Herşeyden önce belirtmem gerekir ki, festivalin yeteri kadar şeffaf olmadığını ve halk katılımının önemsenmediğini düşünenlerdenim.

Son senelerde film gösterimleri sadece bir avm’nin sinema salonlarında yapılmaktadır. Oysa, daha önceleri şehrin değişik yerlerindeki sinemalarda da gösterimler yapılırdı. Adana gibi büyük bir kentte sadece bir noktada gösterimlerin yapılması katılımı zorlaştırmaktadır. Trafik ve ulaşım zorluğu yaşanmaktadır. Önceki yıllarda yapılan festival sonrası değerlendirmelerde bu nokta defalarca belirtilmiş ve yetkililere iletilmiş olmasına rağmen, bu sene de aynı tutum sergilenmiştir. Ortada çeşitli söylentiler dolaşmaktadır. Diğer sinemaların gösterim cihazlarının teknik olarak yetersiz olduğu, festivale dahil olmak için yüksek meblağ talep ettikleri bunlardan bazılarıdır. Gerçeği bilemiyoruz. Çünkü, yetkililer herhangi bir açıklama yapmıyor, şeffaf olup halkı bilgilendirme zahmetine girmiyorlar. Daha da kötüsü, buna gerek duymuyorlar.

Bir de “festival konukları” problemi yaşanıyor. Her film festivalinde konuk olur, olmalıdır. Tanıtım ve değerlendirme için gereklidir. Altın koza festivalinde ise sanki gereğinden fazla konuk oluyor. Konukların hepsi sinema sektöründen midir, hepsi tanıtım ve değerlendirme fonksiyonunu yerine getirebilecek kişiler midir, hepsini festival komitesi mi davet etmiştir, bilinmiyor. Konuyu şöyle somutlaştırmak mümkün olabilir: Haklı olarak film gösteriminden bir saat önce biletlerin verilmesine başlanıyor. Çok daha önce gişe önünde sıraya giriyorsunuz, sıranın en önündesiniz, ekran açılıyor ve salonun yarısının dolu olduğunu görüyorsunuz. Nedenini sorduğunuzda o koltukların konuklara ait olduğunu öğreniyorsunuz. Bunun bir çözümü olmalı. Konuklara festival öncesi günlerde özel gösterimler yapılabilir. Daha da iyisi konuk sayısı azaltılabilir. Tanıdığım önemli bir film eleştirmeni konuk değildi ve bizler gibi sıraya girip, gişeden biletini alıyordu.

Bu yıl Altın Koza film festivalinde ana tema “plastik atıklar” olarak seçilmişti ve bu oldukça sevindirici idi, karar verenleri kutluyoruz. Konu ile ilgili iki belgesel film ve bir yarışma filmi vardı. Neden bu kararın verildiğini, plastik atık konusu ve Adana ilişkisini anlatan bir açıklama yapılabilir, festival içinde bir gün konu ile ilgili panel düzenlenebilirdi. Biraz hazırlıksız karar verildiği belli oluyordu.

Eskiden Altın Koza film festivallerinde “Halk Jürisi” olur, halkın en beğendiği film de ödül alırdı. Neden kaldırıldı ve yeniden önümüzdeki festivallerde uygulanamaz mı?

Festivalde izleyebildiğim filmlerden de kısaca söz etmek istiyorum. Bu yıl ulusal uzun metraj film yarışmasına katılan filmlerin düzey düşüklüğü kulaktan kulağa konuşulan bir konu idi, bazılarını izleyebildim.

“Bizim toprağımız” Arjantin filmiydi, ama anlatılanlar her bakımdan ülkemizde yaşananlara benziyordu.

“Buruk Noel”de İspanyol anlatım ustası Almadovar teknik ustalığını sergiliyordu.

“Ata Yurdu” benim açımdan festivalin en güzel filmiydi. İkinci savaş sonrası, 1949’da Almanya’ya dönen Thomas Mann’in batı ve doğu Almanya gözlemleri çok ilginç idi.

“Stella ile 8 Mart” belgeselini çok sevdim ve Türkiye’de feminizmin tarihi konusunda yeni bilgiler edindim.

“Nazik canavar”, çocuk pornosu hakkında teknik olarak sürükleyici ve taviz vermeyen içerikte bir film idi.

“Bir arada yalnız”, kanser nedeniyle çaresizlik içinde çırpınan bir aileyi anlatıyordu. En iyi film seçildi.

“Varlık” mütevazi bir yarışma filmiydi. Erzurum’da, iktidara yakın bir ailenin miras çekişmesini konu alıyor ve toplumsal yozlaşmaya ayna tutuyordu.

“Kefaret”, Irak işgali sırasında sivil kişileri öldüren bir Amerikalı askerin yıllar sonra vicdan muhasebesini anlatıyordu, izlenmese de olurdu.

“Bir oda hizmetçisinin güncesi” klasik bir eseri yeni bir yorumla ele alıyordu. Göçmenlik ve yabancı düşmanlığı konularını başarılı bir biçimde anlatıyordu.

“Ölü köpekler ısırmaz” plastik atık işini zemin olarak kullanıyordu, başarılı bulduğumu

söyleyemem.

“Moda evlilik” bir yarışma filmiydi, izlenmese de olurdu.

“Son yemek” bir Tayland filmiydi, tecavüz sonrası intikam arayışı konu ediliyordu. Gereksiz uzunlukta idi.

“Sarı zarflar” bir yıldır üzerinde konuşulan, geçen yıl Berlin festivalinde en iyi film seçilen, KHK rezaletini anlatan ve çok görmek istediğim bir filmdi. Senaryo, oyunculuk, anlatım, her bakımdan güzeldi.

“Yeni gelenler” filminin tanıtımında göçmenlik konusunun anlatıldığı yazıyordu, fakat daha ötesi de vardı, madenciliğin doğaya verdiği zararlar da işleniyordu. Öne çıkan kahramanların çocuk olması sürprizdi.

“İsyan”, yetmişlerin başında çekilmiş bir politik sinema başyapıtı idi. Tekrar izleyebilmek heyecan vericiydi.

Filmlerle dolu bir haftayı, bir film festivalini daha geride bıraktık. Emek veren, koşturan herkesin emeğine sağlık. Sadık festival izleyicilerine de selam olsun.

Yeni film festivalinde buluşmak üzere.

Yaşar Gökoğlu