21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde Selman-ı Pak Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” paneline yoğun katılım gerçekleşti. Panelde anadilin pedagojik, psikolojik ve kültürel boyutları tartışılırken, salondan Kürtçe sorular yöneltildi, Kürtçe şiir okundu.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.34

Eğitim Sen Adana Şubesi, İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi ve Adana Alevi Platformu tarafından 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında düzenlenen “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” paneli, Selman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Akademisyenler ve uzmanların anadilin kimlik, eğitim, travma ve kültürel hafıza üzerindeki etkilerini çok boyutlu biçimde ele aldığı panel, soru-cevap bölümünde Kürtçe soruların yöneltilmesi ve Kürtçe şiir okunmasıyla, savunulan dilsel çoğulculuğun somut bir ifadesine dönüştü.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.23.42 (2)

21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında, Eğitim Sen Adana Şubesi, İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi ve Adana Alevi Platformu tarafından düzenlenen “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır!” başlıklı panel Selman-ı Pak Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek’in yaptığı panelde Konuşmacılar: Psikolojik Danışman Mehmet Şirin Zorkol, Prof Dr.Leyla Işıl Ünal ve Araştırmacı Mehmet Seydalioğlu sunumlar yaptı.

Panelin açılış konuşmasını İnsan Hakları Derneği Adana Şube Başkanı Av Yasemin Dora Şeker yaptı daha sonra Adana Alevi Platformu adına Cemal Yağmur’da kısa bir konuşma yaptıktan sonra panelin oturumu başladı.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.25.20

İHD Adana Şube Başkanı Av. Yasemin Dora Şeker: “Kültürel Çeşitlilik Ve Kültürler Arası Diyalog Toplumsal Barışı Güçlendiren Temel Unsurlardır”

İHD Adana Şube Başkanı Av. Yasemin Dora Şeker, “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” panelinin açılışında yaptığı konuşmada, 21 Şubat vesilesiyle bir araya gelmenin anlam ve önemine dikkat çekti. Farklı dillerin bir arada, özgürce var olabildiği bir dünya tahayyül ettiklerini belirten Şeker, anadilin yalnızca bir iletişim aracı değil; kimliğin, kültürün ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olduğunu vurguladı.

21 Şubat’ın tarihsel arka planına değinen Şeker, 1947’de Hindistan’ın bölünmesinin ardından Bengal’in din temelli olarak ikiye ayrıldığını, Doğu Bengal’in daha sonra Doğu Pakistan olarak anıldığını hatırlattı. 1948’de Pakistan hükümetinin Urduca’yı tek ulusal dil ilan etmesi üzerine Bengalce konuşan halkın protestolara başladığını ifade eden Şeker, 1952’de Dakka Üniversitesi öğrencilerinin anadillerini savunmak için düzenlediği eylemlerde birçok kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Bu mücadelenin sonucunda 1956’da Bengalce’nin ulusal dillerden biri olarak kabul edildiğini, 1971’deki savaşın ardından Bangladeş’in bağımsızlığını kazanarak Bengalce’yi resmi dil ilan ettiğini aktardı.

Dünya genelinde yaklaşık 7 bin dil konuşulduğunu, bunlardan 2 bin 500’ünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirten Şeker, UNESCO’nun 17 Kasım 1999’da 21 Şubat’ı Uluslararası Anadili Günü ilan ettiğini ve 2000 yılından bu yana bu günün kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla kutlandığını anımsattı.

Anadilin, bireylerin kendilerini en güçlü biçimde ifade ettikleri ve kültürel varlıklarını sürdürdükleri temel alan olduğunu belirten Şeker, özellikle devletleşmemiş halkların anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılmasının ciddi eşitsizlikler yarattığını söyledi. Ulus-devlet anlayışının çoğu zaman tekçi ve asimilasyoncu politikalarla resmi dil dışındaki dilleri dışladığını ifade eden Şeker, oysa barış içinde bir arada yaşamanın yolunun dilsel ve kültürel çoğulculuktan geçtiğini vurguladı.

