Ellerini güneş gibi ısıtan birini bulduğunda, yanıkları da göze alıyor insan, peki ya sen? Hangi gereksiz detaylarda boğulup bir geleceği ayaklar altına almayı başardın söyle! Hani kahramanımdın, hani gerçektin, hani doğru kişi sendin! Bazen inanmanın acizliğine kapılıyor insan! Sonra vazgeçiyorsun işte! Hep yarı yolda bırakılma duygusu içindeki çocuk yanlarını da eritiyor. Hani hep derler ya azizim inanmak lazım, YALAN! İnandıkça batıyorsun işte o çukura, nefessiz kalmak nasıl bir şey iste o zaman anlıyorsun! Sonra kayboluyorsun birden puff! Kuraklıkta edilen yağmur duası gibi, ne kadar seversem seveyim, biliyorum ki bana yağmayacaksın.  O zaman söyle ne zaman kim için çabalamalı insan?

Hala boynunda dudaklarım için bir yer kalmadıysa, yazık olur o kadar gidilmiş yolları yeniden arşınlamaya. Zaten ilerleyemiyorsa birileri sürekli yanlışa düşmekten, o zaman anlıyor insan yine yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde, yanlış biriylesin! Ah Tanrım bazı kulların çok sakar! Yine de giderken her şeyi götürdün madem, uykularımı bıraksaydın bana. Bak yine gözaltlarım morarıyor. Kefensiz bir ölü gibi yüreğim, nereye gömsem her rüzgârda üzeri açılıyor acılarımın. Üflesen de geçmeyecek kadar derin yaralarım var benim ısrarla göremediğin. Oysa ben sandım ki her şey biter sen başlarsın, lakin sen bittin daha içtiğimiz kahveler soğumadan. Yazık. Sahilde yalnız kaldı yine iki iskemle, bir kitap ve bir kadeh şarap. Hayallerimizi saymıyorum bile. Yine başladığım yere dadanıyor acılar, yüreğime. Bir görsen nasıl saldırıyor ipe sapa gelmez rüyalar. Ağzımda sana dair nöbetleşe dönüp duran küfürler bitmek bilmiyor. Şiirlerimin başını bekleyen bir zanlı gibi yokluğun! Ve bu kez ben düşüyorum, ayağımda prangalar! Oysa tabağımda bıraktığın her kırıntı kadar ağlamıştım ardından. Yanlış anlama yokluğuna değil, aptallığıma! İnanmanın sarhoş edici karanlığına!

Senle beni toplayınca hiçbir zaman çift edemiyormuşuz madem, o zaman kahrolsun matematik! Biliyorum, sumen altı edilmiş duygularla çarpmak lazımdı hayatı, bu gereksiz söylemlerle değil. Geçmeliydim inadına bu sınıfı! Yâda küçük bir saate sığdırılmamalıydı bir ömre adanmış hikâyeler. Anlamalıydın, ama yok işte! Masal bitmeden kitabı kapatıp, mutsuz sonlara uyanmak gibi derin bir çaba içerisinde olmak neyi kurtardı ki hayatında. İyi halt ettin. Kal orda gerçi! Yüzümden çaldığın gülüşlerimi iyi harca bari öyle kolay olmamıştı kazanmak! Adrese teslim edilmemiş bir mutluluk gibi kaldıkça bayatlıyordum sende!

eee-5

Kendi hikâyemi kendim yazıyorum sanmıştım. İnatla beklemiştim seni, sen gelmemiştin. Gelmeyişini aşk zannetmişim ne tuhaf! Oysa ben her seferinde koşarak geldim sana, sense uzun yolculuklarda pencereden bakarken kaybettin bizi! Yüreğimdeki tüm duyguları süpürdün farkında olmadan, sen adına temizlik dedin bense katliam. Masum değildi ellerin biliyorum, yine de bile bile aldandım sana. Yani anlayacağın yazdığım hiçbir romanda kavuşmuyor ellerimiz. Ne yani şimdi kalemlere de mi küseceğim gittiğin için. Gitme! Sen yine de gitme, bana kal. Çünkü ben nefret ederken de seviyordum seni, uyumuşken, unutmuşken, hatta seni tanımadan öncede seviyordum, geleceğini bilmeden önce bekliyordum, yazmıştım sana. Müsaadesiz girebileceğin bir yer değildi yüreğim, bile bile aldanmıştım sana. Bilerek unutmuştum kapıda anahtarı. Şimdi gir içeri ve kapıyı kapat, istersen kır bütün anahtarları, senden başka kimseyi beklemiyorum anla! Sus diyorsun ya bana, “bi sus bi sus!” Sustum ben ama ayaklanıyor tüm cümlelerim. Sen yine de korkma! Hastalıkta ve sağlıkta demedik ki sevgili, uzakta ve yüreğimde olmana da razıyım, hepsi bu…!

Gülay MORGÜL