“Yurt düşmanlarının entrikalarına karşı çıkmaktan vazgeçmem, yurdumun yıkıntılara sürüklenmesine alkış tutmam. Gerekirse: Emredin ne emrederseniz, yok edin beni, özgürlük yok olmadan!” — Maximilien Robespierre

Marat'nın Ölümü (1793), Jacques-Louis David’in tuval üzerine yağlı boya bir eserdir. Eserin detaylarına inmeden önce, ressamı ve bu eseri doğuran tarihsel bağlamı anlamak gerekir.

Jacques-Louis David (1748–1825), Neoklasizmin öncüsü olarak sanat tarihinin en önemli isimlerinden biriydi. O sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda Fransız Devriminin aktif bir savunucusuydu. Metinde gördüğümüz Jean-Paul Marat ve devrimin radikal ismi Maximilien Robespierre ressamın en yakın dostlarıydı. David’in devrime olan bağlılığı o kadar derindi ki, Robespierre'in devrilmesiyle o da hapse atılmıştı.

"Sokrates'in Ölümü" ve "Napolyon'un Taç Giyme Töreni" gibi dev eserlere imza atan David, bu yazının odak noktası olan tablosunda ise: Yakın dostu ve devrimci lider Jean-Paul Marat’ın trajik ölümünü betimliyor.

Jean-Paul Marat (1743–1793):

Marat; sadece bir bilim insanı ve hekim değil, aynı zamanda devrimin gidişatını belirleyen radikal bir gazeteci ve siyaset kuramcısıydı. Ancak bu keskin duruşu, ona hem hayattayken hem de ölümünden sonra pek çok düşman kazandırdı. Server Tanilli’nin de belirttiği gibi Marat, tarihe "devrimci şiddetin havarilerinden biri" olarak geçti.

Marat’tan bahsetmek, 1789 Fransız Devriminin ruhundan bahsetmektir. O; romandan denemeye, köşe yazılarından kuramsal felsefeye kadar tüm ömrünü halkın kurtuluşu için devrimci bir irade oluşturmaya adadı. Londra’da yayımlanan "Köleliğin Zincirleri" adlı eserinde başkaldırı ve şiddet kuramını geliştiren Marat, her şeyden önce halkın öfkesini örgütleyen bir figürdü. Bu amaçla çıkardığı "Halkın Dostu" (L'Ami du peuple) gazetesi, devrimin en keskin sesi oldu.

Yeraltından Konvansiyon’a Uzanan Mücadele

1789’da Paris halkını ayaklanmaya hazırlayan Marat, aktif katılımı nedeniyle uzun süre yeraltında gizlenmek zorunda kaldı. 17 Temmuz 1791'deki Champ de Mars Katliamı sonrası baskılar artınca sürgüne gönderildi. Ancak mücadelesinden vazgeçmedi, 10 Ağustos 1792 ayaklanması ve monarşinin çöküşüne dek Robespierre ile omuz omuza durdu.

2 Eylül 1792'de hapishanelerdeki mahkûmlara yönelik gerçekleştirilen Eylül Katliamları sırasında Paris Komünü Denetleme Komitesindeydi ve bu kıyımı açıkça destekliyordu. Tüm bu sürecin sonunda, 9 Eylül 1792’de olağanüstü meclis olan Konvansiyon’a Paris Milletvekili olarak seçilerek siyasi gücünü resmileştirdi.

Devrimin Kutupları

Fransız Devrimi'nde birbiriyle çatışan pek çok kesim vardı. Paris yoksullarının radikal temsilcileri kendilerine "Enragés" (Öfkeliler) derken onlara yakın duran Hébertistler devrimin en sert kanadını oluşturuyordu. Ancak asıl büyük kopuş, devrimi "ilerleme" olarak gören üst kesim temsilcileri arasında yaşandı. Jakobenler (Dağlılar/Montagnards): Marat ve Robespierre’in de içinde bulunduğu, radikal ilerlemeci kanat. Jirondenler: Liberal ve daha ılımlı ilerlemeciler.

Jirondenler, Marat ve arkadaşlarını diktatörlük heveslisi olmakla suçlarken Marat, "Cumhuriyet’in selameti" için geçici bir diktatörlüğün zorunlu olduğunu savunuyordu. 19 Ekim’de yankı uyandıran söylevinde Kral’ın idamından yana tavır alarak safını kesinleştirdi.

