İsrail’de 27 Ekim’de gerçekleştirilen genel seçimlerin ilk sonuçları, Gazze’deki yıkımın, Filistin halkına yönelik saldırıların ve bölgeyi savaşın içine sürükleyen politikaların ardından Benjamin Netanyahu’nun hâlâ güçlü bir seçmen desteğine sahip olduğunu ortaya koydu. İlk sayımlarda Netanyahu’nun Likud Partisi yüzde 23,36 ile birinci sıraya yerleşti. Ancak seçim sonuçları yalnızca Netanyahu’nun siyasi geleceğini değil, İsrail toplumunda militarizmin, güvenlik merkezli siyasetin ve Filistinlilerin haklarını ikinci plana iten anlayışın ne ölçüde karşılık bulduğunu da gündeme taşıdı. Netanyahu’ya karşı çıkan başlıca siyasi rakiplerin de Filistin devletine ve İsrail’in askerî politikalarına ilişkin tutumları, sandıkta yaşanabilecek iktidar değişiminin barış anlamına gelip gelmeyeceği sorusunu büyütüyor.

DIŞ HABERLER | 28 Ekim 2026

İsrail’de 27 Ekim 2026 tarihinde yapılan genel seçimlerin ardından oy sayımı sürerken, ilk sonuçlar ülkenin siyasal geleceğine ilişkin önemli bir tablo ortaya çıkardı. Gazze’de yaşanan büyük insani yıkım, Lübnan ve İran’la yaşanan çatışmalar ve uluslararası kamuoyunda İsrail hükümetine yöneltilen eleştiriler, Netanyahu’nun partisinin seçim yarışında ilk sıraya yerleşmesini engellemedi.

Paylaşılan ilk resmî sayım verilerine göre 1,2 milyondan fazla oyun değerlendirilmesiyle Likud yüzde 23,36, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar yüzde 15,74, eski Başbakan Naftali Bennett’in partisi ise yüzde 8,53 oy aldı.

Bu oranlar kesin sonuçları yansıtmıyor. Nitekim sandık çıkış anketleri Netanyahu’nun partisinin birinci olmasına rağmen mevcut iktidar blokunun parlamentoda çoğunluğu elde edemeyebileceğini gösteriyor.

Seçimin ortaya çıkardığı temel siyasi çelişki ise dikkat çekici: Netanyahu’nun liderliği ciddi biçimde sorgulanırken, onun temsil ettiği askerî güvenlik anlayışına karşı kapsamlı bir barış alternatifinin seçim yarışının merkezine yerleştiğini söylemek güç.

Netanyahu’ya oy vermek ne anlama geliyor?

Netanyahu’nun partisine verilen oylar, yalnızca bir siyasi liderin iktidarda kalmasına yönelik tercih olarak değerlendirilemez. Bu tercihler aynı zamanda yıllardır Filistin meselesini askerî güç, işgal, güvenlik operasyonları ve bölgesel caydırıcılık üzerinden ele alan siyasi çizginin İsrail toplumundaki gücünü de gösteriyor.

Netanyahu yönetimi, 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik askerî operasyonları İsrail’in güvenliğini sağlama gerekçesiyle savundu. Ancak bu süreç, Filistinli sivillerin ağır kayıplar verdiği, yerleşim alanlarının büyük ölçüde tahrip edildiği ve milyonlarca insanın yaşam koşullarının yıkıcı biçimde etkilendiği bir döneme dönüştü.

Buna rağmen Likud’un ilk sırada bulunması, İsrail toplumunun önemli bir kesiminin Netanyahu’nun güvenlik söyleminden kopmadığını ortaya koyuyor.

Ancak bütün Likud seçmenlerinin savaşı sürdürmek istediği ya da sivil kayıpları onayladığı sonucuna yalnızca oy oranlarından ulaşılamaz. Seçmenlerin bir bölümünün güvenlik kaygıları, siyasi aidiyetleri ve alternatif liderlere duydukları güvensizlik de tercihlerini etkilemiş olabilir.

Bununla birlikte, Gazze’de yaşanan yıkımın Netanyahu’nun siyasi tabanında belirleyici bir kopuş yaratmamış olması, seçimin en önemli sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Netanyahu karşıtı olmak, savaş karşıtı olmak anlamına gelmiyor

Seçim sonuçlarının en dikkat çekici yönlerinden biri, Netanyahu’nun karşısındaki güçlü adayların da büyük ölçüde İsrail’in askerî ve güvenlik kurumlarından gelen isimler olması.

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı. Netanyahu’ya karşı siyasi değişim vadeden Eisenkot, İsrail’in Gazze politikasına yönelik eleştirilerini esas olarak askerî hedeflere ulaşılamaması ve güvenlik yönetimindeki başarısızlıklar üzerinden şekillendiriyor.

