Sinemanın temel misyonu sadece görüntüler toplamak değil; saklanan gerçeklere bakılan bir vicdan aynası oluşturmaktır. Tıpkı Godard’ın estetik devriminde, Yılmaz Güney’in modern politik sinemasında ya da Ken Loach’un sınıfsal hakikati görünür kılan yalın anlatımında tanıklık ettiğimiz o sarsıcı ayna gibi.

2008 yılında Özcan Alper’in unutulmaz filmi Sonbahar üzerine yazdığım bir yazıda şöyle demiştim: “Acılar yarıştırılmaz biliyorum. Ancak ne zaman “12 Eylül” üzerine bir öykü, roman okusam veya bir film seyretsem, eserin edebi-estetik derinliğinden, değerinden, filmin sinematografik başarısından önce ne kadar hakikate sadık kaldığına bakıyor, sonra da kendi gerçekliğim(iz)le, yaşadıklarım(ız)la kıyaslıyorum. Gayri ihtiyari oluyor bu.”[i]

O gün Sonbahar’da dünya ile aramızda bir perde yoktu; Yusuf ile birlikte bakıyor, onun kederine doğrudan ortak oluyorduk. Yusuf’un sessizliğinde; kendi sürgünümüzü, yarım kalmışlığımızı ve 12 Eylül’ün soğuk dehlizlerinden süzülüp gelen o "namuslu itiraz cephesi"ni görüyorduk.

Özcan Alper’in Erken Kış (2025) filmini izledikten sonra Sonbahar’la kıyasladım ve o "içeriden" kurulan “sahi bağ”a ne oldu diye sormak istedim. Erken Kış, teknik yetkinliği ve "küresel göçmenlik" gibi yakıcı bir konuya eğilmesiyle şüphesiz önemli bir yapım. Leyla Tanlar’ın Lia karakterine hayat verirken sergilediği ve haklı olarak Antalya Altın Portakal'da "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüyle taçlanan performansına diyecek yok. Ancak mesele tam da burada düğümleniyor: Sonbahar’da Yusuf ile birlikte dünyaya bakarken; Erken Kış’ta kadını, yani Lia’yı, sadece erkeğin onu gördüğü kadar görebiliyoruz.

Ekrem Buğra Büte, Bianet’teki değerlendirmesinde filmi tam da bu noktadan okuyor: "Erken Kış, form olarak bir yol filmi. Arabanın içinde kapalı bir kutu olarak başlayan hikâye, film aktıkça kapağını aralayıp detayları açmaya başlıyor... Tüm bu öğeler Erken Kış ve Sonbahar arasındaki ortaklıkları artırıyor. Ayrışma ise anlatılanın kimin hikâyesi olduğuyla ilgili."[ii]

Büte’nin belirttiği bu "ayrışma", sinemasal bir "mesafelenme" olarak tarif edebileceğimiz durumun özeti. Sonbahar’da Yusuf’un acısı bizim acımızdı. Oysa Erken Kış’ta, özü itibarıyla yüzü geçmişe dönük bir hikâye anlatılırken, anlatının ağırlık merkezi erkek karakterin perspektifine hapsoluyor. Lia, hikâyenin kendi özgün sesine ve bağımsız bir varoluşa sahip olmaktan ziyade, erkeğin dünyasında bir imge, bir yansıma olarak kalıyor. Erkeğin algısı ne kadarına izin verirse, o kadarını görebiliyoruz.

Bu durum, yönetmenin politik bir "içeriden bakıştan", estetik bir "gözlemci mesafesine" evrildiğini düşündürüyor. Sonbahar’daki insanla, tarihle ve hafızayla kurulan o katmanlı ilişkinin ruhu, bu yeni anlatı biçiminde biraz sönümleniyor. Teknik olarak daha "olgun" bir sinema dili görüyor olabiliriz ama Sonbahar’daki o "vefa duruşu"nun yarattığı sarsıcı hakikat, bu yeni estetikte daha çok "seyirlik" bir hale dönüşüyor. Bence asıl mesele yalnızca kimin hikâyesinin anlatıldığı değil; o hikâyeye hangi mesafeden bakıldığıdır. Ve sinemada "öteki" olanla (kadınla, göçmenle, mağdurla) kurulacak bağ, o "birlikte bakabilme" cesaretinden geçer?

Özcan Alper Sonbahar’ı yapmasaydı bunları konuşmaz, kıyaslamazdık belki.

Sonuçta Erken Kış, hakkını teslim edelim, sinematografik bir başarı, izlemenizi öneriyorum; ancak Sonbahar’ın o duyarlı ve içeriden ruhunu bu filmde bulmak zor.

Son söz de yine Büte’den olsun: “Erken Kış, hikâyesi erken bitmiş bir kuşağın karamsar bir kapanış perdesi olarak yerleşiyor zihinlerimize şimdilik. Sonbaharı erken gelmişlerin ikinci bahar hasreti, erken bir kışla sonuçlanıyor. Biz seyirciler de Liaların hikâyelerini dinleme arzusuyla bekliyoruz. Belki ilkyazlar da oradadır diye düşünerek. “[iii]

Film Künyesi:

Filmin Adı: Erken Kış, Yönetmen: Özcan Alper Senaryo: Özcan Alper, Uğur Aydedim / Oyuncular: Timuçin Esen, Leyla Tanlar, Nastya Bogdanova, İdil Yener, Murat Kılıç, Umay Anadolu Kaboğlu / Görüntü Yönetmeni: Yağız Yavru / Müzik: Erdem Helvacıoğlu / Yapımcılar: Emre Oskay, Soner Alper / Yapım Şirketleri: Sky Films, Nar Film / Yapım Yılı - Vizyon Tarihi: 2025 / 28 Kasım 2025 / Tür - Süre: Dram / 91 Dakika / Ödüller: 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali - En İyi Kadın Oyuncu (Leyla Tanlar)


[i] https://sendika.org/2009/01/sonbahar-filmi-hakkinda-ya-da-acilar-yaristirilmaz-adil-okay-27677

[ii] https://bianet.org/yazi/erken-kis-anlatilan-kimin-hikayesi-313970

[iii] A.g.y.