Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu’nun Köln’de düzenlediği konferansta Orta Doğu’daki savaş politikaları, Rojava’daki riskler ve Türkiye’de tıkanan barış süreci ele alındı. Sonuç bildirgesinde, eşit yurttaşlık, demokratik çözüm ve siyasal tutsakların serbest bırakılması çağrısı yapıldı.
Savaşın yıkımı, barışın imkânları Köln’de tartışıldı
Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu (EFFP) tarafından Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen “Barışı Arayan Ülke: Engeller ve İmkânlar” başlıklı konferans, Türkiye, Rojava ve Orta Doğu merkezli çatışmaların yarattığı siyasal ve toplumsal tahribatı masaya yatırdı. Gün boyu süren konferansta akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri barışın toplumsal ve siyasal koşullarını tartıştı.
Konferansın açılış konuşmalarını akademisyen Neşe Özgen ile yazar Ercan Jan Aktaş yaptı. Açılışta, barışın yalnızca diplomatik değil, toplumsal bir mücadele alanı olduğu vurgulandı.
“Savaşın Yıkımları / Barışın Olanakları”
İlk oturumda gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, akademisyenler Latife Akyüz ve Ayhan Işık, savaşın yarattığı yıkımı; ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla ele aldı. Konuşmalarda, çatışma politikalarının yalnızca bölgesel değil küresel bir kriz ürettiği, barışın ise ancak demokratikleşme ve eşitlik temelinde mümkün olabileceği ifade edildi.
“Ya Rojava Ya Barbarlık”: Bölgesel dengeler ve savaş riski
Konferansın dikkat çeken oturumlarından biri olan “Ya Rojava Ya Barbarlık” başlıklı bölümde, Suriye’deki son gelişmeler ve Rojava’ya yönelik tehditler ele alındı. Oturumda Suriye Demokratik Meclisi Dış İlişkiler Ofisi sorumlusu Hesen Mihemed Eli ile akademisyen Dr. Arzu Yılmaz söz aldı.
Dr. Arzu Yılmaz, liberal uluslararası sistemin çözülme sürecinde olduğunu belirterek, bunun yalnızca küresel kurumları değil, ulus-devlet modelini de krize sürüklediğini söyledi. ABD’nin küresel hegemonya kapasitesinin zayıfladığını, Orta Doğu’daki çatışmaların artık büyük ölçüde bölgesel güç dengeleri üzerinden şekillendiğini ifade eden Yılmaz, Türkiye’nin Suriye politikalarının da bu denklem içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Hesen Mihemed Eli ise Irak işgaliyle başlayan ve Arap Baharı’yla derinleşen sürecin bugün yeni bir bölgesel dizaynla sürdürüldüğünü belirtti. Rojava’da diyalog yolunu tercih ettiklerini ancak buna karşılık savaş seçeneğinin dayatıldığını söyleyen Eli, Kobani kuşatmasının kaldırılması, ateşkesin sürmesi, Kürtlerin anayasal tanınması ve statü hakkı taleplerinin karşılanmaması halinde savaş riskinin devam edeceği uyarısında bulundu.
“Rojava’da savaş varken Türkiye’de barış mümkün mü?”
Konferansın forum bölümünde, Rojava’daki çatışmaların Türkiye’deki barış ihtimalini doğrudan etkilediği vurgulandı. Moderatörlüğünü Aslı Telli ve Tuncay Yılmaz’ın yaptığı forumda, barışın yalnızca silahların susması değil; siyasal, hukuksal ve toplumsal dönüşüm gerektirdiği ifade edildi.
Türkiye’de barış süreci: Engeller ve olanaklar
Konferansın son oturumunda, gazeteci Can Dündar’ın kolaylaştırıcılığında Türkiye’deki barış süreci ele alındı. Oturuma CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Selin Top ve Av. Esma Çakır-Ceylan katıldı.
Tanrıkulu, Kürt meselesinin Meclis zemininde ele alınmasının hayati olduğunu vurgulayarak, barışın yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi. Faik Özgür Erol ise Ortadoğu’daki mevcut çatışmaların tarihsel bir yeniden dizayn sürecinin parçası olduğunu, Sykes-Picot düzeninin çöktüğünü ancak yerine demokratik bir alternatif konulamadığını ifade etti.
Esma Çakır-Ceylan, barışın eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini vurgulayarak, eşitliğin farklılıkların tanınmasıyla mümkün olacağını söyledi. Selin Top ise kadınların barış sürecinde özne olması gerektiğine dikkat çekti.
Sonuç bildirgesi: “Kalıcı barış halkların iradesiyle mümkündür”
Konferansın sonunda yayımlanan Sonuç Bildirgesi’nde, dünyanın özellikle Orta Doğu merkezli çok katmanlı bir kuşatma altında olduğu vurgulandı. Bildirgede; savaş, işgal, soykırım, zorla yerinden etme ve yoksullaştırma politikalarının küresel sistemin yönetim araçları haline getirildiği ifade edildi.
Gazze’deki saldırılar, İran’daki devlet şiddeti, Suriye’de cihatçı yapılara alan açan mutabakatlar ve Rojava’ya yönelik tehditlerin tek merkezli bir küresel yeniden dizayn stratejisinin parçaları olduğu belirtildi. Kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar ve engellilerin bu politikaların doğrudan hedefi haline getirildiğine dikkat çekildi.
Bildirgede ayrıca, Rojava’da inşa edilen demokratik, kadın özgürlükçü ve çok inançlı yaşam modelinin tarihsel bir kazanım olduğu, bu kazanımların pazarlık konusu yapılamayacağı vurgulandı.
Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu, tüm siyasal tutsakların serbest bırakılması, anti-demokratik yasaların kaldırılması, inançlara ve kimliklere yönelik baskıların sona erdirilmesi ve savaş suçlularının yargılanması çağrısını yineledi.
Sonuç bildirgesi, şu vurguyla sona erdi:
“Kalıcı barış, inkâr ve imha politikalarıyla değil; özgürlük, eşitlik ve halkların iradesinin tanınmasıyla mümkündür.”