Giyotinin Gölgesinde "Terör Dönemi"

Jakobenlerin iktidarı ele geçirmesiyle Fransa, on ay sürecek olan "Terör Dönemi"ne girdi. Kral XVI. Louis ve Kraliçe Marie Antoinette giyotine gönderildi. Devrim mahkemeleri, "iç düşman" ilan edilen herkesi birer birer ölüme mahkûm etti. Ancak bu sert dalga, karşı atağı da beraberinde getirdi: Beyaz Terör! Anti-Jakoben olan bu tepki, Robespierre dâhil pek çok Jakoben lideri ortadan kaldırdı. Bu kaotik süreç, domino taşı etkisiyle Napolyon’un yükselişini ve ardından "Kutsal İttifak" dönemini getirdi.

Bu dönemin atmosferini, halkın öfkesini ve giyotinin yarattığı o dehşeti en iyi anlatan edebiyat eserlerinden biri de şüphesiz Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi romanıdır. Dickens, devrimin hem umuda hem de nasıl bir yıkıma dönüştüğünü anlatırken Paris sokaklarındaki çelişkiyi gözler önüne serer.

Marat’ın Ölümü

Tüm bu siyasi kasırganın ortasında Marat, vücudunu saran ağır bir cilt hastalığıyla da mücadele ediyordu. Bu hastalık ona, devrim esnasında askerlerden kaçarken uzun süre saklandığı yeraltındaki kanalizasyon çukurlarından kalmıştı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte sürekli ateş, döküntüler ve dinmek bilmeyen kaşıntıların işkencesi altındaydı.

Marat; bu dayanılmaz acılardan korunmak adına, bezi sirkeye batırıp başına sararak günün büyük bir bölümünü küvette, suyun içinde geçirmek zorundaydı. Zuhal Başbuğ’un da belirttiği gibi; bu büyük devrimci, hastalığı sebebiyle kongreye haftalarca gidememiş, gazetesi için ancak birkaç yazı kaleme alabilmişti. O, halkı için yürüttüğü çalışmalarına evindeki bu küvetin içinde devam ediyordu.

Jean-Paul Marat; banyosunda rahatlamak için çekildiği köşesinde, gazete haberlerinin ilk baskılarını düzelttiği esnada bir saldırıya uğradı. Yardım isteme bahanesiyle evine giren soylu bir ailenin kızı Charlotte Corday tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

J.J. Rousseau’nun ateşli bir okuyucusu olan ancak Jirondenleri destekleyen Corday, yaşanan tüm karmaşanın sorumlusu olarak gördüğü Marat’ı öldürmekten çekinmemişti. Suikastın ardından Corday giyotine gönderildi. Marat ise sağlığını, ömrünü ve en sonunda hayatını feda ettiği halkı tarafından gerçek bir kahramana dönüştü.

Tablo Detayı

Jacques-Louis David, Marat’nın Ölümü tablosunda cinayet mahallini resmetmiştir. Resme baktığınızda Rönesans döneminin ışık ve renk kompozisyonunun modern bir yorumunu görürsünüz. Marat’ın küvetin kenarından aşağı sarkan kolu; Michelangelo'nun Pieta heykelindeki veya Caravaggio’nun İsa’nın Mezara Konuluşu eserindeki İsa figürünü andırır. Bu benzerlik tesadüf değildir. David, Marat’a adeta dini bir kutsallık atfetmiştir.

Resmin yarısını kaplayan hafif aydınlatılmış boşluk, ışığı doğrudan Marat’ın yüzüne ve omuzlarına yönlendirir. David, Marat’ın deri hastalığının neden olduğu tüm deformasyonları gizleyerek onu pürüzsüz ve temiz bir tenle resmetmiştir. Bu sahne, bir cinayetten ziyade Orta Çağ tablolarındaki bir "havari"nin huzurlu vedasını andırır.

Tablodaki detaylar, Marat’ın yüceliğini perçinlemek için titizlikle yerleştirilmiştir: Marat’ın çalışma masası olarak kullandığı basit tahta kutu, mezar taşını andırmaktadır ve üzerinde mütevazı bir ithaf yer alır: “Marat’a David'den”. Suç aleti olan kanlı bıçak yerdedir; ancak Marat, kalemi elinden bırakmamıştır ve kalem bıçak ile aynı hizadadır. Marat'ın elindeki kâğıt parçası, Charlotte Corday’ın içeri girmek için kullandığı sahte dilekçedir. Üzerinde yaklaşık olarak şu ifadeler yer alır: "13 Temmuz 1793... Yurttaş Marat, çok mutsuz olduğum için sizin hayırseverliğinize güvenmeye ihtiyacım var." David burada Marat’ı, kendisine tuzak kuran birine dahi yardım etmeye çalışan "iyiliksever bir kurban" olarak kurgular. Bu küçük not, Marat’ın halkın gözündeki yerini daha da yüce bir seviyeye taşır.

