21 Şubat Uluslararası Anadili Günü her yıl kutlanmaktadır. Ancak bu kutlama çoğu zaman sembolik düzeyde kalmaktadır. Çukurova Arapçası gibi diller gündelik yaşamda varlığını sınırlı olarak sürdürmektedir fakat temel ve üniversite eğitim ve kamusal alan içinde sistemli bir destek görmemektedir. Devletin bu dışta bırakılma sürecini görmesi gerekmektedir. Bu noktada Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu politikalarının tartışılması gerekmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı eğitim programlarını hazırlamaktadır ve öğretim dilini belirlemektedir. Türkiye’de Kürtçe, Adigece, Abazaca, Lazca, Gürcüce, Boşnakça ve Arnavutçanın yaşayan diller olarak eğitim sistemine seçmeli olarak dâhil edilmiştir. Bu oldukça önemli bir gelişmedir. Fakat Çukurova Arapçasının da en kısa sürede eğitim sistemine dâhil edilmesi gerekmektedir. Çukurova Arapçasını büyük oranda yaşlı bireyler konuştuğu için yeni nesillere aktarılamamaktadır. Hatay, Adana, Tarsus ve Mersin bölgelerinde yapılan etkinlikler ve araştırmalar eğitim sistemine ve üniversite eğitim sistemine dâhil edilirse çocukların ve gençlerin ciddi bir şekilde talep göstereceği yönündedir. Bu bölgelerde sivil toplum kuruluşları her ne kadar yerel düzeyde dilin yaşaması etkinlikler düzenlese de etkililiği sınırlı kalmaktadır. Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyeliğini görevini sürdüren Prof.Dr. Muna Yüceol Özezen’in Çukurova Arapçası için Latin harfleri ile eğitim önerisi bu dilin kuşaktan kuşağa aktarılmasını hızlandıracaktır. Maltaca, bu anlamda önümüzde somut bir örnek olarak durmaktadır. Maltaca, Sicilya Arapçası olup Sami dillerine bağlı bir Arapçadır. Maltaca, Standart ve resmî Latin alfabesine geçiş ise 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında gerçekleşmiştir. 1920’lerde yazım sistemi resmî olarak düzenlenmiş, 1934 yılında Maltaca Malta’nın resmî dillerinden biri olarak kabul edilmiştir ve Latin alfabesi standartlaştırılmıştır. Bu örnek, dil ile alfabenin aynı şey olmadığını göstermektedir. Bir dil Arapça kökenli olabilir ancak Latin alfabesiyle yazılabilir. Bu durum dilin kimliğini ortadan kaldırmamaktadır. Prof.Dr. Muna Yüceol Özezen’in dediği gibi Çukurova Arapçası bağlamında Latin alfabesi önerisi, dili görünür kılma ve yazılı kültür alanına taşıma amacı taşımaktadır. Bu öneri, dilin kamusal alanda meşruiyet kazanmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu süreç topluluk onayı, dilbilimsel çalışma ve pedagojik planlama gerektirmektedir. Standart bir yazım sistemi oluşturulurken ses özellikleri dikkate alınmalı, ağız çeşitliliği göz önünde bulundurulmalı ve konuşur topluluğun görüşü alınmalıdır.

Yükseköğretim Kurulu üniversitelerin programlarını düzenlemektedir ve akademik alanın çerçevesini çizmektedir. Ancak bu diller üzerine araştırma merkezleri açılması konusunda yeterli teşvik sağlamamaktadır. Çukurova Arapçası üzerine sistematik dilbilgisi, sözlük ve arşiv çalışmaları sınırlı kalmaktadır. Bu durum akademik tanınmayı zayıflatmaktadır ve dilin bilimsel statüsünü belirsiz bırakmaktadır. Devlet politikası bir dili doğrudan yasaklamasa bile desteklemediğinde dolaylı bir dışlama üretmektedir. MEB yaşayan dillere seçmeli ders imkânı sunmaktadır ve çok acil bir gündemle Çukurova Arapçası müfredata eklenmelidir. Fakat YÖK üniversitelerde bu dillerin öğretimi için kadro planlaması yapmamaktadır. Bu eksiklikler dilin kuşaklar arası aktarımını zayıflatmaktadır.

Oysa dünyada dil canlandırma örnekleri farklı bir yaklaşım göstermektedir. Devletler erken yaşta yoğun dil eğitimi uygulamaktadır. Üniversiteler arşiv merkezleri ve lisans/yüksek lisans enstitüleri kurmalıdır. Topluluk temelli projeler desteklenmektedir. Türkiye’de ise diller kültürel zenginlik olarak anılmaktadır fakat yapısal, akademik ve finansal destek mekanizması oluşturulmamaktadır.

Çukurova Arapçasının yaşatılması için öncelikle sözlü tarih projeleri başlatılmalıdır. Yaşlı kuşakların anlatıları kayıt altına alınmalıdır. Dilbilgisi ve sözlük çalışmaları desteklenmelidir. Okul öncesi düzeyde dil yuvası modeli tartışılmalıdır. Üniversitelerde Çukurova Arapçası için enstitüler, bölümler ve araştırma merkezleri kurulmalıdır. Bu adımlar atılmadıkça 21 Şubat yalnızca bir takvim günü olarak kalacaktır.

Çukurova Arapçası meselesi yalnızca bir dil meselesi değildir. Bu mesele kültürel hafıza ile ilgilidir. Bu mesele eşit yurttaşlık ile ilgilidir. MEB ve YÖK politikaları çoğulculuğu güçlendirmediği sürece bu diller kamusal alanda zayıflamaya devam edecektir. Gerçek bir anadili politikası sembolik beyanlarla değil, kurumsal düzenlemelerle mümkün olacaktır.

Kaynakça

Özezen, M. Y. (2018). Arapçayı lehçe düzeyinde ve Latin esaslı bir alfabeyle yazma ve öğretme: Cukurova Arapçası örneği. The Journal of Mesopotamian Studies, 3(2), 95-108.