Kürt meselesinin demokratik çözümü ve toplumsal barışın tesisi açısından anadilinde eğitimin kilit önemde olduğunu belirten Şeker, Kürtçenin kamusal alanda kullanımının hâlâ çeşitli idari engellerle karşılaştığını; kültürel etkinliklerin yasaklandığını, cezaevlerine gönderilen Kürtçe kitap ve mektuplara el konulduğunu ve Kürtçe yer isimlerine yönelik müdahalelerin sürdüğünü dile getirdi. Kürt dili ve lehçelerinde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmasının çözüm sürecine önemli katkı sunacağını ifade etti.

Devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yer alan dil, kültür ve kimlik haklarına ilişkin çekincelerini kaldırması gerektiğini belirten Şeker, başta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere ilgili maddelerdeki çekincelerin geri çekilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca eğitimde ayrımcılığa karşı uluslararası yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini söyledi.

İnsan Hakları Derneği adına konuştuğunu belirten Şeker, kültürel çeşitliliğin ve kültürler arası diyaloğun toplumsal barışı güçlendiren temel unsurlar olduğuna inandıklarını ifade ederek, herkesin kendi anadiliyle eğitim alma ve dünya ile iletişim kurma hakkının ivedilikle hayata geçirilmesi için devleti somut adımlar atmaya çağırdı.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.29

Adana Alevi Platformu adına Cemal Yağmur: Dil; İnancımızın, Tarihimizin, Acılarımızın Ve Sevinçlerimizin Taşıyıcısıdır.

Saygıdeğer konuklar, değerli katılımcılar,

Bugün burada insanı insan yapan, düşüncelerimizi şekillendiren ve kültürümüzü nesilden nesile aktaran en kıymetli hazinemiz olan anadilimiz üzerine konuşmak; onu anlamak ve değerini vurgulamak için bir araya geldik.

Anadil, yalnızca kelimelerden ibaret bir iletişim aracı değildir. O; annemizin ninnisi, atalarımızın sesi, kimliğimizin aynasıdır. Dünyaya gözlerimizi açtığımızda sevgiyi, korkuyu, heyecanı ve bilgiyi ilk olarak bu dil aracılığıyla öğreniriz. Toplumsal hafızamızın, geleneklerimizin ve hayata bakış açımızın temel taşı anadilimizdir.

“Ana dil ana sütü gibi helaldir” sözü, onun bireyin hayatındaki dokunulmaz ve doğal yerini en güçlü biçimde ifade eder. Anadilini öğrenmek, yaşatmak ve geliştirmek her bireyin en temel hakkıdır. Bu hak, aynı zamanda insan onurunun ve kültürel varoluşun ayrılmaz bir parçasıdır.

Dilini kaybeden bir toplum köklerini kaybeder. Kökleri zayıflayan bir çınar nasıl ki zamana karşı direnemezse, dilinden uzaklaştırılan toplumlar da kültürel erozyona mahkûm olur. Bu nedenle anadilimize sahip çıkmak, onu zenginleştirerek gelecek kuşaklara aktarmak yalnızca kültürel bir sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal bir varoluş meselesidir.

Bizler biliyoruz ki anadili savunmak, yaşamı savunmaktır. Çünkü dil; inancımızın, tarihimizin, acılarımızın ve sevinçlerimizin taşıyıcısıdır. Her sözcük, bir geçmişin izini; her ağıt, bir hafızanın yükünü; her deyiş, bir direnişin sesini taşır.

Bu duygu ve düşüncelerle, dilimizin zenginliğinin farkına vardığımız, anadilimize hak ettiği değeri verdiğimiz ve onu özgürce yaşattığımız bir gelecek umuduyla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.26

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek: “Anadili, İnsanın Dünyayla Kurduğu İlk Bağdır. İlk Ses, İlk Anlam ve İlk Güven Deneyimi Ana Dil Üzerinden Şekillenir.”

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Cudi İmrek, “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” başlıklı panelde moderatör olarak görev yaptı. Panelin açılış konuşmasını yapan İmrek, anadilin yalnızca bir iletişim aracı değil, insanın dünyayla kurduğu ilk bağ olduğunu vurguladı.

İmrek konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Anadili, insanın dünyayla kurduğu ilk bağdır. İlk ses, ilk anlam ve ilk güven deneyimi ana dil üzerinden şekillenir. Bu nedenle ana dili meselesi yalnızca pedagojik bir tartışma değildir; aynı zamanda psikolojik, kültürel ve toplumsal bir meseledir.

