KESK Adana Şubeler Platformu üyesi sendikalar iş bırakarak alanlara çıktı. Eğitim Sen önünde toplanan KESK’liler, yürüyüş boyunca sloganlar eşliğinde Atatürk Parkına yürüdü. Basın açıklamasını Cudi İmrek okudu; ardından emekli sendikaları adına Veli Ersoy ve KHK’liler adına Münir Korkmaz konuştu.
KESK Adana Şubeler Platformu üyesi sendikalar, gerçekleştirdikleri iş bırakma eylemiyle ekonomik krize, yoksulluğa ve güvencesizliğe dikkat çekti. Adana’da iş bırakan KESK’liler, Eğitim Sen Adana Şubesi önünde toplanarak Atatürk Parkına yürüdü. Yürüyüş sırasında sık sık “İnsanca Yaşamak İstiyoruz”, “Zafer Direnen Emekçinin Olacak”, “Hak Verilmez Alınır, Zafer Sokakta Kazanılır” sloganları atıldı.

Atatürk Parkında yapılan basın açıklamasını KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek okudu. Ortak açıklamanın ardından eyleme destek veren Devrimci Emekliler Sendikası, Tüm Emeklilerin Sendikası ve Emekli Dayanışma Sendikası adına Veli Ersoy söz aldı. Son olarak KESK’li KHK’liler adına Münir Korkmaz konuştu; eylem halaylarla sona erdi.
Yürüyüşe ve basın açıklamasına çok sayıda emek ve meslek örgütü temsilcisi, siyasi parti ve dernek temsilcileri de katılarak destek verdi.
KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Cudi İmrek’in Konuşması
“GEÇİNEMİYORUZ! İNSANCA BİR YAŞAM İSTİYORUZ! BUGÜN HİZMET ÜRETMİYORUZ!”
Bugün burada, en temel hakkımız olan üretimden gelen gücümüzü kullanıyoruz. İş bırakıyoruz. Çünkü hepimizin ortak bir derdi var: geçinemiyoruz.
Bize soruyorlar:
“Niçin iş bırakıyorsunuz? Neyi talep ediyorsunuz?”
Cevabımız nettir:
Emeğimizin karşılığını istiyoruz. Yıllardır söylüyoruz; sesimizi duymazdan geldiler. Hayat her gün pahalılaştı, maaşlarımız eridi, yoksulluk büyüdü.
Bugün Türkiye’de:
-
gıda, kira, ulaşım ve eğitim başta olmak üzere her alanda fiyatlar katlandı,
-
enflasyonun gerçek yüzünü hepimiz mutfakta, pazarda, kirada görüyoruz,
-
maaşlarımız ise TÜİK’in masa başında ürettiği rakamlara göre belirleniyor.

Buradan açıkça söylüyoruz:
Gerçek enflasyon mutfaktadır, TÜİK tablolarında değil.
Maaşlarımız artıyor deniyor ama gerçek şudur:
Verilen artış, daha cebimize girmeden kira, fatura ve vergilere gidiyor.
Aralık ayında 55 bin lira maaş alan bir memur, 25 bin lira kira ödüyordu.
Ocak ayında maaşı 66 bine çıktı ama kirası 33 bin 720 liraya yükseldi.
Yani zam denilen şey, aslında yoksulluğun derinleşmesi oldu.
Biz bu tabloyu hak etmiyoruz.
Biz bu tabloyu yaratmadık.
Biz kapıkulu değiliz, biz kamu emekçisiyiz!
Bugün burada sadece kendi adımıza değil; işçiler, emekliler, asgari ücretliler, gençler ve kadınlar adına da konuşuyoruz. Çünkü yoksulluğun bedelini hep birlikte ödüyoruz.
Şimdi soruyoruz:
-
10 yıl önce maaşımızla 17 çeyrek altın alınırken bugün neden 6 tane bile alınamıyor?
-
10 yıl önce maaşımızın dörtte biri kiraya yeterken bugün neden yarısı yetmiyor?
-
Neden emekliler açlık sınırının altında aylıklara mahkûm ediliyor?
Cevap açıktır: Kaynak yok değildir. Kaynaklar yanlış ellere aktarılmaktadır.
Halktan toplanan vergiler;
-
faize,
-
teşvik adı altında patronlara,
-
silahlanmaya,
-
yandaş garantili projelere
aktarılmaktadır.
Kamudan, halktan yana değil; sermaye ve bir avuç ayrıcalıklı kesimden yana bir bütçe uygulanmaktadır.
