmesinin bölgesel gerçekliklerden bağımsız düşünülemeyeceği belirtilerek, özellikle Kuzey Doğu Suriye’de yaşayan Kürtlerin temel haklarına saygı temelinde bir yaklaşım geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi.
Açıklamanın sonunda, “Barışın inkârla değil hakların tanınmasıyla, güvenliğin baskıyla değil demokratik hukukla, toplumsal birliğin ise eşitsizlikle değil adalet ve özgürlükle sağlanabileceğini bir kez daha vurguluyoruz” denilerek, insan haklarını merkeze alan her türlü çabanın takipçisi ve destekçisi olunacağı ifade edildi.
Açıklamaya imza atan kurumlar:
Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim (DSKG), Eşit Haklar için İzleme Derneği, Göç İzleme Derneği (GöçİzDer), Hak İnisiyatifi Derneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD), Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED), Kadın Zamanı Derneği, Kadının İnsan Hakları Derneği, Kaos GL Derneği, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği (P24), Rosa Kadın Derneği, Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Star Kadın Derneği, Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (TTM), Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı (AĞ-DA), Turkey Litigation Support Project (TLSP – Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği (ÜniKuir).




