3 Kasım 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ilke kararlarıyla nitelikli doğal koruma alanlarında rüzgâr ve hidroelektrik santrali projelerine ilişkin koşullar yeniden belirlendi. Rüzgâr enerji santrallerinde daha önce uygulanan 50 megavatlık kurulu güç sınırı kaldırılırken türbin sayısı en fazla 18 olarak düzenlendi. Hidroelektrik santrallerinin belirli koruma statülerindeki alanlarda yapılabilmesine yönelik yeni esaslar getirildi. Düzenlemeler, yenilenebilir enerji üretimi ile biyolojik çeşitliliğin ve doğal yaşam alanlarının korunması arasındaki dengeyi yeniden gündeme taşıdı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunun 26 Ekim 2026 tarihli toplantısında alınan dokuz ilke kararı, 3 Kasım 2026 tarihli ve 33419 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.
151 ile 159 arasında numaralandırılan kararlar; doğal sit alanlarındaki enerji yatırımlarından teknik altyapı tesislerine, mera kullanımından tarımsal faaliyetlere, sportif parkurlardan ulaşım hatlarına kadar çeşitli uygulamaları kapsıyor.
Kararlar arasında özellikle 157, 158 ve 159 sayılı düzenlemeler, rüzgâr enerji santralleri (RES) ile hidroelektrik santrallerinin (HES) doğal koruma alanlarındaki geleceği bakımından önem taşıyor.
Yeni düzenlemeler, korunan alanlarda enerji yatırımlarını bütünüyle serbest bırakmıyor. Ancak belirli koşulların sağlanması halinde bu projelerin değerlendirilmesine ve izinlendirilmesine olanak tanıyor.
Resmi Gazete+1
RES projelerinde 50 megavat sınırı kaldırıldı
157 sayılı ilke kararıyla, 5 Ocak 2017 tarihli ve 98 sayılı önceki düzenlemede yer alan türbin sayısı ve kurulu güç sınırlamasında değişikliğe gidildi.
Önceki düzenlemede nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek RES projeleri için en fazla 20 türbin ve 50 MWm kurulu güç sınırı bulunuyordu.
Yeni kararda türbin sayısı üst sınırı 18'e indirilirken 50 MWm'lık kurulu güç sınırı kaldırıldı.
Nitelikli doğal koruma alanlarında RES koşullarındaki değişiklik
ÖNCEKİ DÜZENLEME
20
En fazla türbin
50 MWm
Kurulu güç üst sınırı
YENİ DÜZENLEME
18
En fazla türbin
Sınır kaldırıldı
Kurulu güç için bu kararda sayısal üst sınır yok
157 sayılı ilke kararı kapsamında yapılan değişiklik.
Devlet.TC
Bu değişiklik, türbin sayısı daha az olsa bile daha yüksek üretim kapasitesine sahip türbinlerin kullanılabileceği projelerin önünü açabilecek nitelikte.
Ancak kurulu güç sınırının kaldırılması, bütün RES projelerinin otomatik olarak onaylanacağı anlamına gelmiyor.
Karara göre değerlendirmelerde alanın doğal kaynak değerleri, ekolojik bütünlüğü, çevresel etkilerin önlenmesi veya azaltılması için öngörülen tedbirler ve yatırımın kamu yararı bakımından gerekliliği dikkate alınacak.
Projeler, koruma amaçlı imar planları doğrultusunda Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarının değerlendirmesine tabi olacak.
HES projeleri için iki ayrı koruma statüsünde düzenleme
158 ve 159 sayılı ilke kararları ise hidroelektrik santrali projelerini kapsıyor.
158 sayılı karar, nitelikli doğal koruma alanlarında HES projelerinin gerçekleştirilmesine ilişkin esasları belirliyor.
159 sayılı karar ise sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında hidroelektrik santrali yatırımlarının hangi koşullarda değerlendirilebileceğini düzenliyor.
