Muş’un Varto ilçesi ile Bingöl’ün Karlıova ilçesinde planlanan jeotermal enerji projeleri, bölge halkının tepkisiyle karşılaştı. En az 16 köyü etkileyeceği belirtilen projelere karşı köylüler, tarım ve hayvancılıkla sürdürdükleri yaşamlarını, su kaynaklarını ve Alevi inancında önemli yere sahip ziyaretgâhlarını korumak için mücadele ediyor. Bingöl İdare Mahkemesi’nde açılan dava kapsamında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilirken, köylüler projelerin iptalini istedi. DEM Parti milletvekilleri Sümeyye Boz ve İbrahim Akın da bölge halkının mücadelesine destek verdi.

Varto’da yalnızca bir enerji projesi değil, yaşamın geleceği tartışılıyor

Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyü ile Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kantarkaya (Şorka Jerın) ve Ilıpınar köylerinde planlanan jeotermal enerji projeleri, bölgedeki ekolojik ve toplumsal yaşam üzerindeki olası etkileri nedeniyle tartışmaların odağında bulunuyor.

Amerika merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi tarafından planlandığı belirtilen jeotermal enerji faaliyetleri kapsamında Çalıdere köyünde sondaj çalışmaları yapılmak isteniyor.

Bölge halkı ise projelerin yalnızca sondaj yapılacak alanlarla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Köylülere göre jeotermal faaliyetlerin olası etkileri, çevredeki yerleşim alanlarından meralara, tarım arazilerinden su kaynaklarına kadar geniş bir coğrafyayı ilgilendiriyor.

En az 16 köyün etkilenebileceği belirtilen projeler, geçimini büyük ölçüde tarım ve hayvancılıkla sağlayan yurttaşlarda ciddi endişelere yol açıyor.

Köylüler, kuşaklar boyunca yaşadıkları toprakların ekonomik faaliyetlerin ötesinde kültürel, tarihsel ve manevi bir anlam taşıdığını vurguluyor.

Varto halkının hassasiyeti: Toprak yalnızca bir üretim alanı değil

Varto ve çevresindeki köylerde toprak, yalnızca tarımsal üretimin gerçekleştirildiği bir alan olarak görülmüyor. Bölge halkının yaşam biçimi, kültürel belleği, inançları ve kuşaklar boyunca devam eden toplumsal ilişkileri de bu coğrafyayla doğrudan bağlantılı.

Hayvancılık, süt üretimi, peynir, yoğurt ve yöresel ürünlerin hazırlanması, birçok ailenin hem geçim kaynağını hem de geleneksel yaşam biçimini oluşturuyor.

Bu nedenle köylülerin jeotermal projelere yönelik itirazlarının merkezinde yalnızca çevresel zarar ihtimali bulunmuyor. Yaşamın bütünlüğünün, üretim ilişkilerinin ve gelecek kuşakların aynı topraklarda yaşama hakkının korunması talebi öne çıkıyor.

Jeotermal enerji üretiminde kullanılan sondaj ve akışkan yönetimi süreçleri, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda yer altı suları, toprak ve çevresel ekosistemler açısından riskler oluşturabiliyor. Bu risklerin somut projeler bakımından hangi düzeyde bulunduğunun ise bilimsel incelemelerle belirlenmesi gerekiyor.

Bölge halkı da söz konusu projelerin olası etkilerinin bağımsız ve kapsamlı biçimde değerlendirilmesini, köylülerin görüşlerinin karar süreçlerinde dikkate alınmasını istiyor.

Alevi köylerinin ziyaretgâhları da endişelerin merkezinde

Projelerin etki alanında bulunduğu belirtilen köylerde çok sayıda Alevi yurttaş yaşıyor. Bölgede Alevi inancı açısından manevi öneme sahip ziyaretgâhlar da bulunuyor.

Bu ziyaretgâhlar, yalnızca belirli günlerde ziyaret edilen mekânlar değil; toplumsal hafızanın, inanç pratiklerinin ve kuşaklar arasındaki kültürel aktarımın önemli parçaları olarak görülüyor.

Bölge halkının projelere yönelik hassasiyetinin önemli nedenlerinden biri de bu inanç mekânlarının ve çevrelerindeki doğal dokunun korunması.

Köylüler açısından dağların, su kaynaklarının, meraların ve ziyaret yerlerinin korunması, birbirinden ayrı talepler değil; aynı yaşam alanını savunmanın farklı boyutlarını oluşturuyor.

Bu nedenle çevresel değerlendirme süreçlerinde yalnızca teknik ve ekonomik göstergelerin değil, bölgenin kültürel ve inançsal özelliklerinin de dikkate alınması gerektiği vurgulanıyor.

Köylüler yargıya başvurdu, çadır nöbeti başlattı

Bölge halkı, jeotermal enerji projelerine karşı hukuki mücadele de başlattı.

Aktarılan bilgilere göre köylüler, projelerin yürütmesinin durdurulması talebiyle 9 Nisan'da Bingöl İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Hukuki sürecin yanı sıra bölgede çadır nöbeti başlatılarak projelere karşı itirazlar kamuoyuna taşındı.