Bugünkü panelimizin amacı, ana dilde eğitimin akademik ve pedagojik temellerini değerlendirmek; ana dilin bireyin kimlik inşası, travma süreçleri ve ötekileştirme karşısındaki psikolojik gelişim dinamikleri üzerindeki etkilerini tartışmaktır. Aynı zamanda dil, kültür ve inanç ilişkisini toplumsal bağlamda ele almayı ve tüm bu başlıkları hak, eşitlik ve insan onuru çerçevesinde düşünmeyi hedefliyoruz.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.23.39

Yusuf Tekin: “168 İsim Hakkında Suç Duyurusunda Bulunacağız”
Yusuf Tekin: “168 İsim Hakkında Suç Duyurusunda Bulunacağız”
İçeriği Görüntüle

Farklı disiplinlerde çalışmalar yürütmüş üç değerli konuşmacımız, konuyu üç ayrı perspektiften ele alacak: eğitim boyutu, psikodinamik ve kimlik boyutu ile toplumsal-kültürel boyut.

Amacımız bir polemik üretmekten ziyade, dil üzerine ortak bir düşünme zemini oluşturmak; farklı bakış açılarını yan yana getirerek ortak bir bilinç alanı açmaktır.

Panelimizin akışı şöyle olacaktır: Her konuşmacımız 20 dakikalık sunum yapacak, ardından 15 dakikalık soru-cevap bölümüne geçeceğiz. Sorularınızı mümkün olduğunca kısa ve tek soruya indirgenmiş şekilde ifade etmenizi rica ediyoruz.

Bu panelin, dil üzerinden insanı; insan üzerinden toplumu yeniden düşünmemize katkı sunmasını diliyorum. Hepiniz yeniden hoş geldiniz.”

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.23

Prof. Dr. Leyla Işıl Ünal: “Anadili Savunmak Yalnızca Pedagojik Bir Talep Değildir; Varoluşsal Bir Taleptir.”

Adana’da düzenlenen “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” panelinde konuşan Prof. Dr. Leyla Işıl Ünal, anadilinde eğitim meselesinin yalnızca pedagojik bir konu değil, aynı zamanda demokratikleşme, eşit yurttaşlık ve kolektif haklar meselesi olduğunu vurguladı. Konuşmasını eğitim bilimleri perspektifiyle şekillendiren Ünal, anadilinde eğitimin eğitim hakkı mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.

Anadilinde Eğitim Kimin Talebidir?

Merhaba herkese.
Hoş geldiniz. Ben de Adana’ya dışarıdan geldim ama sizlerin salonunda, bu tartışma zemininde bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Ben bir eğitim bilimciyim. Dolayısıyla meseleye eğitim bilimleri açısından yaklaşacağım. Önce genel bir çerçeve çizeceğim, ardından anadilinde eğitim konusuna yoğunlaşacağım.

“Anadilinde eğitim” dediğimizde önce şu soruyu sormamız gerekir: Bu talep kimin talebidir? Kimin ihtiyacıdır?

Elbette bu talep, dili baskı altına alınan, eğitim dili olarak kullanılmasına izin verilmeyen, kamusal alanda görünmez kılınan halkların talebidir. Burada özellikle şunu vurgulamak isterim: “Ana dili” ifadesini tekil bir dilden söz ediyormuş gibi kullanmıyorum. Türkçe de bir anadildir, Kürtçe de, Arapça da, Lazca da… Bizim kastettiğimiz, herkesin kendi anadilinde eğitim görme hakkıdır. Aynı zamanda herkesin kamusal alanda, kamusal hizmetlere erişimde, kendisini kendi diliyle ifade edebilmesidir.

Bu küçük gibi görünen fark aslında çok önemlidir. Çünkü mesele bir dili diğerine tercih etmek değil, eşitliği sağlamaktır.