Halk Kahramanından İmparatorun Ressamına

Jacques-Louis David’in sanat kariyeri bu tabloyla sınırlı kalmadı. Dostu Marat’ı bir halk kahramanı olarak yücelten David, yıllar sonra Napolyon’un resmî ressamı olacak ve bu kez bir imparatoru kutsayacaktır. Bu durum, Fransız Devriminin trajik dönüşümünü ve tarihsel çelişkilerini gösteren en somut örneklerden biridir.

Fransız Devriminden sonra dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Paris Komünü'nden Sovyetlere uzanan süreçte, işçi sınıfı sahneye çıkmış, insan hakları ve emek mücadelesi tarihin ana ekseni haline gelmiştir.

Marksist perspektifte Marat’ın da parçası olduğu Jakoben deneyimi, işçi sınıfının iktidarı ele geçirme mücadelesi için bir "laboratuvar" olarak görülür. Lenin’e göre, Jakobenizm, sınıf bilincine sahip halkın iktidarı devrimci şiddetle ele geçirmesidir. Burjuvazinin ondan nefret etmesi, küçük burjuvazinin ise korkması bu yüzdendir ve doğaldır. Troçki’ye göre Komünistler, Jakobenizmin tarihsel sınırlarını eleştirseler de onların kahramanlığını ve tutkusunu "kutsal bir miras" olarak korurlar. Louis Bonapart’in 18 Brumaire’i esrinde Marx, 1848 devrimcilerinin Jakobenleri nasıl taklit ettiğini anlatır ve Jakobenizmin sınıfsal sınırlarını analiz eder. Kısacası Jakobenizm; Marksist literatürde burjuva devriminin en ileri aşaması, proleter devrimin ise kendi yolunu çizmek için kullandığı devrimci bir öncü deneyimdir.

David’in fırçasından çıkan bu sahne; devrimin sadece meydanlarda değil sokaklarda, yeraltında, gazete sayfalarında ve insan zihnindeki çelişkilerde yaşandığını kanıtlar. Tarih, bize ezberletilen kuru bilgilerden ibaret değildir; arkasında Marat gibi acı çeken bedenleri, Corday gibi radikal inançları ve David gibi siyasi manevraları barındırır. Bu yüzden tarih; geçmişin tozlu bir kaydı değil, bugünü ve geleceği inşa ederken bakmamız gereken en canlı aynadır.

Sonuç olarak "Marat’ın Ölümü" tablosu bize tarihin sadece kronolojik bir ezberden ibaret olmadığını gösterirken Fransız Devrimi de üzerinden yüzyıllar geçse de bizlere hâlâ çok şey öğretmeye devam eder. Tarih, basit bir olaylar dizisi değil, her olayın bir sonrakini doğurduğu ve birbirini kapsayarak dönüştüğü devasa bir birikimdir.

Türkiye'nin emekçi halkları olarak bizlerin; Fransız Devrimi'nden Sovyetlere, İttihatçılıktan Kemalizm'e ve bugünün karşı devrim süreçlerine kadar her aşamadan çıkaracağı dersler bulunmaktadır. Troçki’nin söylemindeki gibi bizler de dünya sınıf mücadeleleri tarihini doğru okumalıyız. Kendi topraklarımızın tarihini "kutsallaştırmaktan" ya da "toptan reddetmekten" vazgeçerek objektif bir sınıfsal eleştiriyle, tarihsel sınırlılıklar ve toplumsal çelişkilerle yüzleşerek öncü bir deneyim haline getirmeliyiz.

Bugün, ‘muhalefetçilik’ oynayan ve bundan nemalanan, düzen siyasetinin parçası olmaktan öteye gidemeyen içimizdeki Jirondenleri defederek kendi mücadelemizin teorisine kararlılıkla sahip çıkmak ertelenemez bir zorunluluktur.

Kaynakça:

1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Marat%27n%C4%B1n_%C3%96l%C3%BCm%C3%BC

2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Paul_Marat

3. https://tr.wikipedia.org/wiki/Le_Sacre_de_Napol%C3%A9on

4. Fransız Devrimci Jean Paul Marat’ın Ölümünün Sanat Eserlerine Yansıması, Makale, Zuhal BAŞBUĞ,

5. Sonuçlar ve Beklentiler, L. Trotsky,

6. "Jakobenizm" İşçi Sınıfını Korkutabilir mi?, V. İ. Lenin,

7. Ne Yapmalı?, V. İ. Lenin

8. Fransız Devriminden Portreler, Server Tanilli

9. Louis Bonapart’in 18 Brumaire’i, K. Marx