Eisenkot, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına da karşı çıkıyor. Gazze’de Hamas’ın iktidarda kalmasını İsrail’in askerî harekâtının başarısızlığı olarak değerlendiriyor ve örgütün yönetiminin sona erdirilmesini savunuyor.

Bu yaklaşım, Netanyahu ile Eisenkot arasındaki rekabetin Filistin meselesinde köklü bir siyasal ayrışmaya dayanmadığını gösteriyor.

Eski Başbakan Naftali Bennett de İsrail siyasetinin milliyetçi ve güvenlikçi kanadından geliyor. Bennett’in Netanyahu karşıtı siyasi konumu, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını esas alan bir barış programı sunduğu anlamına gelmiyor.

Dolayısıyla seçim, yalnızca Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalmayacağı sorusuyla açıklanamaz. Daha temel mesele, İsrail’de siyasal rekabetin neden büyük ölçüde güvenlik politikaları, askerî güç ve devletin bölgesel üstünlüğü etrafında şekillendiği.

Gazze’nin yıkımı seçim gündeminin merkezine yerleşmedi

Seçim kampanyasında öne çıkan başlıklardan biri, 7 Ekim 2023 saldırılarından sonra yaşanan güvenlik başarısızlıklarının sorumluluğuydu.

Netanyahu’nun rakipleri hükümeti istihbarat, askerî hazırlık ve kriz yönetimi bakımından eleştirirken, Netanyahu kendi liderliğini savaş dönemindeki kararları üzerinden savundu.

Ancak Associated Press’in seçim değerlendirmesine göre Gazze’deki insani kriz ve Filistin devletinin kurulması meselesi kampanya boyunca görece geri planda kaldı.

Bu durum, seçimlerin ahlaki ve siyasi açıdan en önemli tartışma konularından birini oluşturuyor.

Gazze’de sivillerin korunması, işgalin sona erdirilmesi, uluslararası hukuka uyulması ve Filistin halkının siyasal haklarının tanınması gibi meselelerin seçim yarışının belirleyici gündemi haline gelememesi, İsrail siyasetindeki yapısal sorunun yalnızca Netanyahu ile sınırlı olmadığını düşündürüyor.

İsrail’de yönetimin değişmesi mümkün olsa bile Filistin meselesine yönelik temel devlet politikalarının değişmemesi ihtimali varlığını koruyor.

Aşırı sağın seçimdeki ağırlığı

Netanyahu’nun siyasi gücünü değerlendirmek için yalnızca Likud’un oylarına bakmak yeterli değil. İtamar Ben-Gvir’in liderliğindeki aşırı sağcı Otzma Yehudit, Bezalel Smotrich’in öncülüğündeki dinî milliyetçi ittifak ve Netanyahu’yla birlikte hareket eden dinî partiler, olası hükümet aritmetiğinin önemli parçalarını oluşturuyor.

Bu siyasi yapıların bir bölümü Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin genişletilmesini, Filistin devletinin kurulmasının engellenmesini ve Filistinlilere karşı daha sert politikaların uygulanmasını savunuyor.

Özellikle Ben-Gvir ve Smotrich’in temsil ettiği çizgi, Netanyahu’nun güvenlik politikalarının da ötesinde, Filistin toprakları üzerindeki İsrail egemenliğinin genişletilmesini savunan bir anlayışı temsil ediyor.

Bu nedenle seçimlerin değerlendirilmesinde aşırı sağcı partilerin toplam sandalye sayısı ve kurulacak hükümet üzerindeki pazarlık gücü belirleyici olacak.

Likud’un birinci parti çıkması kadar, aşırı sağın yeni hükümetin kuruluşunda yeniden kilit konuma gelip gelmeyeceği de önem taşıyor.

İsrail’de hükümeti sandıktan birinci çıkan parti değil, 61 milletvekili belirleyecek

İLK OY SAYIMI — KESİNLEŞMEMİŞ SONUÇLAR

Likud — Netanyahu

23,36%

Yashar — Eisenkot

15,74%

Bennett’in partisi

8,53%

Yaklaşık 1,2 milyon oyun sayıldığı aşamaya ait oranlar. Oy sayımı sürdükçe değişebilir.

İsrail’de seçim sistemi, tek bir partinin oyların en büyük bölümünü almasını otomatik olarak iktidar anlamına getirmiyor.

120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor.

Netanyahu bloku

50–51

Tahmini sandalye

Ana muhalefet bloku

51–52

Tahmini sandalye

Sandık çıkış anketlerinden elde edilen yaklaşık blok projeksiyonlarıdır; kesin milletvekili dağılımı değildir.

AP News+1

Bu nedenle Netanyahu’nun partisi seçimden birinci çıksa da hükümeti kurması garanti değil.