Bu iki alan türü, doğal sitlerin koruma ve kullanım rejimi bakımından farklı statülerini oluşturuyor.
Yeni kararlarla HES projelerinin değerlendirilmesinde ekosistem üzerindeki olası etkilerin incelenmesi ve koruma amaçlı planlama koşullarının gözetilmesi öngörülüyor.
Üniversitelerden ekosistem değerlendirme raporu istenecek
HES projelerine ilişkin düzenlemelerde dikkat çeken koşullardan biri, üniversitelerin ilgili bölümlerine ekosistem değerlendirme raporu hazırlatılması.
Kararlara göre olası olumsuz çevresel etkilerin belirlenmesi ve önlenmesine yönelik değerlendirmeler yapılacak. Hazırlanan raporun yatırımcı idarece uygun bulunması ve ilgili taahhütlerin alınması da süreçte öngörülen koşullar arasında.
Böylece hidroelektrik projelerinin yalnızca enerji üretim kapasitesi üzerinden değil, doğal çevre üzerindeki etkileri bakımından da değerlendirilmesi amaçlanıyor.
Bununla birlikte rapor hazırlanması tek başına çevresel zararların önleneceğini garanti etmiyor. Raporun bilimsel yeterliliği, kullanılan veriler, değerlendirilen alternatifler ve uygulama aşamasındaki denetim, koruma hedeflerine ulaşılıp ulaşılmayacağını belirleyen unsurlar arasında yer alıyor.
Rüzgâr enerjisi yenilenebilir, ancak santrallerin yer seçimi önemli
Rüzgâr enerjisi, elektrik üretiminde fosil yakıt kullanımını azaltabilen yenilenebilir kaynaklardan biri. Bununla birlikte rüzgâr santrallerinin kurulacağı alanın ekolojik özellikleri, yatırımın çevresel sonuçlarını doğrudan etkiliyor.
Özellikle kuş göç yolları, yırtıcı kuşların beslenme alanları ve yarasaların yaşam ortamları yakınında planlanan projelerde türbinlerin yaban hayatı üzerindeki etkileri önem kazanıyor.
RES projelerinin başlıca çevresel riskleri arasında kuş ve yarasa çarpışmaları, türbinlere ulaşmak için açılan yollar nedeniyle habitatların parçalanması, inşaat aşamasında bitki örtüsünün zarar görmesi ve insan yerleşimlerine yakın alanlarda gürültü bulunuyor.
Bu etkiler her projede aynı düzeyde ortaya çıkmıyor. Türbinlerin konumu, kullanılan teknoloji, arazi yapısı ve alınan koruyucu önlemler sonuçları değiştirebiliyor.
Yeni düzenlemede türbin sayısının 18 ile sınırlandırılması, tek başına ekolojik etkinin düşük olacağını göstermiyor. Daha büyük türbinler, ulaşım yolları ve enerji nakil hatlarıyla birlikte değerlendirildiğinde bir projenin kapladığı alan ve etkilediği ekosistem değişebiliyor.
Bu nedenle yalnızca türbin sayısının değil, projenin bütün bileşenlerinin ve aynı bölgede bulunan diğer yatırımlarla oluşturduğu toplam etkinin incelenmesi gerekiyor.
HES projelerinde temel mesele: Derelerin doğal akışı
Hidroelektrik santralleri de yenilenebilir enerji kaynakları arasında bulunuyor. Ancak özellikle akarsu tipi HES projeleri, suyun doğal akış rejimini değiştirebildiği için uzun süredir çevresel tartışmaların konusu oluyor.
Bir akarsuyun suyunun belirli bir bölümünün enerji üretimi amacıyla yönlendirilmesi, dere yatağında kalan su miktarını ve suyun mevsimsel dağılımını etkileyebiliyor.
Bu değişiklikler, sucul canlıların yaşam alanlarını, balıkların üreme ve göç hareketlerini, dere kenarındaki bitki örtüsünü ve akarsuya bağlı ekosistemleri etkileyebiliyor.