Temmuz ayında mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi ve keşif yapılmasına karar verildi.

Dava kapsamında Ilısu'da bilirkişi incelemesi gerçekleştirildi. İncelemeye köylülerin yanı sıra DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz ve DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın da katıldı.

İbrahim Akın'ın açıklamasına göre dava, Varto'nun Çalıdere köyü ile Karlıova'nın Kantarkaya ve Ilıpınar köylerinde planlanan jeotermal projelerine ilişkin verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararlarının iptali istemiyle açıldı.

Bilirkişi incelemesinin, projelerin çevresel etkileri ve dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi açısından önem taşıdığı belirtiliyor.

Sümeyye Boz: “Biz burada geçim kaynaklarımızı da yaşam kaynaklarımızı da geleceğimizi de savunuyoruz”

Bilirkişi incelemesi sırasında bölge halkıyla bir araya gelen DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, jeotermal projelere yönelik itirazların doğrudan yaşam hakkıyla bağlantılı olduğunu söyledi.

Boz, köylülerin toprak, su, hayvancılık ve tarımsal üretim konusundaki kaygılarına dikkat çekerek şunları ifade etti:

“Yaşam alanımızda, burnumuzun dibinde, yediğimiz toprakta, içtiğimiz suda, beslediğimiz hayvanda ürettiğimiz peynirde, toraqta (çökelek-peynir), yoğurtta, hepsine zararı var. Biz bunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Biz burada geçim kaynaklarımızı da yaşam kaynaklarımızı da geleceğimizi de savunuyoruz.”

Boz, projelerin bölge halkının iradesi dışında hayata geçirilmesine karşı çıktıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama bunun, bu halkın rızası dışında, isteği dışında, sermayeye peşkeş çekilmesine, ruhsatlarla alan açılmasına, ‘ÇED sorunu yoktur’ gibi onaylar verilmesine karşı çıkıyoruz. Bu halkın talebinin, hakkının ne olduğunu, isteğinin ne olduğunun görülmesini, duyulmasını istiyoruz.”

Boz'un açıklamalarında, projelerin çevresel etkilerinin yanı sıra karar alma süreçlerinde yerel halkın iradesinin dikkate alınması gerektiği vurgusu öne çıktı.

Varto’da halk meclisi: “Terk-i diyar edeceksiniz”

Sümeyye Boz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Varto halkının projelere karşı örgütlü mücadelesine de dikkat çekti.

Boz, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Varto’da halk meclisi kuruldu. Karar verildi: Terk-i diyar edeceksiniz. Non toraq welat sloganına yenileceksiniz.”

Bu açıklama, bölge halkının kendi yaşam alanlarının geleceğine ilişkin söz ve karar sahibi olma talebini yansıtıyor.

Halk meclisi vurgusu, köylülerin yalnızca projelere karşı itirazlarını dile getirmekle kalmadığını, aynı zamanda ortak karar alma ve dayanışma temelinde mücadelelerini sürdürmek istediğini ortaya koyuyor.

Bölgedeki itirazların merkezinde, köylülerin yaşadıkları topraklardan kopmadan, üretimlerini ve kültürel varlıklarını koruyarak yaşamlarını sürdürme isteği bulunuyor.

İbrahim Akın: “Yaşam alanlarımızın rant hesabına kurban edilmesine sessiz kalmıyoruz”

Bilirkişi incelemesine katılan DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, jeotermal projelerin yargısal sürecine ilişkin bilgi verdi.

Akın, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyü ile Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kantarkaya (Şorka Jerın) ve Ilıpınar köylerinde planlanan jeotermal projelerine ilişkin Bingöl İdare Mahkemesinde görülen ve ÇED Olumlu kararlarının iptali istemiyle açılan dava kapsamında Ilısu'da yapılan bilirkişi incelemesine, Muş milletvekilimiz Sümeyye Boz ve bölge halkıyla birlikte katıldık.”

Akın, açıklamasını “Yaşam alanlarımızın sermayenin rant hesabına kurban edilmesine sessiz kalmıyoruz” sözleriyle tamamladı.

Akın'dan COP31 eleştirisi: “Sahte yeşil politikaların karşısındayız”

İbrahim Akın, açıklamasında Türkiye'nin Antalya'da ev sahipliği yapacağı COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na da değindi.

İklim kriziyle mücadele söylemleri ile doğaya zarar verebilecek faaliyetler arasında çelişki bulunduğunu savunan Akın, şunları söyledi:

“Güya iklim meselesi kapsamında ev sahipliği yapılacak. Bütün dünyanın devlet başkanları orada olacak. İklim bozulmasını faaliyetleri devam ederken, ‘İklim için mücadele ediyoruz’ sahtekârlığını yapıyorlar. Bütün bu sahte yeşil politikaların karşısında, bütün yeşilleri koruyacak bir mücadeleyi sürdürmekten başka çaremiz yok.”