Ulus Devlet ve Dil Politikaları

Bugün yaşadığımız sorunların kökenine baktığımızda ulus devlet süreçlerini görürüz. 18. ve 19. yüzyıllarda yaşanan uluslaşma ve ulus devletleşme süreçleri, çoğu zaman kanlı ve dışlayıcı süreçler olmuştur. Güçlü olan ulus, diğerleri üzerinde egemenlik kurmuş; tek dil, tek kimlik, tek inanç ekseninde devletler inşa edilmiştir.

Ulus devletin doğası, homojenlik üretmeye dayanır. Bu nedenle farklılıklar ya bastırılır ya da asimile edilir. Dil de bu sürecin en önemli araçlarından biridir.

Bugün hâlâ birçok ülkede –yalnızca Türkiye’de değil– dillerin kamusal alandaki varlığı sınırlıdır. Demokratikleşme düzeyi arttıkça bu baskı hafifleyebilir; ancak liberal demokrasilerin bile önemli bir sınırı vardır:

Bireysel hakları tanırlar, kolektif haklar söz konusu olduğunda ise geri dururlar.

Oysa anadilinde eğitim kolektif bir haktır. Belirli bir topluluğun, bir halkın, bir etnik grubun, bir kültürün ortak hakkıdır. Kadın hakları, inanç özgürlüğü, LGBTİ+ hakları gibi kolektif mücadele alanları da benzer biçimde egemen yapıların direnciyle karşılaşır.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.32

Eğitim Sistemi: Yeniden Üretim Mekanizması mı, Özgürleşme Alanı mı?

Eğitim hakkını yalnızca “okula gitme hakkı” olarak tanımlayamayız. Okullaşma oranının artması, tek başına eğitim hakkının gerçekleştiği anlamına gelmez.

Kapitalist toplumlarda eğitim sistemi büyük ölçüde egemen ideolojinin yeniden üretildiği bir alandır. Ders kitapları, müfredat, tarih anlatısı, değerler sistemi… Hepsi egemen ulusun, egemen inancın, egemen cinsiyet anlayışının perspektifinden şekillenir.

Tarih dersini açarsınız; egemen ulusun gözünden yazılmıştır.
Toplumsal cinsiyet rolleri ders kitaplarında yeniden üretilir.
Farklı inançlar ya yok sayılır ya marjinalleştirilir.

Dolayısıyla eğitim yalnızca bilgi aktaran bir sistem değildir; aynı zamanda ideolojik bir yeniden üretim mekanizmasıdır.

Oysa eğitim başka türlü de kurulabilir. Eğitim, bireylerin özgürleşeceği, özneleşeceği, kendi potansiyellerini geliştireceği bir alan olarak tasarlanabilir. Eğitim hakkı dediğimiz kavram tam da bu dönüşümü ifade eder.

Eğitim Hakkı Mücadelesi ve Kolektif Özne

Eğitim hakkı, ezilenlerin ve sömürülenlerin eğitimin yapısını ve amacını dönüştürme mücadelesidir. Bu yalnızca etnik bir talep değildir. Kadınların, LGBTİ+’ların, farklı inanç gruplarının, emekçilerin ortak mücadelesidir.

Bu mücadele, eğitimin içeriğini, yöntemini, amacını ve dilini değiştirmeyi hedefler.

Anadilinde eğitim bu mücadelenin kopmaz bir parçasıdır. Çünkü dil yalnızca iletişim aracı değildir; kültürdür, hafızadır, kimliktir, dünyayı anlamlandırma biçimidir.

Eğer kişi okula kendi kültürüyle giremiyorsa, kendi dilini sınıfa taşıyamıyorsa, kendi bilgisini eşit statüde paylaşamıyorsa orada gerçek anlamda bir hak söz konusu değildir.

Tercüme Değil, Dönüşüm

Anadilinde eğitim denildiğinde bazen mesele yalnızca teknik bir çeviri meselesi gibi ele alınıyor. “Mevcut müfredatı Kürtçeye çeviririz olur biter” deniyor.

Oysa mesele bu değildir.

Biz tercüme istemiyoruz.
Biz eşitlik istiyoruz.
Biz kültürümüzle sınıfta olmak istiyoruz.
Biz özne olmak istiyoruz.

Egemen içeriğin başka bir dile aktarılması, hak temelli bir dönüşüm değildir. Hak temelli dönüşüm, eğitimin içeriğinin de demokratikleşmesini gerektirir.

