Suriye Yüksek Alevi Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal, yayımladığı kapsamlı açıklamada Suriye’de yürütülen sürecin gerçek bir ulusal uzlaşı olmadığını belirterek, halkın kanı ve iradesi üzerinden inşa edilen hiçbir düzenin meşru olmayacağını vurguladı. Gazal, yarım çözümlerin istikrar değil yeni kırılmalar üreteceği uyarısında bulundu.
Şeyh Gazal Gazal Uyardı: “Yarım Çözümler Yeni Kırılmalar Doğurur”
Suriye Yüksek Alevi Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal, Suriye’de yaşanan güncel siyasal ve toplumsal gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamasında, yürütülen sürecin fiili bir dayatmaya dayandığını ifade eden Gazal, halkın taleplerini esas almayan müzakerelerin kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirtti. “Bu dava ne bölünür ne de pazarlık konusu yapılır” diyen Gazal, hakların lütufla değil hukuk ve siyaset zemininde eksiksiz biçimde alınması gerektiğini vurguladı.
Şeyh Gazal Gazal’ın Açıklamasının Tam Metni
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Allah’ın salât ve selâmı, Efendimiz Muhammed’e, onun tertemiz ve pâk Ehl-i Beyt’ine ve seçkin sahabelerine olsun.
Yüce Allah, Kerîm Kitap’ta şöyle buyurmaktadır:
“Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlam söz üzerinde sabit kılar; zalimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.”
Selamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Biz, sınırları ve mahiyeti açık, pazarlığa ve bölünmeye kapalı bir davanın sahipleriyiz. Bu dava, bir halkın davasıdır; ne parçalanmayı kabul eder ne de alınıp satılmayı.
Onu ne kadar kişiselleştirmeye ya da daraltmaya çalışsanız da; ne kadar yok saydığınızı iddia etseniz, varlığımızı yeryüzünün en ücra köşelerine sürgün ettiğinizi söyleseniz de; ne kadar isimlere, devletlere ya da gruplara bağlayarak onların yokluğuyla yok etmeye, varlıklarıyla sınırlamaya uğraşsanız da bu dava, bir konuşmayla başlamamış, bir vaatle de sona ermeyecektir.
Bu dava; zulümle akıtılan ilk masum kanla doğmuş, hak gasp edildiği ve adalet yok sayıldığı sürece varlığını sürdürecektir. Bu topraklarda onurlu, özgür ve asil bir can nefes aldığı müddetçe de bitmeyecektir.
Kanı ve sözü olanlar, bu davanın gerçek ve meşru sahipleridir. Meydanlara çıkarak haklarını talep edenler, bu davanın asli öznesidir. On binlerce tutuklu, kayıp sivil ve asker, akıbeti bilinmeyen insanlar varken; onların iradesiyle tüm dengeler altüst olmuştur.
Bu halk, pazarlık masalarında alınıp satılacak bir unsur olmadığını, hiçbir zaman denklemde önemsiz ya da geçici bir figür olmadığını açık biçimde göstermiştir. Siz ise onların sesini ancak susturarak; şeyhleri, âlimleri, aydınları ve sözünden dönmeyen sivil insanları tutuklayarak bastırabildiniz. Böylece baskıcı yönetimin gerçek yüzü siz oldunuz; biz ise köklü, direngen ve asli bir halk olarak kaldık.
Bugün yaşananlar ne bir ulusal uzlaşmadır ne de gerçek bir ortaklıktır. Bu, fiili bir güç tarafından dayatılan ve adına “meşruiyet” denilen bir yönetim biçimidir. Bu yapı, hiçbir Suriyeli bileşenle kalıcı ve istikrarlı bir ilişki kuramamış; içerde her alanda ağır bir başarısızlık yaşamasına rağmen, dışarıda kendini her ne pahasına olursa olsun kabul ettirmeye çalışmaktadır.
Bu iktidar, toplumu meşruiyetin kaynağı olarak değil, pazarlık unsuru olarak görmektedir. Sabit bir anlayışla, toplumsal bileşenleri sırayla hedef almaktadır. Bunun son örneği Kürtlere yönelik saldırılar olmuş, ardından Şam’ın asli halkı hedef haline getirilmiştir.
Bir gün “güvenlik” ve “terörle mücadele” adıyla,
bir gün “devletin birliği” ve “bölünmeyi önleme” gerekçesiyle,
bir gün “silah ve milislerle mücadele” bahanesiyle,
bir gün de “özgürleştirme” söylemi altında…
Sonuç değişmemiştir: Sayısız hak ihlali, bitmeyen katliamlar ve askıda bırakılan temel haklar. Güvenlik; hukuk ve yurttaşlık temelinde değil, denetim ve tahakküm ihtiyacına göre verilip geri alınmaktadır.
Bu nedenle; halkın gerçek taleplerine dayanmayan, toplumun çoğunluğunun ortaya koyduğu köklü çözümleri esas almayan hiçbir vaat ve müzakerenin fiili bir değeri yoktur. Bunlar istikrar üretmez, yalnızca daha büyük kırılmaları erteler.
Bu bilinçle tutumumuzu açık ve sorumlu bir biçimde ilan ediyoruz. Biz ne gerilimi körüklüyoruz ne de tehdit dili kullanıyoruz. Ancak kanımız üzerinden yürütülen hiçbir uzlaşmayı kabul etmiyoruz. Yarım çözümleri reddediyoruz. “Reform” ve “istikrar” başlıkları altında suçun aklanmasına razı olmayacağız.
Sınırlarımız nettir:
Biz ne bir örtü olacağız,
ne bir yakıt,
ne de bir devlet inşa etmeyi başaramamış bir düzenin rehinesi.
Varlık, güvenlik ve ortaklık; ahlaki talepler değil, eksiksiz biçimde geri alınması gereken hukuki ve siyasi haklardır. Bu haklar ne bir lütufla ne de pazarlıkla elde edilir.
Bu sözümüzü; onca acıya rağmen bir şan arayışıyla değil, hakka ve emanete bağlılıkla söylüyoruz. Unutulmayacak bir kana sadakatle, pazarlık konusu edilemeyecek bir onurun ve silinemeyecek bir tarihin tanıklığıyla…
Selamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.