Biz bu düzene razı değiliz.
Biat etmeyeceğiz.
Korkmayacağız.
Bugün buradan taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz:
-
Ocak ayından itibaren ek %20 maaş artışı istiyoruz.
-
Seyyanen ek ödemenin taban aylıklara yansıtılmasını istiyoruz.
-
Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge istiyoruz.
-
Mülakatın derhâl kaldırılmasını istiyoruz.
-
En düşük kamu emekçisi maaşı yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın diyoruz.
-
Kira, kreş ve yol desteği istiyoruz.
-
Grevli, gerçek toplu sözleşme hakkı istiyoruz.
Biliyoruz ki milyonlar bu düzenin değişmesini istiyor.
Ama sadece istemek yetmez, mücadele etmek gerekir.
Bugün buradan çağrı yapıyoruz:
-
Tüm kamu emekçilerine,
-
işçilere,
-
emeklilere,
-
gençlere ve kadınlara…
Yoksulluğa, güvencesizliğe ve baskıya boyun eğmeyelim.
Örgütlenelim, yan yana gelelim, mücadele edelim!
Unutmayalım:
Bugün susarsak yarın geç kalırız.
Bugün durursak yarın yok sayılırız.
Kurtuluş yok tek başına!
Ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK!
Emekliler Adına Konuşan Veli Ersoy’un Konuşması
Basın emekçileri, bugün burada yalnızca kendimiz için değil, bu ülkenin tüm emekçileri için sesimizi yükseltiyoruz. İktidarın “müjde” diyerek sunduğu sefalet zamları daha cebimize girmeden vergi dilimleriyle, artan fiyatlarla, çarşı pazardaki yangınla buharlaşmıştır. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun “insanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecek” şiarıyla başlattığı mücadeleyi ve iş bırakma eylemini; Devrimci Emekliler Sendikası, Tüm Emeklilerin Sendikası ve Emekli Dayanışma Sendikası olarak kendi eylemimiz kabul ediyor ve sonuna kadar destekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki kamu emekçilerinin sofrasından çalınan bir lokma ekmek, bizim tabağımızdan çalınan aş demektir.
Kamu emekçilerini açlığa mahkûm eden, emekçileri sokağa çıkmaya zorlayan sermayeye karşı birlikte mücadele ederek kazanacağız.
Birleşe birleşe kazanacağız.
Birleşe birleşe kazanacağız.
Birleşe birleşe kazanacağız.
Ne diyordu o koca yürekli şair?
Eğer hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlü ise, çaresi yok usta; biz kazanacağız. Biz kazanacağız, birlikte kazanacağız. Biz kazanacağız.
Biz haklıyız, biz kazanacağız.
KHK’liler Adına Konuşan Münir Korkmaz’ın Konuşması
AKP iktidarı darbe girişimini fırsat bilerek kapatamayacağı birçok kurumu kapattı ve KESK ile Eğitim Sen’in çok önemli kadrolarını ihraç etti. KHK ihraçlarının üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen süreç hâlâ devam ediyor.
Sevgili arkadaşlar, 12 Eylül faşist cuntası döneminde dahi toplam ihraç edilen insan sayısı 4.900’dü. Üstelik ihraçlar 1983’te başlıyor, 1986’da göreve dönüşler başlıyor ve 1990 yılında tüm ihraç edilenler görevlerine dönüyor. Peki şimdi nasıl? Şimdi tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız.
Toplumda “ihraç edilenlerin tamamı göreve döndü” şeklinde bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Böyle bir şey yok arkadaşlar; bu tamamen yalan. Maalesef AKP iktidarı bunu bir fırsata çevirdi ve kamu emekçilerini cezalandırmaya devam ediyor.
Yargısız, savunmasız bir şekilde hayattan koparılan, sivil ölüme terk edilen KHK’lılar yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Ancak bu süreçte çok ciddi sorunlar yaşadılar.
Bu nedenle KESK’in iş bırakma eyleminde KHK zulmünü de gündemine alması çok değerlidir. KESK, başından beri bu konuda doğru bir tutum sergiliyor.
Buradan tüm topluma çağrıda bulunuyoruz: Özellikle barış ve demokratikleşme sürecinin konuşulduğu bugünlerde KHK meselesi çözülmeden bu ülkeye gerçek anlamda demokrasi ve barış gelmiş olmayacaktır.
Bu nedenle tekrar söylüyorum:
KHK’lar gidecek, biz kalacağız!
KHK’lar gidecek, biz kalacağız!