Okulda Görünmeyen Şiddet

Eğitim sistemine dahil olmak her zaman özgürleşme anlamına gelmez. Okul, bazen görünmeyen bir şiddetin alanı olabilir.

Bu şiddet fiziksel değildir; semboliktir.
Kişinin kimliğinin değersizleştirilmesi, dilinin yasaklanması, kültürünün aşağılanmasıdır.

Kadınlar bunu çok iyi bilir.
Etnik kimliği nedeniyle ötekileştirilenler bunu çok iyi bilir.
Farklı inanç grupları bunu çok iyi bilir.

Kendi dilinizde aşağılanmak, kendi dilinizde yok sayılmak bir şiddettir.

Bizim talebimiz, bu şiddetin ortadan kalktığı bir eğitim ortamıdır.

Anadili Savunmak, Yaşamı Savunmaktır

Anadili savunmak yalnızca pedagojik bir talep değildir; varoluşsal bir taleptir.

Dil yoksa hafıza yoktur.
Hafıza yoksa kültür yoktur.
Kültür yoksa eşitlik ve özgürlük mümkün değildir.

Anadilinde eğitim, yalnızca bir ders dili meselesi değil; eşit yurttaşlık, demokratikleşme ve özgürleşme meselesidir.

Bu nedenle anadilinde eğitim talebi, eğitim hakkı mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ve bu mücadele yalnızca bir halkın değil, bütün ezilenlerin ortak mücadelesidir.

Ben sözlerimi burada tamamlarken şunu söylemek isterim:
Eğer gerçekten demokratik bir toplum istiyorsak, herkesin kendi diliyle, kendi kültürüyle, eşit bir özne olarak yer aldığı bir eğitim sistemini kurmak zorundayız.

Anadili savunmak, yaşamı savunmaktır.

Teşekkür ederim.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.19 (1)

Psikolojik Danışman Mehmet Şirin Zorkol: “Anadili savunmak, bir varoluşu savunmaktır. Kimliksel kayboluşa karşı durmaktır.”

Okul Dili Anadilini Değersizleştirirse Ne Olur?

Okullarda en sık karşılaştığımız sorulardan biri şu: Eğer okul dili çocuğun anadilini değersizleştiriyorsa ne olur?

Ben meseleye tam da bu sorudan, kimliksel bir yerden bakmak istiyorum. Çünkü bu yalnızca pedagojik bir mesele değildir; doğrudan varoluşsal bir meseledir. Eğer bir çocuk okulda kendi anadilinin değersizleştirildiğini hissediyorsa, bu onun kimliğine, benliğine ve varoluşuna dokunan bir durumdur.

Bu panelde yaklaşımım; kimliksel varoluşu, travmatik süreçleri, ötekileştirmenin dil üzerindeki etkilerini ve anadil temelli yaklaşımların nasıl ortadan kaldırıldığını ele almak üzerine olacak. Mesele yalnızca bir eğitim dili meselesi değildir; bireyin varlık ile yokluk arasındaki gerilimidir.

Anadile Yabancılaşma ve İçselleştirilmiş Aşağılama

Sahada yürüttüğüm nicel ve deneysel çalışmalarda çok çarpıcı bir tablo görüyorum. Çocuklarımız kendi anadillerine yalnızca “öteki” gözüyle bakmıyor; aynı zamanda yabancılaşıyor. Kendilerini aşağılayıcı, yetersiz ve değersiz görmeye başlıyorlar.

Okullarda bir çocuk Kürtçe ya da kendi anadiliyle konuştuğunda, kimi zaman akranları tarafından alaycı ya da küçümseyici tavırlarla karşılaşabiliyor. Bu manipülatif yaklaşım, çocuğun iç dünyasında ciddi bir kırılma yaratıyor. Zamanla çocuk şunu düşünmeye başlıyor:
“Benim dilim bana yetmiyor. Kendimi ifade edemiyorum.”

Bu yalnızca bireysel bir mesele değildir; tarihsel ve politik bir arka planı vardır.

