"Gidenler, gitmek istedikleri için değil; kalabilmek adına bütün demokratik yolları tükettikleri için yeni bir yol açtılar."

12 Eylül faşizmi, Türkiye demokrasisine ve toplumsal yaşama vurulan en büyük darbelerden biriydi. Darbeyi gerçekleştiren cunta, hazırladığı anayasayı halkoyuna sunmuş, ardından da devlet yönetimini kendi kuralları doğrultusunda şekillendirmişti.

1983 yılında siyasi partilerin kurulmasına izin verilse de demokrasi hâlâ askeri vesayetin ağır gölgesi altındaydı. Kimlerin parti kurucusu olacağına dahi Milli Güvenlik Konseyi karar veriyor, Kasım 1983 genel seçimlerine yalnızca Anavatan Partisi, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin katılmasına izin veriliyordu.

Sosyal demokrat seçmene hitap etmek amacıyla kurulan Halkçı Parti, SODEP'in seçimlere sokulmaması nedeniyle önemli bir destek buldu. Seçimlerden ANAP tek başına iktidar çıkarken, Halkçı Parti yüzde 30,3 oy alarak 117 milletvekili çıkardı. Dikkat çekici olan ise, bu oy oranına daha sonraki yıllarda SHP'nin, DSP'nin ve CHP'nin hiçbir genel seçimde ulaşamamış olmasıdır.

O yıllarda siyaset daha farklıydı. Genel başkanlar televizyon ekranlarında bir araya gelir, ülke meselelerini tartışırlardı. Necdet Calp'ın, Turgut Özal'ın Boğaziçi Köprüsü'nün satışıyla ilgili yaklaşımına verdiği "Boğaziçi Köprüsü'nü sattırmam" yanıtı, siyasi hafızada yer eden örneklerden biri olarak kaldı.

Birleşmelerin Hikâyesi

1984 yerel seçimlerinden sonra Halkçı Parti ile SODEP arasındaki birleşme süreci hızlandı ve 1985 yılında SHP kuruldu. Bülent Ecevit ise Demokratik Sol Parti ile bu sürecin dışında kalmayı tercih etti.

1992 yılında kapatılan siyasi partilerin yeniden açılmasının önünün açılmasıyla Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş eski partilerine döndüler.

CHP'de ise farklı bir tercih yapıldı. Son kurultayın delegeleriyle gerçekleştirilen kongrede Deniz Baykal ile Erol Tuncer yarıştı. Baykal, CHP'nin yeniden açılarak yoluna devam etmesini savunurken, Erol Tuncer sosyal demokrat hareketin SHP çatısı altında sürmesini öneriyordu. Delegeler Baykal'ın görüşünü benimsedi ve CHP yeniden siyaset sahnesindeki yerini aldı.

Ardından SHP'den çok sayıda milletvekili, belediye başkanı ve partili CHP'ye geçti. O dönemin sloganı hâlâ hafızalardadır: "Gümbür Gümbür CHP."

Ancak siyaset, sloganlarla şekillenmiyor.

1994 yerel seçimlerinde CHP yüzde 4, SHP ise yüzde 13 oy aldı. Bunun üzerine yeniden birleşme gündeme geldi. Sonuçta yüzde 13 oy alan SHP ile yüzde 4 oy alan CHP eşit koşullarda birleşti. Bana göre bu, siyasi matematik açısından izahı kolay bir tercih değildi.

Birleşme gerçekleşti, Deniz Baykal genel başkan seçildi. 1995 seçimlerinde CHP barajı aşmayı başardı ancak aldığı oy yüzde 10'un biraz üzerindeydi. Seçmen aslında sosyal demokrat siyasete önemli bir uyarıda bulunmuştu.

Bu uyarının en ağır sonucu ise 18 Nisan 1999 seçimlerinde yaşandı. Cumhuriyet'i kuran, çok partili siyasal yaşama geçişte öncü rol üstlenen CHP ilk kez Meclis dışında kaldı.

Bugünden geriye baktığımda görüyorum ki birleşmelerden beklenen sonuç alınamadı. Çünkü çoğu zaman birleşen fikirler değil, tabelalar oldu. Programlar, örgütlenme anlayışı ve siyaset üretme biçimleri üzerinde yeterince düşünülmedi.

21 Mayıs 2026

Aradan geçen yıllara rağmen Türkiye'nin demokrasi sınavı bitmedi.

Benim değerlendirmeme göre, 21 Mayıs 2026 tarihinde yaşananlar da siyasal tarihimizde ayrı bir kırılma noktasıdır.

21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir'in darbe girişimi başarısız olmuştu. 21 Mayıs 2026'da ise bu kez tanklarla değil, hukuk görüntüsü altında alınan bir kararla Cumhuriyet Halk Partisi'nin iradesine müdahale edildiğini düşünüyorum.

Yargı denetiminden geçmiş bir kurultayın sonuçları ortadan kaldırıldı; CHP'nin yönetimi Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki kayyum yönetimine bırakıldı. Ardından parti genel merkezinde yaşanan polis müdahaleleri, il ve ilçe örgütlerinin görevden alınması ve bazı milletvekillerine yönelik ihraç süreçleri, bana göre bu müdahalenin devamı niteliğindeydi.

Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel ve yol arkadaşları, bu yanlıştan dönülmesi için demokratik yolları sonuna kadar kullandılar. Olağanüstü kurultay için toplanan imzalar da sonuç vermedi. Buna rağmen kayyum yönetimi geri adım atmadı.

Umut Yeni Bir Adrese Taşındı

Siyasette bazen öyle anlar vardır ki kararları artık yalnızca yöneticiler değil, toplum verir.

Ben, bugün yaşanan süreci böyle okuyorum.

Seçmen, yalnızca seçim günü sandığa giden pasif bir kitle olmaktan çıktı; sürecin doğrudan öznesi hâline geldi. Özgür Özel'in Mart 2025'ten itibaren adım adım inşa ettiği liderliğe verilen toplumsal destek, yeni bir siyasi partinin doğmasına zemin hazırladı.

Gidenler, gitmek istedikleri için değil; kalabilmek adına bütün demokratik yolları tükettikleri için yeni bir yol açtılar.

Gerisini ise yine milletin iradesi belirleyecektir.