Araştırmacı Yazar Oğuz Şahin, 1937 yılında imzalanan Sadabat Paktı ile ilgili gazetemize özel açıklamalarda bulundu. Şahin, paktın sadece bir saldırmazlık anlaşması olmadığını, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesinin "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesinin Doğu’daki en somut yansıması olduğunu vurguladı.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937’de Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda imzalanan pakt hakkında değerlendirmelerde bulunan Oğuz Şahin, antlaşmanın günümüz jeopolitiğine de ışık tutan önemli dersler barındırdığını belirtti.
"İtalya’nın Yayılmacılığına Karşı Ortak Refleks"
Paktın imzalanma sürecindeki uluslararası konjonktüre dikkat çeken Şahin, "1930’lu yıllar, Avrupa’da totaliter rejimlerin yükseldiği ve İtalya’nın Habeşistan’ı işgaliyle Orta Doğu üzerindeki emellerini açıkça ortaya koyduğu bir dönemdi. Atatürk Türkiyesi, Batı’da Balkan Antantı ile kurduğu barış hattını, Doğu’da Sadabat Paktı ile tahkim ederek ülkeyi bir güvenlik çemberine almayı başarmıştır," dedi.
Paktın Temel Direkleri ve Önemi
Oğuz Şahin, Sadabat Paktı’nın Türk dış politikası açısından taşıdığı önemi şu başlıklarla özetledi:
Sınır Güvenliği ve Egemenlik: "Pakt, üye ülkelerin birbirlerinin iç işlerine karışmamasını ve mevcut sınırların dokunulmazlığını esas alıyordu. Bu, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin doğu sınırlarını uluslararası güvence altına alması demekti."
"Günümüz İçin İlham Kaynağı Olmalı"
Haberimize yaptığı değerlendirmelerin sonunda paktın akıbetine de değinen Şahin, "Sadabat Paktı, İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu şartlarına kadar bölgede istikrarı korumuş, 1980’deki İran-Irak Savaşı’na kadar kağıt üzerinde de olsa varlığını sürdürmüştür. Bugün Orta Doğu’da yaşanan istikrarsızlıklar göz önüne alındığında, bölge ülkelerinin dış müdahalelerden bağımsız, kendi aralarında kuracakları böylesi köklü paktlara ne kadar ihtiyaç duyulduğu açıkça görülmektedir," diyerek sözlerini tamamladı.





