Bir toplumun en ağır çöküşü, çocuklarının gözlerinde merhametin sönmesiyle başlar.
Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ve benzeri yerlerde yaşanan okul katliamları; bir anlık öfkenin değil, yılların biriktirdiği ihmalin, sevgisizliğin ve yönsüzlüğün acı bir sonucudur.
Bu yaşananlar bir “olay” değil, bir “sonuçtur.” Ve her sonuç gibi, gerisinde görmezden gelinen nedenlerin ağır izlerini taşır.
Bir çocuk düşünün… Henüz hayatın anlamını çözmeye çalışırken, eline kalem yerine silah alıyor. Bu sadece bireysel bir kırılma değil; aileden eğitime, sosyal çevreden hukuka kadar uzanan geniş bir çöküşün aynasıdır.
Sevgiyle büyümeyen, değerlerle yoğrulmayan, sanata dokunmayan, sporla disipline edilmeyen bir ruh; boşlukta savrulmaya mahkûmdur. O boşluk ise gün gelir, en karanlık şekilde doldurulur.
Daha da sarsıcı olan ise, bu trajedinin sıradanlaşma tehlikesidir. Bir evin içinde bir cephaneliğin varlığı, bir çocuğun buna erişebilmesi, bir gün önce “eğitim” adı altında silahla tanıştırılması… Bunlar sadece bireysel hatalar mıdır, yoksa sistemin göz yumduğu büyük bir ihmal zinciri mi?
Yasalar korumak için mi vardır, yoksa bazen farkında olmadan tehlikeyi büyüten bir zemin mi oluşturur? Bu soruların cevabını vermeden, sadece sonucu yargılamak; gerçeğin etrafında dolaşmaktan başka bir şey değildir.
En kolay olanı, bütün suçu o çocuğun omuzlarına yüklemektir. Oysa asıl zor olan, aynaya bakmaktır. O çocuğu o noktaya getiren ihmalleri, sevgisizlikleri, yalnızlıkları, bastırılmış öfkeleri görmek ve kabul etmektir. Çünkü hiçbir çocuk doğuştan katil değildir; onu o noktaya taşıyan süreçler vardır. Ve o süreçler, çoğu zaman toplumun ortak suskunluğunda büyür.
Geride kalan ailelerin acısı ise tarif edilemez. Bir evladın kaybı, hiçbir kelimenin taşıyamayacağı kadar ağırdır. Bu acıyı dindirecek ne bir yasa, ne bir ceza, ne de bir teselli vardır. Sadece zamanın yavaş ve eksik iyileştiren dokunuşu… ve belki de bir daha yaşanmaması için gösterilecek gerçek bir irade.
İşte bu yüzden mesele yalnızca güvenlik değil; insan meselesidir. Sevgi, ahlak, eğitim, sanat ve spor… Bunlar birer “seçenek” değil, bir toplumun ayakta kalma şartlarıdır. İnsan odaklı olmayan hiçbir sistem, çocuklarını koruyamaz. Ve çocuklarını koruyamayan bir toplumun geleceği, her geçen gün biraz daha karanlığa sürüklenir.
Bu bir yüzleşme çağrısıdır. Suçlu aramak için değil, sorumluluğu paylaşmak için. Çünkü bu acı hepimizin.
Ve eğer gerçekten değişmek istiyorsak, önce şunu kabul etmeliyiz:
Bu vahşet, sadece bir çocuğun değil; ihmallerle örülmüş bir düzenin eseridir. 17.04.2026
Bedrettin GÜNDEŞ Sosyolog / Yazar