Hükümetin en düşük emekli maaşını 2026 yılı için 20 bin TL’ye yükseltmeyi öngören kanun teklifini Meclis’e sunması, emeklilerin yaşadığı derin yoksulluğu çözmekten uzak, kamuoyunu oyalamaya yönelik bir adımdır.
Bugün TÜRK-İŞ’in Aralık 2025 verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30 bin TL’yi aşmış, yoksulluk sınırı ise 98 bin TL’ye dayanmıştır. Bu koşullarda 20 bin TL’lik emekli maaşı, emeklileri açlık sınırının en az 10 bin lira altında yaşamaya mahkûm etmektedir.
Bu tablo, “sosyal devlet” söylemiyle değil, sosyal çöküş gerçeğiyle açıklanabilir.
Emekliler bugün yalnızca gıda harcamalarını dahi karşılayamaz durumdayken; kira, elektrik, doğalgaz, su, ulaşım ve sağlık giderleri tamamen yok sayılmaktadır. Açlık sınırının altında belirlenen bir maaş artışı, ne refah artışıdır ne de iyileştirmedir; bu olsa olsa yoksulluğun resmileştirilmesidir.
Hükümetin yüzde 18,48’lik artış oranını “müjde” olarak sunması, emeklilerin mutfağında yaşanan yangını görmezden gelmektir. Gerçek enflasyon, pazarda ve faturalarda hissedilirken, masa başı oranlarla emeklilerin yaşam hakkı törpülenmektedir.
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
-
Açlık sınırının altındaki hiçbir maaş insanca yaşam sunmaz.
-
Emeklilik bir “sadaka” değil, alın terinin karşılığıdır.
-
Emekliler bütçe kalemi değil, bu ülkenin emeğiyle ayakta duran yurttaşlarıdır.
Gerçek bir çözüm isteniyorsa, en düşük emekli maaşı en az açlık sınırı düzeyine çıkarılmalı; maaşlar gerçek enflasyona göre güncellenmeli ve emekliler yoksulluğa mahkûm edilmekten derhal kurtarılmalıdır.
20 bin lira ile ne geçim olur, ne huzur, ne de insan onuruna yaraşır bir yaşam.
Bu teklif, emeklilerin değil, yoksulluğun teklifidir.