Eğitim Politikaları ve Kimlik İnşası

Tekçi ulus-devlet zihniyetinin eğitim politikalarında temel hedef, çocuğun kendi benliksel bütünlüğünü geliştirmesinden ziyade, belirlenmiş bir paradigma içerisinde şekillenmesidir. Kimlik dediğimiz şey yalnızca resmi bir dil üzerinden eğitim almak ve meslek sahibi olmak değildir.

Asıl mesele, belirlenmiş bir kültürel ve ulusal mantık çerçevesinde bir birey yetiştirmektir. Çocuk ne kadar kendi öz değerlerinden uzaklaştırılırsa, sistem açısından o kadar “kolay şekillendirilebilir” hale gelir.

Ancak kimlik, kişilik gelişiminin en temel dinamiğidir. Mizacın ve karakterin entegre olduğu yapıya kişilik diyoruz. Bu yapının temelinde ise kendini kabul vardır. Bir birey kendini kabul edemiyorsa, kendini değerli görmüyorsa, sonraki süreçte başkasından kabul görme mücadelesi başlar.

“Anadilim Annemin Konuştuğu Dil mi?”

Yaptığımız bir araştırmada çocuklara “Anadilin nedir?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap çok çarpıcıydı:
“Annemin konuştuğu dil mi?”

Çocuk için anadil kavramı bile belirsizleşmişti. Çünkü çeviriyle aktarılan kavramlar, dilin duygusal ve anlamsal derinliğini tam olarak yansıtmaz. Bir kelime yalnızca kelime değildir; bir duygudur, bir düşüncedir, bir hafızadır.

Anlamsallık kaybolduğunda kimlik de zayıflar. Düşünce dili ile ifade dili arasındaki kopukluk, çocuğun iç dünyasında çatışma yaratır.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.24

Akademik Başarı ve Ölçme-Değerlendirme Sorunu

Anadili dışında bir dille sınava tabi tutulan bir çocuktan aynı düzeyde başarı beklemek ne kadar adildir?

Türkiye’deki zeka testlerinin tamamı Türkçe uygulanıyor. Ancak çocuk soruyu tam olarak anlamıyorsa, bu test neyi ölçüyor? Çocuğun zekâsını mı, yoksa Türkçe yeterliliğini mi?

Karşılaştığım bir örnekte, zeka geriliği tanısı konulan bir çocuğa Kürtçe test uyguladığımızda parlak zeka düzeyinde sonuç aldık. Sorun çocuğun kapasitesi değildi; testin diliydi.

Anlama dili ile düşünce dili paralel gitmediğinde ciddi problemler ortaya çıkar. Bu nedenle özgül öğrenme güçlüğü tanısı alan birçok çocuğun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Fırsat Eşitliği ve Hazır Bulunuşluk

Okula başlama yaşı aynı olabilir. Ancak kültürel ve kimliksel hazır bulunuşluk eşit değildir. Hazır bulunuşluk yalnızca bilişsel değildir; aynı zamanda kültürel ve kimlikseldir.

Anadili Türkçe olmayan bir çocuk için okul, çoğu zaman yalnızca eğitim değil; bir var olma mücadelesidir. Eğitim öğretim süreci daha başlarken kimliksel bir kırılma yaşanabiliyor. Bu durumda “fırsat eşitliği” söylemi pratikte karşılık bulmuyor.

Düşünce dilimiz, rüyalarımız, yaratıcılığımız anadilimizle şekillenir. Potansiyelimiz yüksek olsa bile, başka bir dilde kendimizi ifade etmeye zorlandığımızda bu kapasite düşer ve gerçek performans ölçülemez.

Narsistik Kırılma ve Aşağılık Duygusu

Sağlıklı narsistik yapılanma, bireyin kendini değerli hissetmesiyle ilgilidir. Ancak bir çocuğa sürekli “dilin değersiz, kültürün değersiz” mesajı verilirse, bu yapı kırılır.

Yerine aşağılık duygusu gelir. Kişi kendini değerli kılmak için başkasına aşırı uyum göstermeye başlar. Şirin görünme, sürekli kabul arayışı, biat etme davranışları ortaya çıkar.

Bu durum yalnızca bireysel bir psikoloji değildir; toplumsal bir sonuçtur.

Seçmeli Dersler ve “Lütuf” Algısı

Anadil, temel bir haktır. Lütuf değildir.

