Türkiye’de emekçiler için yaşam, uzun zamandır yalnızca geçim mücadelesi değil; aynı zamanda onur, adalet ve gelecek mücadelesidir. Artan hayat pahalılığı, güvencesiz çalışma biçimleri, sendikal hakların baskılanması ve sosyal devletin giderek daraltılması, emekçilerin bugünü kadar yarınını da belirsiz kılmaktadır. Ancak tarih göstermiştir ki emek mücadelesi, en karanlık dönemlerde dahi geleceği yeniden kurma iradesini içinde taşır.
Emekçinin Bugünü: Hayatta Kalma Eşiği
Bugün Türkiye’de milyonlarca emekçi, aldığı ücretle insanca yaşam arasındaki uçurumla karşı karşıyadır. Asgari ücret, geniş toplum kesimleri için ortalama ücrete dönüşmüş; yoksulluk sınırı ise emekçilerin ulaşamadığı bir çizgi haline gelmiştir. Uzayan çalışma saatleri, esnek ve kuralsız istihdam, taşeronlaşma ve kayıt dışılık, emeğin değerini aşındırmaktadır.
Bu tablo, yalnızca ekonomik bir sorun değildir. Emekçinin yaşam alanı daraldıkça, sosyal hayata, kültüre, eğitime ve sağlığa erişimi de sınırlanmaktadır. Yaşam, sadece çalışıp ayakta kalmaya indirgenmekte; geleceğe dair umut yerini kaygıya bırakmaktadır.
Mücadele Geleneği: Geleceği Kurma İradesi
Türkiye emek tarihi, hakların mücadeleyle kazanıldığının somut kanıtlarıyla doludur. Sekiz saatlik iş günü, sosyal güvenlik, sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme hakkı; hiçbirisi kendiliğinden verilmemiştir. Bugün bu hakların aşındırılması da tesadüf değil, bilinçli tercihlerinin sonucudur.
Ancak mücadele yalnızca geçmişin mirası değildir; geleceğin de anahtarıdır. Emekçilerin bir araya gelmesi, ortak talepler etrafında örgütlenmesi ve sözünü yükseltmesi, geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek temel etkendir. Mücadele, yalnızca ücret artışı talebi değil; eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam talebidir.
Gelecek Vurgusu: Nasıl Bir Türkiye?
Emekçiler açısından gelecek, güvenceli iş, adil ücret ve sosyal devlet demektir. Herkes için erişilebilir sağlık ve eğitim, emeklilikte yoksulluk değil huzur, çalışma yaşamında ise ayrımcılığın ve güvencesizliğin sona ermesi anlamına gelir.
Bu gelecek, piyasacı ve rant odaklı anlayışla değil; emeği merkeze alan kamucu politikalarla mümkündür. Vergide adalet, sendikal hakların önündeki engellerin kaldırılması, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin kâr hırsına kurban edilmemesi, emekçiler için geleceği somutlaştıran başlıklardır.
Umut ve Sorumluluk
Emek mücadelesi, sadece bugünün adaletsizliklerine karşı çıkmak değil; yarının nasıl bir ülke olacağını belirleme sorumluluğudur. Umut, kendiliğinden doğmaz; örgütlü emekle, dayanışmayla ve kararlılıkla büyür.
Türkiye’nin geleceği, emeğin sömürülmediği, yaşamın ucuz, insanın değersiz olmadığı bir düzenin kurulmasına bağlıdır. Emekçiler için yaşam ve mücadele, birbirinden ayrı kavramlar değildir. Mücadele varsa yaşam vardır; yaşamı savunmak ise geleceği savunmaktır.
Bugün atılan her dayanışma adımı, yükseltilen her hak talebi, yalnızca bugünü değil; çocukların, gençlerin ve henüz çalışma hayatına adım atmayanların yarınını da şekillendirecektir. Emekçiler açısından gelecek, mücadeleyle kurulacaktır.