Uzun yıllar Baro’da ve Türkiye Barolar Birliği çatısı altında genç meslektaşlarımla eğitim toplantılarında buluştum.
Hep aynı cümleyi kurardım:

“Bir uzmanlığınız olsun.
İsterse size ‘kaldırım uzmanı’, ‘taş uzmanı’ desinler…
Ama bir konuda uzman avukat desinler.”

Bu, mesleki kimliğin sigortasıydı.
Dağılmamış bilgi, derinleşmiş tecrübe, ayırt edici bir imza…

Bugün bu cümleyi hâlâ seviyorum.
Ama itiraf etmeliyim:
Bu iddiamdan ilk kez ciddi biçimde vazgeçmeyi düşünüyorum.

Sebebi çok net:
Yapay zekâ destekli hukuk programları.

Son dönemlerde bu sistemleri aktif biçimde kullanıyorum.
Ve sonuçlar…
İnsanı şoka sokacak kadar çarpıcı.

Elli dakika.
Evet, yanlış okumadınız.
Elli dakikada;
• emsal taraması yapılmış,
• içtihat eğilimi çıkarılmış,
• hukuki gerekçesi örülmüş,
• dili düzgün,
• sistematiği yerinde
bir dilekçe önümde duruyor.

Üstelik bu dilekçe “ortalama” değil.
Çoğu meslektaşın saatlerce uğraşarak yazacağından daha iyi.

Bu noktada insanın zihninde bir cümle çınlıyor.

21. Yüzyıl İçin 21 Ders adlı eserinde Yuval Noah Harari, şunu söyler:

“21. yüzyılda insanlar sadece işlerini değil,
mesleklerini de birkaç kez değiştirmek zorunda kalacak.”

Bu cümle, yıllar boyunca fütüristik bir uyarı gibiydi.
Bugün ise bir tespit.

Ama Harari’nin uyarısı tek başına yeterli değil.
Buraya bir de Daron Acemoğlu’nu eklemek gerekiyor.

Acemoğlu, teknolojinin kader olmadığını söyler.
Yapay zekânın nasıl kullanılacağına toplumların karar verdiğini vurgular.
Teknoloji ya emeği değersizleştirir
ya da insanı daha anlamlı işlere taşır.

Peki hukuk?

İşte mesele tam burada düğümleniyor.

Yapay zekâ, avukatın:
• emsal arama,
• karar okuma,
• taslak yazma,
• literatür tarama

gibi zaman tüketen ama zihinsel olarak en az yaratıcı işlerini hızla devralıyor.

Bu, kötü bir haber değil.
Ama rahatlatıcı da değil.

Çünkü şunu açıkça söylüyor:

Artık “çok çalışkan” avukat olmak yetmeyecek.
“Çok okuyan” avukat olmak da.

Uzmanlık hâlâ değerli.
Ama artık tek başına yeterli değil.

Yeni dönemde belirleyici olacak olan şey şu:
• Hangi davanın gerçekten kazanılabilir olduğunu sezebilmek,
• Hangi argümanın hâkimi ikna edeceğini öngörebilmek,
• Dosyayı sadece hukuken değil, insani ve psikolojik olarak da okuyabilmek,
• Yapay zekânın sunduğu metni stratejiye dönüştürebilmek.

Kısacası:

Avukatlığın geleceği “bilgi”de değil, muhakemede.

Yapay zekâ, bizi mesleksiz bırakmayacak.
Ama şunu kesin yapacak:
Ortalama avukatlığı ortadan kaldıracak.

Belki de genç meslektaşlara artık şunu söyleme zamanı gelmiştir:

“Bir uzmanlığınız olsun.
Ama ondan da önemlisi,
değişmeye direnmeyin.”

Çünkü bu çağda sabit kalan tek şey var:
Uyum sağlayamayanın geride kalması.

Ve belki de en acı gerçek şu:
Bu dönüşüm henüz yeni başlıyor.

AV.BÜLENT MARAKLI