Seçmeli dersler kimi zaman bir hak gibi sunulsa da, temel bir hakkın sınırlı ve koşullu biçimde verilmesi yeterli değildir. Hak temelli yaklaşım olmadan yapılan düzenlemeler, kimliksel varoluşu güvence altına almaz.

Her Sözcük Bir Duygudur

Her sözcük bir duygudur. Her sözcük bir düşüncedir. Bu duygu ve düşünceler ancak kendi dilimizle tam olarak örtüşür. Çeviriyle zihinsel derinlik inşa edilemez.

Mesele yalnızca kitapları farklı dillere çevirmek değildir. Zihnin benliksel oluşumundaki ana dinamiği görmek gerekir. Anadilin yerini Google çevirisi tutamaz.

Sonuç: Anadili Savunmak Varoluşu Savunmaktır

Burada mesele yalnızca Kürtçe konuşmak ya da matematik dersini Kürtçe görmek değildir. Mesele, kimliksel bir yeniden tanımlamadır.

Anadili savunmak, bir varoluşu savunmaktır. Kimliksel kayboluşa karşı durmaktır. Çocuklarımızın kendi anadilleriyle özgüven geliştirebilmeleri, kendilerini tanımlayabilmeleri ve potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için bu meseleye hak temelli bir perspektifle yaklaşmak zorundayız.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.16 (1)

Araştırmacı Mehmet Seydalioğlu: “Dil, Bu Anlam Dünyasının Temel Taşıdır. Kültür, Dil Aracılığıyla Şekillenir Ve Aktarılır. İnanç İse Hem Dilin Hem De Kültürün İçinde Anlam Kazanır.”

21 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla düzenlenen “Anadili Savunmak Yaşamı Savunmaktır” başlıklı panelde konuşan Araştırmacı Mehmet Seydalioğlu, anadilin yalnızca bir iletişim aracı değil, insanın varoluşunun ve kimliğinin temel taşı olduğunu vurguladı.

Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Seydalioğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Burada önemli olan sadece bizim ne söylediğimiz değil, sizin ne anladığınızdır. Eğer anadilin değerini ve önemini birlikte hissedebilirsek, buradan mutlu ayrılırız. 21 Şubat Dünya Anadili Günü hepimize kutlu olsun. Çünkü anadili savunmak, yaşamı savunmaktır.”

Dil, Kültür ve İnanç: Ayrılmaz Bir Bütün

Seydalioğlu, dil, kültür ve inanç arasındaki ilişkiyi analitik bir çerçevede ele aldı. İnsan topluluklarının yalnızca biyolojik varlıklar olmadığını belirterek, kültürel etkileşimin ve anlam üretiminin belirleyici rolüne dikkat çekti.

Dil, bu anlam dünyasının temel taşıdır. Kültür, dil aracılığıyla şekillenir ve aktarılır. İnanç ise hem dilin hem de kültürün içinde anlam kazanır.

“Dil yalnızca konuşmak, ihtiyaçlarımızı ifade etmek değildir” diyen Seydalioğlu, dilin aynı zamanda bir dünya görüşünün taşıyıcısı olduğunu söyledi. Dilsel kategorilerin bireylerin gerçekliği algılama biçimlerini etkilediğini belirterek şu örneği verdi:

“Köyde yaşayan bir insanın konuştuğu dil, kullandığı tarım aletleriyle, üretim biçimiyle şekillenir. Kente göç ettiğinde ise ulaşım araçları, mahalle isimleri, yeni ilişkiler yeni bir dilsel dünyayı beraberinde getirir. Dil, yaşanılan hayatla birlikte dönüşür.”

Dil Kutsalı Taşır: Ritüeller, Mitoloji ve İnanç

Konuşmasında özellikle inanç boyutuna değinen Seydalioğlu, ritüellerin, mitolojik anlatıların ve kutsal kabul edilen değerlerin dil aracılığıyla aktarıldığını söyledi.

Alevi inancındaki ziyaret kültürü üzerinden örnek veren Seydalioğlu, kutsal mekânlara atfedilen anlamın dil yoluyla kuşaktan kuşağa taşındığını belirtti. Kendi yaşamından bir anıyı paylaşarak şöyle dedi:

“Zor bir an yaşadığımda nenemin duasını hatırlarım. O dua ne bir köprüdür ne bir su kaynağıdır; ama bana güç verir. İşte bu manevi güç, dil aracılığıyla taşınır. Mitolojik anlatımların, duaların, deyişlerin hepsinde dil vardır.”