HES projelerinin çevresel değerlendirmesinde şu konular öne çıkıyor:
-
Dere yatağında bırakılacak ekolojik su miktarının yeterliliği.
-
Balıkların ve diğer sucul canlıların yaşam döngülerinin korunması.
-
Su alma yapıları, iletim kanalları, tüneller ve yolların oluşturacağı arazi değişiklikleri.
-
Aynı akarsu havzasındaki birden fazla HES projesinin birikimli etkileri.
-
Tarımsal sulama, içme suyu ve yerel halkın su kullanımının etkilenip etkilenmeyeceği.
Özellikle doğal koruma statüsüne sahip vadilerde, bu unsurların proje bazında ve havza ölçeğinde incelenmesi önem taşıyor.
Korunan alan statüsü ne anlama geliyor?
Türkiye'de doğal sit alanları, sahip oldukları ekolojik özelliklere ve koruma gereksinimlerine göre farklı kategorilerde değerlendiriliyor.
Kesin korunacak hassas alanlar, doğal değerlerin korunmasının öncelikli olduğu ve kullanım olanaklarının en sıkı biçimde sınırlandığı alanları ifade ediyor.
Nitelikli doğal koruma alanları, doğal yapısı ve ekolojik özellikleri nedeniyle koruma altında bulunan, belirli faaliyetlerin ise mevzuatta öngörülen koşullarla değerlendirilebildiği alanlardan oluşuyor.
Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında ise koruma hedefleriyle uyumlu olmak koşuluyla bazı kullanım ve faaliyetlere olanak tanınabiliyor.
3 Kasım'da yayımlanan RES ve HES kararları, bu kategorilerin tamamına aynı şekilde uygulanmıyor. RES ve HES için belirlenen yeni esasların hangi koruma statüsünü kapsadığı, her ilke kararında ayrıca tanımlanıyor.
Bu ayrım, düzenlemenin bütün doğal sit alanlarında sınırsız enerji yatırımı yapılabileceği şeklinde yorumlanmaması açısından önemli.
Dokuz ilke kararı yalnızca enerji yatırımlarını kapsamıyor
Resmî Gazete'de yayımlanan kararlar, doğal sit alanlarında başka faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin izin süreçlerini de düzenliyor.
151 sayılı karar mevcut teknik altyapı tesislerinin bakım, onarım, iyileştirme ve izin sürelerinin uzatılmasına ilişkin esasları belirliyor.
152 sayılı karar, doğal sit olarak tescil edilmeden önce mera niteliği taşıyan alanlarda otlatma faaliyetlerini düzenliyor. Ekolojik özelliklere zarar verilmeyeceğinin teknik değerlendirmelerle ortaya konulması öngörülüyor.
153 sayılı kararla belirli tarım alanlarında ağaç dikim çukuru açılması için uygulanacak koşullar düzenlenirken sulama sistemi, tel çit ve duvar gibi fiziki müdahaleler ayrıca değerlendiriliyor.
154 sayılı karar sportif parkurların ilanı ve kullanımını, 155 sayılı karar teleferik ve telesiyej gibi ulaşım amaçlı havai hatları kapsıyor.
156 sayılı kararda ise nitelikli doğal koruma alanlarında şehitlik ve mezarlık oluşturulmasına yönelik koşullar yer alıyor.
Bu düzenlemeler, korunan alanlarda hangi faaliyetlerin doğrudan ilgili idare tarafından sonuçlandırılabileceği ve hangi faaliyetlerde koruma komisyonunun değerlendirmesinin aranacağı konusunda da değişiklikler getiriyor.
Resmi Gazete+1
İklim hedefleri ile biyolojik çeşitliliğin korunması birlikte değerlendirilmeli
Düzenlemelerin gerekçeleri arasında fosil yakıt kullanımının azaltılması, sera gazı emisyonlarıyla mücadele, enerji arz güvenliği ve Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi bulunuyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, iklim değişikliğiyle mücadele bakımından önemli bir araç olarak görülüyor.
