Aslında böyle bir konuya başlarken, 2024 yılında bile hâlâ feminizmi tanımlamak zorunda olmamız gerektiğini üzülerek fark ediyorum. Feminizm kendi içinde farklı onlarca akıma dönüşürken, bugün çoğu toplumda eşitiği sağlayamamış bulunmaktayız.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından hazırlanan Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nun 2023 verilerine göre ise, tam eşitliğe ulaşabilmemiz, 131 yıl sürecek (1). Bugün bile birçok ülkede hakimiyetini süren heteronormatif* ve ataerkil* yapıyı görmezden gelemeyiz. Anlatmaktan, anlaşılmaya çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz. Feminizmden bahsederken kesişimselliği ele almadan geçemeyiz.

Herkes için kesişimsel feminizm!

Üçüncü dalga feminizm 1990’lı yıllarda başlarken, kesişimsellik kavramı 1989 yılında ilk kez Profesör Kimberlé Crenshaw tarafından kullanıldı (2). Kesişimsel feminizm, özünde cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel kimlik, eğitim durumu, etnisite, sosyoekonomik statü, engellilik ve yaş gibi faktörleri  ayırmadan, kişileri bir bütün olarak ele almayı, buradan yola çıkarak kişilerin birden fazla alandaki dezavantajlarını göz önünde bulunmayı savunur. Profesör Kimberlé Crenshaw ise bu terimi ilk olarak, Afrikan Amerikan kadınların hem ırkçılığa, hem de cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldıklarını göstermek için kullanmıştır.

S E Ç İ M

Neden kesişimsel feminizm?

Ana akım medya başta olmak üzere tüketmekte olduğumuz birçok farklı içeriğe bakıldığında, beyaz feminizmin yer edindiğini görebiliriz. Daha açıklayıcı olmak gerekirse, beyaz feminizm, beyaz ırktan, üst sınıf, cis hetero, ayrıcalıklı kadınların düşüncelerini evrenselleştirmeyi amaçlar. Öte yandan, daha dezavantajlı, marjinal grupları desteklemek konusunda bir adım geride, kısır kalır.

Bu yıl 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’ne denk gelen bir tiyatro izlemeye gittim. Tiyatro oyunu oldukça yoğun hislerle bir kadının direnişini ve kendi zincirlerinden kurtulma yolculuğunu konu alıyordu. Daha sonrasında ise bu tek kişilik oyunda yer alan, televizyonlardan da tanıdığımız tiyatro oyuncusu kadının söyleşisini dinledik. Kadın, sorulan soruların birine verdiği cevapta ise kendisini bir feminist olarak tanımlamadığını ve “kocasını sevdiğini” belirtti. Feminizmi bu kadar basite indirgeyemeyiz. Oyundaki kadının hayat hikayesi feminist isyanın önemli bir sembolüydü. Seyircilerden biri izin isteyip benden önce davranıp o soruyu sordu: “Neden kendinizi feminist olarak tanımlamıyorsunuz? Feminizm kötü bir şey mi? Feminizm kocanızı sevmemek mi?”

Kadın ise gülerek, kendisinin “feminizm algısı” ile ters düştüğünü, bu yüzden feminist olmadığını söyledi. Ancak ikilem buruk bir hal alıyor. Başarılı ve tüyler ürpertici bu performansın ardından gelen açıklamalardan sonra kendimce bir soruyla ayrıldım oradan: “Feminist bir tiyatro oyunu oynamak için, feminist olmak mı gerekiyor?”. Ne yazık ki, bu soruya cevap bulamıyorum.

Hayatı anlatılan kadın, Müslüman bir ülkede ayakta durmaya çalışan, Orta Doğu’lu, baskıya boyun eğmeyen biriydi. İşte tam bu noktada kesişimsel feminizme ihtiyaç doğuyor, anlatabiliyor muyum dostlarım? Kesişimsel feminizm herkes içindir.

Feminizm 101: Bilmeyenler için ev ödevi! Bugün aşağıdakilere bir göz atın derim!

*heteronormatif nedir?

*ataerkillik (patriyarka) nedir?

(1)  https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2023/in-full/benchmarking-gender-gaps-2023/

(2)  https://chicagounbound.uchicago.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1052&context=uclf

(3)  Görsel: https://glasgowguardian.co.uk/2018/12/13/intersectional-feminism-at-glasgow-arts-fest/