Akın'ın açıklamaları, iklim politikalarının yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması üzerinden değil, yerel ekosistemlerin, tarımsal üretimin ve toplumsal yaşamın korunması açısından da değerlendirilmesi gerektiği tartışmasını gündeme taşıdı.

İklim Kanunu sonrasında verilen maden ruhsatları da tartışma konusu

Temmuz 2025'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçen İklim Kanunu'nun ardından enerji ve madencilik politikaları çevre örgütleri tarafından yakından izleniyor.

Paylaşılan bilgilere göre en az 40 ilde 104 maden arama ruhsatı verildiği belirtiliyor. Muş'un Varto ve Bingöl'ün Karlıova ilçeleri de enerji ve doğal kaynak faaliyetleri nedeniyle tartışmaların yaşandığı bölgeler arasında bulunuyor.

Ancak maden arama ruhsatları ile jeotermal enerji projelerinin izin ve ruhsat süreçleri farklı hukuki düzenlemelere dayanıyor. Bu nedenle söz konusu ruhsatlarla Varto'daki projeler arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğu ayrıca belgelenmeyi gerektiriyor.

Çevre mücadelesi yürüten kesimler ise enerji ve madencilik yatırımlarının yerel halkın yaşam alanları üzerindeki toplam etkilerinin dikkate alınmasını savunuyor.

Yenilenebilir enerji tartışması: Ekolojik maliyetler göz ardı edilebilir mi?

Jeotermal enerji, yer altındaki ısı kaynaklarından yararlanılarak elektrik veya ısı üretimini sağlayan yenilenebilir enerji kaynakları arasında yer alıyor.

Bununla birlikte yenilenebilir enerji niteliği, her projenin çevresel açıdan kendiliğinden zararsız olduğu anlamına gelmiyor.

Jeotermal projelerde sondaj derinliği, kullanılan teknolojiler, jeotermal akışkanların yönetimi, su kaynaklarıyla etkileşim ve atıkların kontrolü gibi unsurlar çevresel etkilerin belirlenmesinde önem taşıyor.

Özellikle tarım ve hayvancılığın temel geçim kaynağı olduğu bölgelerde, su kaynaklarının korunması ve meraların sürdürülebilirliği kritik önemde bulunuyor.

Varto ve Karlıova'daki tartışma da bu açıdan yalnızca enerji üretiminin gerekliliğiyle sınırlı kalmıyor. Projelerin nerede, hangi koşullarda ve kimlerin katılımıyla hayata geçirileceği soruları öne çıkıyor.

Bölge halkı, enerji yatırımlarına ilişkin kararların kendi yaşamlarını doğrudan etkilediğini belirterek taleplerinin dikkate alınmasını istiyor.

Köylülerin talepleri: Projelerin iptali ve yaşam alanlarının korunması

Varto ve Karlıova'daki köylülerin mücadelesinde üç temel konu öne çıkıyor: Jeotermal projelerin iptal edilmesi, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilirliğinin korunması ve bölgenin kültürel-inançsal varlıklarının zarar görmemesi.

Köylüler, çevresel değerlendirme süreçlerinin yalnızca teknik raporlardan ibaret olmaması gerektiğini savunuyor.

Yerel halkın görüşlerinin alınması, olası çevresel etkilerin açık biçimde ortaya konulması ve projelerin uzun vadeli sonuçlarının değerlendirilmesi talepleri, yürütülen mücadelenin önemli başlıklarını oluşturuyor.

Özellikle Alevi köylerinde bulunan ziyaretgâhların ve doğal alanların korunması, bölgenin tarihsel ve kültürel kimliğinin devamlılığı açısından da önem taşıyor.

Varto halkı toprağını, suyunu ve geleceğini savunuyor

Varto'da jeotermal projelere karşı yürütülen mücadele, bölgedeki köylüler açısından yalnızca bir çevre itirazı değil, kuşaklar boyunca sürdürülen yaşam biçiminin korunması anlamını taşıyor.

Toprağın tarımsal üretimle, suyun hayvancılıkla, dağların ve doğal alanların inanç mekânlarıyla iç içe geçtiği bu coğrafyada köylüler, projelerin olası sonuçlarının bütün yönleriyle değerlendirilmesini istiyor.

Halk meclisi oluşturulması, çadır nöbeti ve yargıya başvurulması, bölge halkının farklı yöntemlerle sürdürdüğü mücadelenin parçaları olarak öne çıkıyor.

Bingöl İdare Mahkemesi'nde devam eden hukuki süreçte bilirkişi incelemesinin sonuçları önem taşırken, köylülerin temel talebi değişmiyor: Yaşam alanlarını etkileyen projelerin iptal edilmesi ve topraklarının, sularının, meralarının, ziyaretgâhlarının ve geleceklerinin korunması.

Varto'daki tartışmanın merkezinde ise şu soru bulunuyor: Bir enerji yatırımı planlanırken, o topraklarda yaşayan insanların geçim kaynakları, inançları, kültürel değerleri ve kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olma hakkı ne ölçüde gözetiliyor?