Bu nedenle anadilin kutsal olduğunu vurgulayan Seydalioğlu, anadilin kaybının yalnızca kelimelerin değil, bir hafızanın, bir inanç dünyasının ve bir kültürün kaybı anlamına geldiğini ifade etti.

Coğrafya, Kültürel Formlar ve İnanç Pratikleri

Seydalioğlu, farklı coğrafyalarda yaşayan Alevi topluluklarının kültürel pratiklerindeki çeşitliliğe değinerek, inanç biçimlerinin yaşanılan coğrafyadan etkilendiğini söyledi.

Şükrü Aslan’ın Mersin’de yürüttüğü bir araştırmaya atıf yapan Seydalioğlu, Tahtacı Alevilerinden Kürt Alevilere, Arap Alevilerden Türkmen Alevilere kadar farklı toplulukların ritüellerinde kültürel farklılıklar bulunduğunu; ancak cem ritüeli ve ocak sistemi gibi temel unsurların ortak kaldığını belirtti.

Ritüellerde müzik, toplumsal cinsiyet rolleri ve yerel geleneklerin etkili olduğunu ifade eden Seydalioğlu, tarihsel travmaların da inanç pratiklerine yansıdığını söyledi. 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim döneminde yaşanan katliamların ardından cemlerde “gözcü” bulundurma geleneğinin oluştuğunu hatırlattı.

Dil ve Kimlik: Kolektif Aidiyetin Temeli

Seydalioğlu’na göre dil, yalnızca bireysel bir deneyim değil, kolektif kimliğin temel bileşenidir. Ortak söylemler, semboller ve anlatılar grup aidiyetini güçlendirir.

Dil, kimliği hem ifade eder hem de yeniden üretir. Anadilin bastırılması ise kimliğin bastırılması anlamına gelir. Bu nedenle anadili savunmak, yalnızca kültürel bir talep değil, aynı zamanda demokratik ve insani bir haktır.

Değişim, Eleştiri ve İnanç

Konuşmasının bir bölümünde dinlerin tarihsel süreçte değişim ve dönüşümle ilişkisini tartışan Seydalioğlu, reform süreçlerine değinerek Martin Luther örneğini verdi. Reformun eleştiri ve yenilenme anlamına geldiğini belirtti.

İslam tarihine de atıfta bulunan Seydalioğlu, tarihsel süreçte farklı yorumların ortaya çıktığını; Alevi inanç sisteminin ise sözlü kültüre dayanarak şiirsel ve sembolik bir anlatım geliştirdiğini söyledi.

Şiirsel Dil ve Sembolizm: İnancın Estetik Boyutu

Alevi öğretisinde şiirsel anlatımın merkezi rol oynadığını belirten Seydalioğlu, Yunus Emre ve Pir Sultan Abdal gibi ozanların dili estetik ve öğretici bir araç olarak kullandığını ifade etti.

Metafor ve sembollerin, inanç deneyimini estetik bir boyuta taşıdığını söyleyen Seydalioğlu, tasavvufi kavramların yalnızca dini değil, aynı zamanda toplumsal ve eleştirel anlamlar da içerdiğini belirtti.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.06.41

Sonuç: Anadili Savunmak, Geleceği Savunmaktır

Konuşmasının sonunda Seydalioğlu, anadilin yalnızca geçmişin değil, geleceğin de teminatı olduğunu vurguladı:

“Anadilimizi korumazsak, hafızamızı koruyamayız. Hafızasını kaybeden toplum yönünü kaybeder. Bu yüzden anadili savunmak bir kültür meselesi olduğu kadar bir varoluş meselesidir.”

Panel, katılımcıların soruları ve değerlendirmeleriyle sona erdi. Anadilin yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılması gerekliliği bir kez daha güçlü biçimde vurgulandı.

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.06.39

Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.14Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.12Whatsapp Image 2026 02 21 At 19.07.13

Muhabir: Güven BOĞA