Seçim sonrasında Cumhurbaşkanı, milletvekilleriyle görüşerek hükümeti kurma şansı en yüksek olan isme görev verecek. Ardından koalisyon görüşmeleri başlayacak.

The Conversation’da yayımlanan Israel has voted – but the results will be messy. Here’s how its next government will be formed başlıklı makalenin işaret ettiği hükümet kurma meselesi de bu noktada önem kazanıyor: Seçimin birincisi ile parlamentoda çoğunluğu sağlayabilecek lider aynı kişi olmayabilir.

Makalenin tam metnine erişilemediği için burada doğrudan alıntı yerine, ele aldığı hükümet kurma sorunu güncel seçim verileriyle değerlendiriliyor.

Filistinli yurttaşların partileri hükümetin kaderini belirleyebilir

Seçimin dikkat çekici sonuçlarından biri de İsrail vatandaşı Filistinlilerin desteklediği siyasi partilerin parlamentodaki olası ağırlığı.

Sandık çıkış anketleri, Arap partilerinin toplamda yaklaşık 17–19 sandalye kazanabileceğine işaret ediyor. Bu sonuç kesinleşirse söz konusu partiler, Netanyahu karşıtı bir hükümetin kurulmasında önemli bir konuma gelebilir.

Ancak İsrail siyasetinde Arap partileriyle hükümet ortaklığı kurulması uzun süredir ciddi siyasi engellerle karşılaşıyor.

Netanyahu, Arap partilerinin desteğine bağımlı bir hükümet kurmayı reddederken, muhalefet içindeki farklı siyasi eğilimlerin de bu konuda ortak tutum geliştirmesi kolay görünmüyor.

Bu tablo, İsrail siyasetinin temel çelişkilerinden birini daha görünür kılıyor: Filistinli yurttaşların parlamentodaki temsil gücü artarken, bu temsilin hükümet politikalarını belirleme kapasitesi sınırlı kalabiliyor.

Sandıkta Netanyahu tartışıldı, militarist siyaset yerinde kaldı

Seçimin ortaya çıkardığı siyasi tablo, Netanyahu’nun kişisel iktidarı ile İsrail devletinin güvenlik ve askerî güç merkezli politikalarının birbirinden ayrılması gerektiğini gösteriyor.

Netanyahu iktidardan uzaklaştırılsa bile İsrail’in Filistin politikası, Batı Şeria’daki işgal ve yerleşim politikaları, Gazze’nin geleceği ve bölgesel askerî müdahaleleri konusunda köklü bir değişimin gerçekleşeceği henüz söylenemez.

Çünkü Netanyahu’ya karşı yarışan başlıca siyasi güçler arasında da Filistin devletine karşı çıkan, İsrail’in askerî üstünlüğünü temel alan ve güvenlik sorunlarını öncelikle askerî yöntemlerle ele alan yaklaşımlar bulunuyor.

Bu nedenle İsrail seçimlerini yalnızca bir liderin kazanması ya da kaybetmesi üzerinden değerlendirmek, savaş politikalarının toplumsal ve siyasal dayanaklarını gözden kaçırma tehlikesi taşıyor.

Netanyahu’nun yeniden güçlü oy alması, savaş politikalarının önemli bir seçmen tabanında meşruiyetini koruduğunu düşündürüyor. Ancak Netanyahu karşıtı oyların tamamını barış talebi olarak görmek de aynı ölçüde yanıltıcı olacaktır.

Seçimin asıl sorusu, Netanyahu’nun yeniden başbakan olup olmayacağının ötesine uzanıyor: İsrail’de hangi siyasi güç, Filistin halkının haklarını tanıyan, işgalin sona ermesini savunan ve bölgesel sorunların askerî yöntemlerle çözülmesine karşı çıkan gerçek bir barış siyaseti oluşturabilecek?

28 Ekim sabahı itibarıyla ortaya çıkan ilk tablo, bu soruya güçlü bir yanıt verilemediğini gösteriyor.

Netanyahu hükümeti parlamentodaki çoğunluğunu kaybedebilir. Yeni bir koalisyon kurulabilir. Hatta siyasi tıkanıklık nedeniyle yeniden seçim ihtimali gündeme gelebilir.

Ancak sandıktan çıkacak hükümetin adı ne olursa olsun, Filistin halkının özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkını tanımayan bir siyaset sürdüğü sürece bölgede kalıcı barışın sağlanması güç görünüyor.

İsrail’de seçimler bir hükümeti değiştirebilir; fakat barış için yalnızca hükümetin değil, işgal ve askerî üstünlük üzerine kurulu siyasi anlayışın da değişmesi gerekiyor.

Kaynaklar: The Conversation – hükümet kurma analizi; Reuters – seçim sonuçları; Associated Press – seçim değerlendirmesi; İsrail Merkez Seçim Komisyonu – resmî sonuçlar.