Ancak iklim değişikliğiyle mücadele yalnızca enerji üretiminde kullanılan kaynakların değiştirilmesinden ibaret değil. Ormanların, sulak alanların, akarsu ekosistemlerinin ve diğer doğal yaşam alanlarının korunması da bu mücadelenin temel unsurlarından biri.
Dolayısıyla bir yatırımın yenilenebilir enerji üretmesi, yer seçiminin ve ekolojik etkilerinin değerlendirilmesi gereğini ortadan kaldırmıyor.
Korunan alanlardaki enerji yatırımları açısından temel tartışma da burada ortaya çıkıyor: Fosil yakıt kullanımını azaltma hedefiyle gerçekleştirilen bir proje, korunması gereken doğal değerler üzerinde ne ölçüde baskı oluşturabilir?
Bu sorunun yanıtı, her projenin bulunduğu alanın özelliklerine ve uygulanacak çevresel önlemlere bağlı.
Türkiye'nin korunan alan hedefi de tartışmanın bir parçası
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında benimsenen küresel hedefler arasında, 2030 yılına kadar kara, iç su, kıyı ve deniz alanlarının en az yüzde 30'unun etkili biçimde korunması bulunuyor.
Türkiye de korunan alanların genişletilmesini çevre politikalarının hedefleri arasında gösteriyor.
Bu nedenle yeni enerji yatırımlarının koruma statüsü bulunan bölgelerde hangi ölçütlerle değerlendirileceği, yalnızca enerji politikası açısından değil, biyolojik çeşitlilik hedefleri bakımından da önem taşıyor.
Korunan alanların yüzölçümünü artırmak kadar, bu alanlarda doğal ekosistemlerin işlevlerini sürdürebilmesini sağlamak da korumanın etkinliği açısından belirleyici.
Yeni kararlar hangi soruları gündeme getiriyor?
Düzenlemelerin uygulamadaki sonuçları, bundan sonra yapılacak proje başvuruları ve verilecek izinlerle daha açık biçimde görülebilecek.
Özellikle RES projelerinde kurulu güç sınırının kaldırılmasının ne büyüklükte yatırımlara olanak sağlayacağı, HES projeleri için hazırlanacak ekosistem raporlarının kapsamı ve koruma komisyonlarının değerlendirmelerinde hangi ölçütlerin kullanılacağı önem taşıyor.
Ayrıca enerji projelerinin yalnızca tek tek değil, aynı bölgede bulunan yollar, iletim hatları, maden faaliyetleri ve diğer santrallerle birlikte değerlendirilmesi, toplam çevresel baskının anlaşılması açısından gerekli.
3 Kasım 2026 tarihli kararlar belirli RES veya HES projelerine verilmiş doğrudan yatırım izinleri değil; bu projelerin korunan alanlarda hangi koşullarla değerlendirilebileceğine ilişkin ilke kararları. Dolayısıyla düzenlemelerin çevresel sonuçları hakkında kesin bir yargıya varmak için somut projelerin yerleri, kapasiteleri, çevresel değerlendirme belgeleri ve izin süreçlerinin incelenmesi gerekiyor.
Yeni dönemde asıl belirleyici olan, enerji üretimi hedefleri ile doğal varlıkların korunması arasında mevzuatta öngörülen dengenin uygulamada nasıl sağlanacağı olacak.
Kaynak: 3 Kasım 2026 tarihli ve 33419 sayılı Resmî Gazete — Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunun 151–159 sayılı ilke kararları. Çevresel etkiler bölümü, kararların olası sonuçlarına ilişkin genel ekolojik değerlendirmedir; belirli bir proje hakkında hazırlanmış çevresel etki raporuna dayanmamaktadır.





